A+ A-

‘Uçurumun kıyısından yürümedik ama aklımızın bir kenarından delice şeyler ara ara geçer’

Ahmet Aslan ve Kemal Dinç, birlikte yaptıkları yeni albüm olan 'Duo' için bu ifadeleri kullanıyor.
Paylaş
instela'da paylaş
Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2017 Çarşamba, 10:00

[Haber görseli]

Viyan İke/cumhuriyet.com.tr Geleneksel müziğin yorumcuları Ahmet Aslan ve Kemal Dinç yeni albümlerini müzikseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.İkiliyle yeni çıkacak albümleri ‘DUO’ üzerine konuştuk.

‘Bizi bir araya getiren öncelikle uzun yılların tanışıklığı’

Ahmet Aslan ve Kemal Dinç, sizi bir araya getiren nedir?

Kemal Dinç: Bizi bir araya getiren öncelikle uzun yılların tanışıklığı. Ahmet'le Leipzig şehrinde, öğrencilik yıllarımda tanışmıştık. Sonraki yıllarda aralıklarla bir araya geldiğimiz dönemler oldu. Ahmet müzisyenliğini sahnelerde, ben de çalışmalarımı akademik alanda yürüttük bir zaman. Bazen de bir yerlerde karşılaştık, sonraki yıllarda Ahmet, benim de çalıştığım Rotterdam Dünya Müzikleri Akademisi’nde eğitim gördü. Orada da uzun zaman birlikte çalıştık. Oluşagelen bu ortak birikimimizi de Duo albümüne taşıdık.

 ‘Kendi dünyasını kuranlar kendisiyle çelişir,çatışır,iç sesini arar, böyle tipler yığınlara kulak asmaz’

Geleneksel müziğe farklı yorumlar kattınız. Alışılmışın dışında farklı bir müzik tarzınız var. Bunun nedenini ve sizi farklı kılan şeyin ne olduğunu anlatır mısınız?

Ahmet Aslan: Alışılmışlık kavrandığında farklılık aranmaya başlıyor. Gelenekseli farklı yorumlamak için belli bir birikim gerekiyor elbette. Biz de bunu enstrümanlarımızdaki farklı denemelerle yapmaya çalışıyoruz. Yaklaşık 15 yıl oldu, Süleyman ustayla birlikte denemeler yaparak farklı şeyler çıkardık.

 Kemal Dinç: Bence sanat için iki türlü sıradanlık var, biri resmiyetin hükmettiği ve dış dünyadan kopmuş akademik alan, ikincisi ise piyasa dedikleri pazar. Cesur olmak bu iki sıradanlığı reddetmek. Kendi dünyasını kuranlar kendisiyle çelişir, çatışır, iç sesini arar, böyle tipler yığınlara kulak asmaz. Biz bir şekilde kulak asanlardanız maalesef. Yine de rahatsız vicdanlarımızı sazlarımızla oynayarak, deneyerek, onunla didişerek, çoğaltmaya çalışıyoruz. Bu, elinizdeki sihirli anahtara kapı aramak gibi bir şey. Merak etmeyi sürdürüp bu düzenle barışık olmayan insanlar olsaydık, güzel olacaktı.

‘Uçurumun kıyısından yürümedik ama aklımızın bir kenarından delice şeyler ara ara geçer’

Farklı enstrümanlarla yorumladığınız Duo albümü nasıl ortaya çıktı, bize o süreci anlatır mısınız?

Ahmet Aslan: Aslında önceden planladığımız bir şey değildi. Tanışıklığımızın getirdiği bir durum. Duo albümünün oluşmasına da o yol gösterdi, ya da enstrümanlarımız ve yaptığımız denemeler bize bir sonraki basamağı gösterdi.

Kemal Dinç: Farklı enstrümanlardan ziyade sazı farklı fikirlerle anlatmak, diyelim. Albümün özellikle bonus kısmında Antonis’le (piyano) olan farklı bir çalışmamız da var. Bunlar dışında geleneksel müziğe dair kimi fikirlerimizi ifade etmeye, eserlerin ruhunu, incelikli ve hassas melodik yapısını özenle işlemeye çalıştığımıza inanıyorum. Uçurum kıyısından yürümedik ama aklımızın bir kenarında delice şeyler ara ara geçer. Geçince de toplumsal ve kendi geleneklerimizin anlamını sorgulamaya başlarız. Rahatsız olmak iyi bence.

[Haber görseli]

‘Bağlama böyle zulüm görmedi’

Bağlama üzerinde yaptığınız yeniliklerle biliniyorsunuz neden bunu yapma gereği duydunuz ?

Kemal Dinç: İnsanın içinde bazen cee’leyen sesler vardır hani, bu seslerin de fikirleri olur ve birden fazla sen oluverirsin. Böyle hissettiğim bir zamanda “Bağlama için Denemeler” adlı albümü kaydetmiştim. ‘Bağlama böyle zulüm görmedi’ gibi yorumlar aldım. Bence zulüm, eskiyi tekrar etmektir, var olanı nakliye etmek, pergel ucu gibi aynı yerde dönüp durmaktır. Dairede dönmeyeyim diyedir tüm bu şeyler.

