'Hilmi Özkök dönemi sorgulanmalı'

15 Temmuz darbe girişiminin ardından pekçok kitap yazıldı. Gazeteci Aytunç Erkin'in yeni kitabı ‘Dayının Casusları’ yeni belge ve bilgileriyle ayrışan bir kitap olmuş. Erkin’e göre, FETÖ dini görünümlü bir istihbarat örgütü. Peki MİT’ten Genelkurmay’a giden mektuplarda neler yazıyordu, 418 numaralı odanın sırrı neydi, Nurettin Veren’in ifadesi neden sırra kadem bastı, dayının ilk parmak izini kim tespit etti. Röportaj için buluştuğumuz Erkin'e göre Hilmi Özkök dönemi iyice araştırılmalı...

28 Ocak 2020 Salı, 02:00

- Kitabın adı Dayı’nın Casusları… Fethullah Gülen’in kod adı nereden geliyor. Bu konuda bir esnafla da konuştunuz, değil mi?

Esnaf evet… 1979’da örgüte katılmış, 2001’de de örgütten kopmuş bir isim. ‘Dayı’ derdik diyor! Neden dediğimde, bilinçsizce bir alışkanlıktan dolayı. Herkes öyle konuşunca… Ancak… Pensilvanya’ya giden bir polis ve eşinin geldiğini görevli şöyle duyuruyor: Dayının akrabaları geldi. Mahrem sınıftan olan, asker, polis, savcı veya MİT’çi… Bunlar Dayının akrabaları hep!

- Askeri Adalet İşleri Başkanı'nın odasında yapılan bir toplantı var ve o toplantı yasadışı olarak dinleniyor. Kitapta ilk kez yer alan bilgilerden biri bu, anlatır mısınız?

Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, Eylül 2009'da gözaltına alındığında, yapılan aramada el konulan, soruşturmlarında kullandığı işyeri dizüstü bilgisayarına emniyette dinleme cihazı konuyor ve Askeri Adalet İşleri Başkanı'nın odasında yapılan bir toplantı yasadışı olarak dinleniyor. Bu toplantıda odada bulunan kişiler, yasadışı kaydedilen dinleme esas alınarak şüpheli olarak Beşiktaş Adliyesi'ne çağırılır. Hakim olmalarına, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu'na tabi olmalarına rağmen, bakanlıktan soruşturma izni alınmadan, yasadışı olarak Zekeriya Öz tarafından soruşturma yapılır, ifadeleri alınır, tutuklamaya sevk edilirler. Ancak tutuklanmazlar. 

- Reha Taşkesen, Hulusi Akar’a Afganistan’dayken okuduğu Çılgın Türkler kitabını öneriyor, Kara Harp okulu öğrencilerinin bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyordu. Akar’ın yanıtı: Genelkurmay Başkanlığı’na sormam lazım… oluyor. Bu bize neyi gösteriyor?

Birincisi… Şu Çılgın Türkler kitabını Kara Harp Okulu’nda okutmak için Genelkurmay’dan izin almaya gerek var mı? Kim bu kitabın okunmasından rahatsız olur ki! Demek ki bu kitabı okuldaki cemaatçiler ya da başka gruplar istemez diye düşünüyorlar!

- Tümgeneral Reha Taşkesen, Mehmet Dişli’nin cemaatçi olduğunu tespit ediyor. Bu bilgiyi alay komutanıyla da paylaşıyor. Ve sonra Dişli’yi rahatsız etmeye başlıyor. Hulusi Akar’la çalışan Dişli, Amerika’ya gidiyor. Kitapta bir soru soruyorsunuz: Hulusi Akar, genelkurmay başkanı olduğu dönemde ve kara harp okulu komutanlığı sırasında Mehmet Dişli’nin Fethullahçı olduğunu neden tespit edemedi diyorsun. Aklınızda ne var?

Bilmemesi imkansız. Tümgeneral Reha Taşkesen’in hikayesiyle başladım kitaba… Çünkü ilk kırılma noktalarından birisi… Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün fetullahçıların yolladığı ihbar mektuplarını ciddiye alması, Taşkesen Paşa’nın hazırladığı dosyayı kabul etmemesi… Esas meseleye geliyoruz! Hilmi Özkök dönemi iyice araştırılmalı ve kitapta yeni belgeler var!

- Neden ısrarla o dönemin araştırılmasını söylüyorsunuz?

Çünkü Fetullah'a bilerek ve isteyerek yardım eden odur ve o dönemin medyasıdır. Bunlar savcılık tarafından sorgulanmalıdır. 

- Ciddi bir iddia... Dikkatimi çeken bölümlerden biri de şuydu: Nurettin Veren, örgütü içeriden tanıyan ve ilk ifşa edenlerden biri. Genelkurmay Askeri Savcılığına bir ifade veriyor, sonra kayboluyor, hikayesi nedir?

Nurettin Veren’in ifşalarını ilk yazan benim. 2002’te arka arkaya beş kapak dosyası yaptık Aydınlık’ta. 2005’te de Nurettin Veren’in anlattıklarını kitaplaştırdım. Bir gün Genelkurmay'dan telefon geliyor. Veren’in elindeki bilgi ve belgeleri istediler. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın (21 Kasım 2019’da hayatını kaybetti) Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Genelkurmay Askeri Savcılığı Nurettin Veren'i ifadeye çağırdı. Askeri Savcılığın çağırma nedeni Veren'in televizyonlarda ve kitaplarda, Fetullahçı gizli örgütlenme ile ilgili açıklamalarıydı. Askeri Savcılık, Veren'den TSK içindeki Fetullahçı yapılanmayı anlatmasını istedi. Anlattı, hatta TSK'daki örgütlenmeyi sağlayan ismi bile söyledi. Sonra o görüntüler ve ifade kayboldu. Veren'in 8 saatlik görüşmesi sır oldu! 6 Ağustos 2017… Veren'e o gün neler yaşandığını sordum: “Genelkurmay'dan telefon geldi ve görüşmeye gittim. Bu görüşmeden birkaç saat sonra telefonum çaldı” dedi. 

- Arayan kim?

“Az önce arandığın yerden arıyorum. Buraya gelirsen sonun Ahmet Taner Kışlalı gibi olur” diyen ve kapatan biri. Veren anlatmaya devam etti: “Durumu Genelkurmay'a bildirdim ve görüşmeyi erteledik. Bu arada beni arayan numarayı savcılığa verdim, Ankara Keçiören'den ankesörlü bir telefondan aranmışım. Belirlenen yeni bir tarihte Genelkurmay'da Askeri Savcılık tarafından 8 saat görüntülü ifadem alındı. TSK'daki imamın adını bile verdim. Sait Sürmeli Aksoy'du. Şimdi firarda. Siyasi bağlantıları anlattım. Örgütün şemasını, neler yaptıklarını… Sonra o görüntülü ifadem kayboldu. Bu arada Keçiören'deki ankesörlü telefon kulübesinin de görüntü kayıtları bulunmalı.” 8 yıl sonra o görüntülerin peşine düştü… Yıllar sonra… 2014 yılında Nurettin Veren o görüntülerin peşine bir kez daha düştü. Emniyet ve savcılığa başvurdu: “İfademi lütfen bulun.” İfade bulundu ancak 8 saatlik konuşmadan iki-üç sayfalık metin hazırlanmıştı.

- Yıllar sonra bu ifade ortaya çıkıyor, kim ortaya çıkarıyor, ne yazıyor o ifadede?

Bugün darbe girişimine karışmış ya da firar etmiş isimler var. Kim mi buluyor? Dayının ilk parmak izini bulan Genelkurmay Askeri Hakimi Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu!

HASIRALTI EDİLMİŞ

- Bir 418 numaralı oda var. Sırrı nedir?

Neler yok ki! Bir örnek… … (Darbe girişiminden 4 ay önce gönderilen ihbar mektubu) 21 Mart 2016 tarihli, özel bilgi notu başlıklı 6 sayfadan oluşan yazının sonuç ve değerlendirme kısmında… “TSK’nın Fethullahçı kadrolaşmaya karşı kendini koruma sistemi yok denecek kadar azdır. Zira bu kadrolaşmayı algılayacak vasıtalardan yoksundur. MİT, Fethullahçı kadrolaşma ile ilgili hiçbir bilgi vermemektedir. Emniyet zaten kendisi Fethullah’a teslim olmuştur. TSK’nın kendi istihbarat ağını ve İstihbarata Karşı Koyma birimlerin çok ivedi olarak kurmadıkça, MİT ve Emniyet’in insafına sığınarak bu konuda kendisini koruması mümkün görülmemektedir. Sonuç olarak Fethullah Gülen tipi yapılanmanın diğer kuruluşlar kadar büyük oranda ol masada TSK’ya da ciddi şekilde sızdığı, radikal bir temizleme yapılmaz ise TSK’nın da diğer kurum ve kuruluşlar gibi tamamının bu grubun kontrolüne geçebileceği değerlendirilmektedir…” Mektup bu! Yani darbe girişimini çözecek mektuplardan biri istihbaratçının odasından çıkıyor! Hasır altı edilmiş! 

- MİT’ten Genelkurmay’a tam 22 mektup gidiyor. Ne var o mektuplarda?

Genelkurmay içindeki cemaatçi subaylarla ilgili mektuplar ve bunlar darbecilerin odalarındaki çekmecelerden çıktı. Biz bunları okudukça şaşırıyoruz. Okuyucu da şaşıracak. Bu bir Fetullah kitabı değil! Tam anlamıyla Gladio’nun dini görünümlü istihbarat örgütünü anlatıyorum ve Dayının askerleri onlar!

İHBARLARI CİDDİYE ALMAYAN KİMDİ?

- “Koca koca generaller, kurmay subaylar, hakim-savcılar, emniyetçiler, bir din adamının peşinden nasıl gider? Bunu anlamak mümkün değil”. Sahiden sizin de söylediğiniz gibi herkesin yıllardır merak ettiği soru bu. Cevabını buldunuz mu bu kitabı yazarken?

Buldum…1999’da ABD’ye ‘giden’ ve karargahını Pensilvanya’da kuran Fetullah Gülen, “Ölçü ve Yoldaki Işıklar” kitabının 208’inci sayfasında “Hizmet İnsanı” başlıklı bölümünde şöyle der: “… Hizmet insanı, gönül verdiği dava uğrunda kandan-irinden deryaları geçip gitmeye azimli ve kararlı; varıp hedefine ulaştığında da her şeyi sahibine verecek kadar olgun ve Yüce Yaratıcı’ya karşı edepli ve saygılı.. hizmet adına her ses ve soluğu zikir ve tespih, her ferdi mübeccel ve aziz bilip, muvaffakiyetlerinden ötürü alkışlayacağı kimseleri de putlaştırmayacak kadar Rabb’in iradesine inanmış ve dengeli.. ortada kalmış herhangi bir iş için herkesten evvel kendini mesul ve vazifeli addedip, hakkı tutup kaldırmada, yardıma koşan herkese karşı hürmetkâr ve insaflı.. müesseseleri yıkılıp plânları bozulduğu ve birliği dağılıp kuvvetleri tarumar olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli; yeniden kanatlanıp zirvelerde pervaz ettiği zaman da mütevazi ve müsamahalı.. bu yolun sarp ve yokuş olduğunu baştan kabul edecek kadar rasyonel ve basiretli; önünü kesen cehennemden çukurlar dahi olsa, geçilebileceğine inanmış ve himmetli.. uğruna baş koyduğu davanın kara sevdalısı olarak, cânı-cânânı feda edecek kadar vefalı ve geçtiği bu şeylerin hiçbirini bir daha hatırına getirmeyecek kadar da gönül eri ve hasbî olmalıdır…” Generallerin yol haritası bu tanım!

- Sizce darbenin cevaplanamamış çok sorusu var mı?

Bence açık bir darbe girişimi. Kontrollü değil… Bunu söylediğiniz zaman o örgütü küçültmüş olursunuz! Yanıtlanmamış sorular var evet! Mesela… 1 yıl öncesinde darbe yapacakları konusunda gelen ihbarları kim ciddiye almadı? Kitapta var! Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e gelen ihbar mektubu ne oldu?