A+ A-

Yağlı güreş müsabakasından bildiriyorum

Kanka, Sancaktepe’ye doğru, kavşaklardaki çiçeklere yağlı güreş yayını yapan LED ekranlar göreceksin. Sakın şaşırma. Devam et. Yolun ben dahil üç-beş kadının dışında silme amcaların izlediği ata sporları müsabakasına çıkacak. Müsabakalardan ziyade nelerle karşılaşıp neler düşüneceksin, anlatayım...
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 22 Haziran 2015 Pazartesi, 14:19

[Haber görseli]

18 yıllık İstanbul yaşantım boyunca, itiraf etmeliyim ki yolum Sancaktepe’ye hiç düşmemişti. Zaten yazıyı yazmadan önce belediyenin sitesine bakarak Sancaktepe’nin 2008 yılında Sarıgazi, Yenidoğan ve Samandıra beldelerinin (köylerinin) birleştirilermesiyle ilçe yapıldığını öğrendim. Bu, mahallenin hâlâ arsa ve çayırlara sahip olmasını da açıklıyor. 

Sancaktepe, İstanbul’un en yoğun göç alan yerlerinden biri, nüfusu 300 bin. Mahalleye vardığımda ilk fark ettiğim şey, oldukça muhafazakar oluşu. Sokaklarda başı örtüsüz pek az kadın var. Aslına bakarsanız bir pazar günündeyiz ve ortalıkta pek kadın yok.

Sancaktepe Belediyesi’nin düzenlediği ve TRT’nin canlı yayınladığı yağlı güreş müsabakalarını izlemek üzere oradayım. Çayır alanının otoparkında karşılaştığım ilk üstü çıplak, altı deri pantolonlu ve baştan aşağı yağlı gençle birlikte doğru adreste olduğumuzu anlıyorum. Alanın dışında kalabalık bir zabıta ekibi ile ambulanslar bekliyor. Buram buram zeytinyağı kokusu ile karşılandıktan hemen sonra, güreş tutulan alanı çevreleyen tribünlerde de toplamda 3 hadi bilemedin 4 kadın görmek beni iyiden iyiye sarsıyor. Aksi gibi üstümde kısa olmamakla birlikte elbise var. Kimseyle göz göze gelmemeye ve varlığımı fazla hissettirmemeye gayret ederek, izleyici amcalar arasındaki yerimi alıyorum.

 

Bağış anonsları

Güreş tutulan alanda takibi zor, karışık müsabakalar sürüyor. Değişik sıkletlerden, bazıları çocuk sporcular hep birlikte güreştiklerinden arada ufak kazaların olması kaçınılmaz. Alandaki sunucunun sık sık sağlık ekibi çağırdığını duyuyoruz. 

Zaten sunucunun temel görevi süren güreşleri anlatmak değil, çeşitli anonslar yapmak. Misal Sancaktepe eşrafını tek tek gezerek 30 milyar, 40 milyar bağış topluyor. Sancaktepe Belediye Başkanı bağış açılışını 300 milyardan (sunucu henüz TL’den sıfırları atmamış) yaptığı için, başkana yürekten bir alkış tutmamız isteniyor. Nankör değiliz, tutuyoruz. Ama sunucu kendini tutamıyor: “Eyyy Sancaktepeliler! Tenteleriniz güneşten koruyor, güreşe girişler ücretsiz, sandviçleriniz, dondurmalarınız ayağınıza geliyor. Hani değerli belediye başkanımıza alkış?!!!” Bu anonslardan sonra, tüm bu harcamaların belediye başkanının şahsi hesabından yapıldığına ikna olmuşçasına, yürekten bir alkış daha kopartıyoruz.

 [Haber görseli]

Kafamda deli sorular

Hani insanın çok akıllıca fikirler bulduğunu sandığı anlar vardır. Misal “Parmak uçlarımızda gözler olsa, çok acayip kullanışlı olmaz mıydı?” sorar insan kendine. Sonra kendini haklı bulur, “Vay efendim, ben bunu nasıl da daha önce düşünmedim” filan der. İşte geleneksel yağlı güreş, bu fikri bulduğunuz dakikaya lanet etme imkanı sunan bir spor. Özellikle güreşçilerin elleri kispetler içinde kayboldukça kendimi tutamayıp “Neden?” diyorum yanımdakilere. Bir cevap alamıyorum. 

Güreşin bu dalıyla ilgili sorularım bununla sınırlı değil. Yağlı güreş ata sporumuz ve elbette onurlu bir gelenek olarak devam ettirilmeli. Lakin hiç mi evrilmemeli, içindeki temel ayrımcılıktan hiç mi sıyrılmamalı? Neden kadınların iştirakine bu denli kapalı? Neden bazı belediyeler kadın ve erkeğin eşit oranda katılıp keyif alabileceği sporları desteklemez? İşte bunlar müsabakalar boyunca aklıma dadanan sorular. Ve inanın cevabını bulmak o kadar kolay olmuyor.

Er meydanında mücadeleler sürerken ben de kendimi olayın akışına, sporun insanları birleştirici gücüne kaptırmak istiyorum. Hatta güreşçilerden kendime favori bile belirliyorum. Tabii güreşe tek başına konsantre olmak, geleneksel adıyla cazgırın (TL’den sıfır atmayan sunucu) bitmek bilmeyen sunumları yüzünden pek mümkün olamıyor. En yüksek desibelde mikrofonlanmış o ses, davulu zurnayı bile kolayca bastırıyor.

 

Şişme mini cami 

O esnada şölen alanı olarak adlandırılan çimenliğin karşı ucunda, izleyicilerin savurdukları çöplerini toplamak üzere belediye işçilerinin hazır beklediği tribünlerin köşesinde, şişme bir oyun evi ilgimi çekiyor. “Ne hoş, çocuklar için de bir şeyler düşünülmüş” diye ümitlenirken, şişme nesneye daha dikkatli bakıyor ve onun aslında şişme mini bir cami olduğu anlıyorum. Belki de mescit olarak kullanılan balon mekan, ister istemez alana Sancaktepe Bienali havası veriyor. Yanımdaki arkadaşım “Biz bunu bienale iş diye yapsak dine hakaretten ceza almaz mıyız yaa?” soruyor ümitsizce. İşte size cevapsız kalan bir soru daha.

Yanımdaki arkadaşlarla “Aslında bu güreşlerin altına şöyle baba bir metal çalsak, müsabakalar dünyaca izlenir bir heyecan yaratabilir” diye konuşurken sazlı-sözlü bir türkü çalmaya başlıyor. Fakat o bildiğiniz türkülerden değil maalesef, bizzat Sancaktepe Belediye Başkanı’nın şahsı ve Sancaktepe Mahallesi üstüne bir eser. “Belediye Başkanı’nı gün ışığı, ilçeyi de İstanbul’un en güzel yeri” olarak betimleyen eser sona erdiğinde, biz de iki saat süren güreş keyfinin sonuna geldiğimizi anlıyoruz. Havadan nem kapar gibi zeytinyağı kaptık, cildimizde tuhaf bir yumuşaklık, kulaklarımızda yoğun bir uğultu var.

Çıkışta zabıtalar nedense artık yerinde değil; onlarca seyyar satıcı, köfte, çay, kahve tezgahları, hatta yol kenarında satırla et kesen bir delikanlı bile görmek mümkün. 

Aracımız Sancaktepe’yi terk ederken gün ağır ağır batıyor ve kavşaklara kurulmuş dev LED ekranlar, kavşağa dikilmiş çiçeklere naklen yağlı güreş yayını yapmayı sürdürüyorlar. İnsan gelecekle geleneğin böylesi buluşmaları karşısında duygulanmasın da ne yapsın Allah’ınızı severseniz? 

Comment disclaimer
comments powered by Disqus