Albümün ismi neden Duo?

Kemal Dinç: İki demek,ikili demek

‘Türkiye'de gördüğüm, genç kuşakların resmi kurum temsilcileri tarafından sürekli kendilerine benzetilmeye çalışıldığıdır’

Sizin tasarladığınız “La-ta” esntrümanı üzerine konuşalım bu enstrüman nasıl oluştu?

Ahmet Aslan: Kemal sazlar üzerinde zaten 15 yıldır farklı denemeler yapıyor. Ben yaklaşık 7 yıldır o kolektivizme katıldım. Bende naylon tel kullanma isteğinden dolayı böyle bir ihtiyaç doğdu. Üzerinde çalışarak aşağı yukarı klasik gitar formlara yakın hale geldi. Önce La-ta, daha sonra da di-tar oldu. Enstrüman nasıl evrim yaşıyorsa ismi de onunla birlikte yaşıyor. En son di-tar olarak kaldı biraz da sesini bulmak manasında kullandım. Tar kelimesi de zaten genel anlamıyla telli çalgıların son sembolü. Kelimeler o şekilde adapte oldu.

 Kemal Dinç: Toplumsal değişimlerle birlikte bir çok şey deforme olabiliyor. Düşünce değişiyor, yaşayış da öyle. Bizler de bu değişimlerin olduğu ve hala üzerinde tartışıldığı coğrafyada yaşıyor olmamızdan da kaynaklı, değişimlerden nasibimizi almaya çalışıyoruz. Hem içeriden, hem de dışarıdan bakma şansınız olduğunda bir çok soruyu cevabıyla birlikte düşünebilirsiniz.

Bağlamadaki köklü değişimin kırsaldan şehirlere yapılan ilk göçle başladığı görüşündeyim. Ve ikincisi ise Türkiye'den Avrupa'ya olan göç. İkincisinde göçmenliğin verdiği sosyal ve ekonomik sıkıntılardan da kaynaklı, çok az bir değişim oldu diyebiliriz. Yüz yıl sonra elektronikleşen dünyaya direnen sazların akıbeti ne olur, merak ediyorum. Her ne ise, Türkiye'de gördüğüm, genç kuşakların resmi kurum temsilcileri tarafından sürekli kendilerine benzetilmeye çalışıldığıdır. Çırak ustaya benzememeli.

[Haber görseli]

‘Aslında halk çok yönlüdür fıkrasıyla, yemeğiyle, dansıyla, diliyle renklidir. Ama meclisi öyle değil’

Sanatınızı Hem Avrupa, hem de Türkiye'de icra ediyorsunuz. Türkiye'de yaşadığınız zorluklar oldu mu ?

Kemal Dinç: Müzik camiasında da klişe gruplar var. Onlar gibi çalmıyorsanız, sizi gruba dahil görmüyorlar, yokmuşsunuz gibi davranabiliyorlar. Bunu çok yaşıyorum. Denemeler adlı albümle daha da aralar açıldı, lakin “Geleneksel Yorumlar”la geleneksel müziği de çalabiliyormuş gibi yorumlar geldi. Aslında mesele zihniyet. Bunu Türkiye'de her meslekten Meclis'e varana kadar alasını görmek mümkün. Avrupa'da da sıkıntılar var, orada da klişeleşmiş bir çok yapılanma var.

Ahmet Aslan: Sadece bizim denediğimiz bir şey değil. İlla ki birileri bir köşede bir şeyler deniyor. Toplumsal baskı da söz konusu. Acaba ortaya komik bir şey mi çıkar, eleştiri alır mıyım şeklinde düşünceler de var. Bundan dolayı denemelerini yarıda bırakanlar olmuştur.

Kemal Dinç: Tahakküm, burada fazlasıyla hissediliyor. Aslında halk çok yönlüdür, fıkrasıyla, yemeğiyle, dansıyla, diliyle renklidir. Ama meclisi öyle değil, okulları, kurumları daha çok da tek tip işliyor. Böyle ortamlarda ikinci bir ses, tek tip’e rahatsızlık verecektir. En başta konservatuvarların tüm yeni ve farklı seslere kapılarını açmaları, yok sayılan dil ve inançlar için eğitim olanakları sunabilmelidir. Sadece bu da değil, yeni akımlara, yeni düşünürlere ihtiyaç duyulmalı

 Ahmet Aslan: TRT repertuvarları sadece uzun sap bağlamayla icra edilirdi. Bağlamanın diğer tarzları nadir görülürdü. Cura olsun rızba olsun bunlar konservatuvarlarda çok bulunan sazlar değillerdi.

‘Dört iklim yedi mevsim boylu boyunca kar altında memleket’

Doğup büyüdüğünüz yer Dersim Hozat ama Hozat’ta yaşamadınız, 1996’da Almanya'ya gittiniz, bunun sebebi nedir ?

