Tek gecelik empati

Bu konuları sıkça dile getirdiğimde içi daralanlar oluyor. Öyle ya dinlemesi zor konular. Yine mi down, yine mi otizm?

28 Şubat 2020 Cuma, 17:40


Geçen yıl bir hastanenin acil servisinde çalışan bir doktor, bize gece nöbetinde bir hastasıyla yaşadıklarını aktarmıştı. Twitter’a yazdığı mesajda bir kalp krizi sonrası gelen hastasının ağladığını söylüyordu. Adam gözyaşları içinde doktora, kendisini eve geri göndermesi için yalvarıyordu. Oysa ciddi şekilde hayati tehlikesi vardı ve değil eve gitmek yataktan bile kalkması mümkün değildi. Peki ama kalp krizi geçiren biri, hem de o krizin hemen sonrasında doktora, hastaneye kavuşmuşken, aslında bakım görmek, iyileşmek isterken neden hemen evine geri dönmek istesin?

Çünkü o an hayatı belki de o doktorun ellerine teslim edilmiş bu adamın evde tek başına bıraktığı down sendromlu bir oğlu vardı. Eşi bir süre önce hayata veda etmiş, baba oğul baş başa kalmışlardı. Oğlunun evde tek başına büyük güçlükler çekebilecek durumda olduğunu babasının telaşından tahmin etmek zor değil. Anne veda ederken içi rahat mı ayrılmıştır bu hayattan? Hiç sanmıyorum. Büyük ihtimalle oğlunu bırakıp giderken gözü arkada kalmıştır. Benden sonra babası da vefat ettiğinde down sendromlu çocuğum kime güvenecek, yaşamını nasıl devam ettirecek diye düşünmüştür. Aynı bizler gibi, down sendromlu, otizmli ya da başka farklı engel gruplarından çocukların aileleri gibi. Bizler için hayatın en önemi sorusu: “Bizden sonra ne olacak?”

Gelişmiş ülkeler çoktan vazgeçti

Ülkemizde çocuklarımızın bizden sonraki yaşamlarını sürdüreceği yaşam alanları yok denecek kadar kısıtlı. Mevcutların da yaşam koşulları maalesef hiç iyi durumda değil. Pek çoğu temizlik ve güvenlik dışında pek bir hizmet veremiyor kalanlara. Üstelik buraya giren engelli bireylerin tekrar toplum içinde çıkması gibi bir hedef de yok. Daha yirmili yaşlarda olup bakımevine giren bir otizmliyi düşünelim. Ortalama yaşam süresi yetmiş yaş diye düşünsek elli yılını aynı binada, aynı dört duvar arasında geçirecek demektir. Bu son derece insanlık dışı bir senaryo, böyle bir yere hapishane demek de daha doğru oluyor bu durumda. Bu konularda gelişmiş olan ülkelerdeki sistemler izole edilmiş bakım merkezi modelinden çoktan vazgeçti ve çok daha insani olan toplum içinde, evlerde, asistanlı yaşama dönüştürüldü artık.

Çok değil bir gece yeter

Oysa bizde her şeyden önce ülkemizde bu konularda eğitim almış uzman bakım verenler, bu işlere uygun eğitilmiş kadrolar yok. Zira henüz üniversitelerimizde böyle bölümler mevcut değil. Bakımevleri açma ve sürdürülebilir şekilde yürütme işi özel sektöre devredilmiş durumda ve denetimler de haber verilerek rutin denetim şeklinde yapıldığından çoğu yerde koşullar çocuğunuzu emanet etmek istemeyeceğiniz kadar kötü. Bu konuda gerçek bir sosyal politika hâlâ oluşturulmuş değil. İşin kötüsü umut verecek bir çalışma da görünmüyor ufukta. 

Bu konuları sıkça dile getirdiğimde içi daralanlar oluyor. Öyle ya dinlemesi zor konular. Yine mi down, yine mi otizm? Canını sıktıklarımdan bazıları sivil, bazıları ise kamu görevlileri. Onlardan tek isteğim var; kendi çocuklarını bir gece için bu bakımevlerinden birine bıraksınlar, çok değil, tek bir gece. Sonraki hayatlarını o tek geceyi düşünerek yaşasınlar. Empati için tek bir gece bile yetecektir.

Kapak fotoğrafı: Aris Messinis (AFP)