Göz göre göre...

Suriye krizinde ABD ve Rusya ile ayrı uzlaşılara giren Türkiye için sınırı başındaki İdlib uzun süredir kördüğüm... Rusya-İran-Türkiye’nin 2017’de Astana süreciyle “çatışmasızlık bölgeleri” uzlaşısının alanlarından olan İdlib için, yaklaşık bir yıl sonra Moskova-Ankara hattında “silahsız bölge” oluşturulmasını içeren Soçi mutabakatına varılmıştı. Türkiye’nin Rusya’ya, bölgedeki muhalif unsurlara silah bıraktırılması sorumluluğu gibi zorlu bir taahhütte bulunması ise ilk günden tartışmaların merkezindeydi.

04 Şubat 2020 Salı, 02:00

Soçi uzlaşısında Ankara’nın hedefi; İdlib’e yönelik Suriye ordusunun operasyonlarının, alanda ilerlemesinin ve bölgedeki ateşle birlikte sivil kayıpların, yoğun göçün önüne geçmekti. Ayrıca uzlaşı Halep’i Şam’a bağlayan kritik önemdeki M-5 ve doğu-batı eksenli M-4 karayollarının açılmasını da kapsıyordu. Ancak süreç beklenildiği gibi çıkmazlarla dolu oldu. Rusya destekli Suriye ordusu, ülkede cihatçıların etkinliğindeki son büyük alan olarak görülen İdlib’e yönelik kuşatmasını yoğunlaştırdı. Terör örgütü Nusra bağlantılı HTŞ’nin geniş oranda etkinliğindeki bölgede, muhalif ÖSO bağlantılı grupları destekleyen Türkiye, silahsızlandırılmış bölge vaadini tam yerine getiremedi. Muhalif grupların parçalı, bölünmüş yapısı, İdlib’in adeta kimin eli kimin cebinde misali Körfez’in Sünni ülkelerinden Şii İran ve müttefiklerine, ABD’ye uzanan vekil sahası haline gelmesi de bunda etken. Tıpkı Şam-Moskova ile Ankara arasında “ılımlı muhaliflerin” kim olduğuna yönelik uzlaşının sağlanamaması gibi...

TSK’nin bölgedeki kimi gözlem noktası Suriye ordusunun kuşatması, hatta zaman zaman ateşi altında kaldı. Gerilimin yükseldiği zamanlarda ise tansiyon Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in bizzat devreye girmeleriyle düşürülmeye çalışıldı. Son haftalarda İdlib’de Rusya’nın hava desteğiyle Suriye ordusunun ilerleyişi hızlanmış durumda. Suriye ordusu cihatçı terör yapılanmalarını hedef aldığını savunurken bölgeden sivil kayıp haberleri artıyor. TSK gözlem noktalarının olduğu alanlara yönelik baskının artması, sınıra doğru göç akınıyla birlikte Erdoğan’dan “Rusya ne yazık ki Astana ve Soçi’ye sadık değil” çıkışı yükseldi. İlginçtir ki bunu geçen hafta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Rusya ve Suriye ordusunun İdlib’deki operasyonlarına tepki göstererek “Türkiye sınırına doğru 700 bin kişi harekete geçti, bu uluslararası kriz yaratır” açıklaması izledi. Ardından ise Erdoğan’ın bir kez daha Rusya’ya “tarafını seç, aksi halde sahada operasyon başlatırız” mesajı geldi. Tüm bu gerilim sırasında geçen hafta sosyal medyada kimi hesaplardan muhalif bağlantılı güçler olduğu savunulan silahlı kişilerin Rusya bayraklarını yere atttıkları iddia edilen görüntüler paylaşıldı.

SURİYE’DEN LİBYA’YA UZANAN ÇEKİŞME...

Gelinen noktada Şam’ın TSK’yi ilk olarak İdlib’den, ardından da Afrin, Bab, Cerablus’u da kapsayan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtları bölgelerinden çıkarılmasını istediği sır değil. Ancak tek başına bunu yapabilecek bir güce sahip olmadığı malum. Sahada ve uluslararası alanda en büyük iki desteği ise başta Moskova, ardından da Tahran. Rusya’nın son dönemde Ankara’ya yönelik baskı politikasının merkezinde Libya krizine yönelik farklı tutumları da yatıyor. Özellikle Suriye’deki kimi muhalif gücün Libya’ya giderek Rusya destekli Hafter güçlerine karşı savaştığı haberlerinin Moskova’da hoşnutsuzluk yarattığı sır değil. Ankara’nın da BM destekli Trablus hükümetine karşı  “Rus paralı askerlerin savaştığı” tepkisi gibi...

Diğer yandan ise ülke içinde ciddi ekonomik zorluklarla boğuşan Moskova, yaklaşık 9 yıllık savaşta askeri-siyasi-ekonomik büyük yatırım yaptığı Suriye’de, artık işleri lehine sonuçlanacak bir şekilde yoluna koyma peşinde. Bu çerçevede M4, M5 hattının açılmasını, ekonomik işleyişin biraz olsun düzelmesini hedefliyor. 

Şam politikasında zıt kutuptaki Ankara-Moskova krizinde Astana madalyonunun bir tarafı da kuşkusuz Tahran’ın rolü. ABD’nin baskıyı artırdığı İran, Irak’ta Washington-Sünni Körfez hattı ile kapışmasını sürdürürken Suriye’deki etkinliğini yitirmeme çabasında. İsrail, Moskova’ya İran’ın gücünü kırma yönünde çağrı yaparken Tahran-Şam hattı işbirliği hız kesmiyor. Sahada İran destekli Şii milislerin varlığı, İdlib çevresinde de Suriye ordusuyla hareket ettikleri pek çok kez gündeme yansımıştı.

ABD’NİN ‘ÇIKMAMA’ STRATEJİSİ...

ABD’ye gelirsek... Türkiye’nin tüm çağrılarına karşın terör örgütü YPG’ye verdiği desteği kesmeme tutumunu devam ettiren Washington’ın ara ara İdlib üzerinden Rusya ve İran’a diş gösterdiği biliniyor. Bu noktada da Ankara çoğu kez Rusya’ya ABD’yi, ABD’yi Rusya’ya karşı koz göstererek sahada etkinliğini koruma hamlesine girişiyor. Türkiye, Suriye krizine ilişkin uluslararası tüm platformlarda ülkenin egemenliği, bütünlüğü vurgusu yapıyor. Ama ABD’nin YPG’li ittifakla, petrol havzalarında konuşlanmasının devam ettiği, bölünmüş bir Suriye’den yana olduğu gözleniyor. Ankara uluslararası siyasette İdlib kartını uzun süredir manevra alanı olarak kullanıyor. Şimdi ise 12 gözlem noktasıyla ciddi bir askeri konuşlanmanın olduğu bölge, ateş hattının merkezi. Suriye ordusu ile TSK’nin karşı karşıya gelme riski acı bir gerçek. Tüm bu kaos arasında ise cihatçı terörist HTŞ militanlarının boşluktan yararlanma tehlikesi artıyor.