Ahmet Aslan: Ahmed Arif'in dediği gibi “Dört iklim yedi mevsim boylu boyunca kar altında memleket” Aslında bir işgali anlatıyor. Bu işgal sadece fiziki değil duygunun düşüncenin kısıtlanmasıdır aynı zamanda. Duygu ve düşüncelerini ifade edemiyorsun sınırlandırılıyorsun baskı altındasın. Hozat’tan İstanbul'a geldim konservatuvara girdim. Baktım ki burası da beni ifade etmiyor, ya da ben çok sabırsızdım. İşin içinde kaos vardı, 90’lı yıllar çetrefilli yıllardı. Herkes bir yerlere savrulmuştu, ben de savruldum ve kendimi Almanya'da buldum. Planlayıp gittiğim bir yer değildi aslında .

 ‘Çocukluğumda yalan söylediğim zaman bağlamaya bakamazdım mesela, kutsardım onu, ondan utanır, onunla konuşurdum.’

Siz de ilkokulu bitirdikten sonra ailenizin yanına, Almanya'ya gidiyorsunuz. Yani çocuk yaşta gittiniz. Bağlamayla, türküyle nasıl tanıştınız?

Kemal Dinç: Darbeden sonra Almanya'da yaşayan ailemin yanına gönderildim. İstemeden gittim, çünkü çocukluğumun geçtiği ortamdan, Hisarüstü’nden memnundum. Dopdolu geçti çocukluğum. Türkan Şoray İlkokulu’nda tiyatro oynardık, piyes ezberleyip şarkılar söylerdik, şiirler okurduk, halk dansları öğrenirdik. Tüm bunların yaptığım müziğe katkı sağladığını düşünüyorum. Ayrıca dedem iyi bir dinleyiciydi, haftanın belli günlerinde makara teybini kurardı. O vakit bir ayindeymişiz gibi sessizce müziği dinlerdik. Ali Ekber Çiçek, Muharrem Ertaş, Zaralı Halil çalardı. Diğer yandan radyolarda Osmanlı müziği koroları dinlenirdi. Aydın ve devrimciler için çok zorlu bir süreç olsa da kalmak istiyordum. Çok geçmedi, ilk ciddi mutsuzluğumu Almanya'nın o küçük köyünde tatmıştım. Dil bilmiyorsun, ortama yabancısın ve birden yabancı oluveriyorsun. Aslında bir çok fikrin var, ama konuşamıyorsun gibi. İşte böyle bir zamanda kendine tek yakın olan baba sazına dört elle sarılıyorsun. O sadece bir saz değil, artık ağzınızda bir dil oluveriyor, bir dost. Çocukluğumda yalan söylediğim zaman bağlamaya bakamazdım mesela, kutsardım onu, ondan utanır, onunla konuşurdum. Her çocuğun bir curası olmalı bu yüzden.

[Haber görseli]

 ‘Neysen orada o’sun’

Son olarak neden stüdyo varken stüdyo dışında kayıt yapmayı tercih ettiniz ?

Kemal Dinç: Evvela sahnede ve hücum kaydetmek bize daha samimi geliyor, yani neysen orada o’sun. Hatta sahnenin arkasında “Bunu da okuyalım mı?” deyip kaydettiğimiz eserler de oldu. Bu nedenle kayıtlarda akıcılık sezilebilir sanırım.

 Ahmet Aslan: Hücum kayıt tercihimizdir. Enstrümanların duyumuyla beraber akustik ortam da geniş tınılara olanak sağlıyor. Stüdyolarda biraz daha farklıdır, alan küçük ve izole edilmiş olduğundan oraları tercih etmiyoruz. Enstrümanı doğal duymak önemlidir.

Kemal Dinç: Duo çalışmamız Türkiye ve Avrupa’da sahnelenecek. Bunun yanında yazdığım bir müzikal-anlatı var, “Anadolu’nun Yüzleri“. Barış Atay’la beraber sahneleyeceğiz. Girizgah, varoluş. Kurbağa gülünce sular akıyor, ırmaklar, denizler oluşuyor. İnsan insanı getiriyor. Tahtlar kurulduğunda şairler, asiler konuşamaya başlıyor. Sonra görüyoruz ki her Abdülhamid’in karşısına bir Şair Eşref dikiliveriyor.

[Haber görseli]

Ahmet Aslan kimdir ?

1968 Hozat,Tunceli doğumlu Ahmet Aslan , Zaza müzisyen. Türkçe, ve Zazaca türküler söylemektedir.1993-1996 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuvarında okudu. 1996'dan beri Almanya'da yaşıyor.

2008 - 2012 yılları arasında Rotterdam Dünya Müzik Akademisinde eğitimini tamamladı.

Kemal Dinç kimdir?

1970 yılında İstanbul'da doğdu. İlk müzik deneyimini Türkan Şoray İlkokulu’nun bando ekibinde trampetçi olarak edindi. 1980'de Almanya’ya göç etti. 1982’de bağlamaya merak saldı, on altı yaşında ilk resitalini verdi. Sulzbach Rosenberg Müzik Meslek Lisesi’nde aldığı eğitiminin ardından 1997’de Leipzig Felix Mendelssohn Müzik-Tiyatro Yüksekokulu Klasik Müzik Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.

 

Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Türkan Şoray, Ahmed Arif

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler