Vitrindekiler klasiklerle bir başka güzel!

Türk ve Dünya klasiklerinden seçmeler özellikle bu zor günlerin vazgeçilmezleri...

24 Mart 2020 Salı, 16:19

Ayın Demiri Altında / Thomas Bernhard / Çeviren: Arif Çağlar / Kırmızı Kedi Yayınevi / 96 s.

Alman dilinde 20. yüzyılın ikinci yarısının en kışkırtıcı, en hadiseli edebiyatçılardan biri kuşkusuz Thomas Bernhard olmuştur. Çoğu okur, yorumcu ve eleştirmenin Berhard’ın hikâyeleri, romanları ve tiyatro oyunları yanında kıyasla geri planda değerlendirdiği şiirleri; edebiyatçının çok özel dünyasına ait. Tıpkı hikâye, roman ve oyunlarındaki kendini kolay kolay ele vermeyen özel dünyanın bir benzeri olarak; şiirlerinin kapalı yapısı aslında tüm eserlerinin nüvesini barındırıyor. Yalnızlık, melankoli ve terk edilmişlik duygusunun egemen olduğu şiirlerinde Bernhard, demirin keskin soğukluğunu her kelimesinde hissettiriyor.


Veda Töreni / Simon de Beauvoir / Çeviren: Nesrin Altınova / Alfa Yayıncılık / 205 s.

Yaşlılık ve ölüm, Beauvoir’ın bütün eserlerinde her zaman belirgin bir yer tutmuştur; Veda Töreni’nde ise tam merkezde... Beauvoir, varoluşçu felsefenin önde gelen filozoflarından biri, Nobel ödüllü bir tiyatro yazarı ve bir aydın olarak zamanının toplumsal olaylarında, politik ve edebi dünyada her zaman görünür olan Sartre’ın son yıllarını tuttuğu günlükler ve arkadaş tanıklıkları üzerinden anlatırken, dönemin Fransa’sının ve dünyasının siyasi ve düşünsel haritasını da çiziyor. Sartre’ın siyasi müdahalelerini, Flaubert üzerine yazmak istediği çalışmasını, arkadaşlıklarını, kendisiyle olan ilişkisini, sevgililerini ve adım adım ölüme gidişini son derece içten ve sade bir dille anlatırken eşsiz dostluklarını da özlemle anıyor.


Kağnı - Ses / Sabahattin Ali / Remzi Kitabevi / 168 s.

Sabahattin Ali’nin olgunluk dönemi öykülerini bir araya getiren Kağnı ile Ses’in ilk basımları arka arkaya yapıldı. İlk öykü olan Kağnı, toplumsal eleştirisi güçlü bir öyküdür. Kırsal yaşam içinde, cinayet kurbanı oğlunun hakkını bile arayamayan bir köy kadının dramı verilir. Sabahattin Ali bu ciltteki diğer öykülerinde de aynı duyarlığı sürdürür.


Uysal Kız - Kısa Klasikler 14 / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski / Can Yayınları / 80 s.

Dostoyevski’nin Uysal Kız adlı bu öyküsü bir gazete haberinden, gerçek bir olaydan yola çıkmakla birlikte yazarın da belirttiği gibi tümüyle düşsel boyutlara uzanıyor. 20. yüzyılın sadece romanını değil düşünce yaşamını da derinden etkileyen yazar, bir karakterin düşünceleri arasında gezinerek benzersiz bir öykü yaratır. Karısının cansız bedeniyle karşı karşıya kalan ana karakterin vicdan azabı içinde, çaresizce neler olup bittiğini sorgulamasıyla başlayan Uysal Kız, yaklaşmakta olan bir felaketin gerilimini ve karakterlerin ruhsal derinliğini kusursuzca yansıtıyor.


Altenburg’un Ceviz Ağaçları / Andre Malraux / Çeviren: Tahsin Yücel / Sel Yayıncılık / 181 s.

Malraux bu yapıtında yaşadığı her şeyi kurmacaya dönüştürerek kendi duygularını kâh anlatıcıya kâh babasına atfetmiş, kimi zaman da yerleri ya da tarihleri değiştirerek, yaşamını, okumalarını, anı ve tutkularını birer başkalaşım konusu haline getirmiş, kendi romanına vedasını böyle ifade etmiştir. Yapıtta her bölüm değişiminde, dönem, uzam ve kişiler de değişir. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında Fransa’nın uğradığı bozgundan Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman cephesi nde geçen bir olaya, Enver Paşa’nın düşlediği Turan’ın umut kırıcı görünümlerinden Nietzsche’nin sayıklamalarına atlar. Tahsin Yücel’in değerlendirmesiyle “Bu açıdan bakılınca, Altenburg’un Ceviz Ağaçları’nın Malraux’nun düşüncesinin en özlü ve en özgün anlatımlarından biri olduğu söylenebilir.”


Romanovlar’ın Son Evi / John Boyne / Çeviren: Özlem Yüksel / DeliDolu Yayınları / 466 s.

Yoksul bir çiftçinin oğlu olan 17 yaşındaki Georgi Daniiloviç Jahmenev, üç asırdır Rusya’yı yöneten Romanov hanedanının bir üyesine yönelik suikastı engeller ve kendini bir anda Kışlık Saray’da, Çar ve ailesinin hizmetinde buluverir. Yıl 1915’tir, Rusya ve Avrupa’nın diğer büyük güçleri savaş hâlindedir. Rusya’daki yoksul halk ise iktidarı istemektedir. Romanov hanedanı çöküşe çok yakındır ve Georgi bu trajediye bizzat tanıklık edecektir. İrlandalı yazar John Boyne; Rasputin, Grandüşes Anastasya, Kanlı Nikolay gibi pek çok tarihî kişiliği bir araya getirdiği romanında; Çarlık Rusya’sında 1917 Ekim Devrimi’nin ertesinde yaşanan göç ve sürgünlük sürecini, Georgi ile aşkı Zoya’nın yaşantıları üzerinden anlatıyor.


İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine / Friedrich Von Schiller / Çeviren: Gürsel Aytaç / Fol Kitap / 168 s.

Alman şair ve filozof Friedrich Schiller’in yapıtı yirmi yedi mektuptan oluşuyor. ‘Ahlâklı toplum ideali’ni, tarih, toplum, siyaset ve ahlak felsefesinin, estetik ile buluştuğu yerde gören kitap; Aydınlanmanın, Akıl Çağının ve Fransız Devriminin kıskacında, estetik hayatın ve estetik medeniyetin savunusunu günümüze taşıyor. Schiller’in dostu Goethe’den, Hegel’e; Gadamer’den, Derrida’ya ulaşan bu mesajı, estetik hayatı ve medeniyeti kurmaya davet ediyor.


Canavar / Stephen Crane / Çeviren: Osman Çakmakçı / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 80 s.

1898’de yayımlanan Canavar, Stephen Crane’in en bilinen novellalarından biri. New York yakınlarında yer alan Whilomville adlı kurgusal bir kasabada; önyargıların, korkunun ve tecridin gölgesinde geçen hikâyede okur; beyaz ırktan bir çocuğu kurtarmak uğruna yangının ortasına dalarak feci şekilde yanan siyahi bir gencin toplumdan nasıl dışlandığına şahit olur. Köleliğin kaldırılmasıyla birlikte siyahilere duyulan nefretin ayyuka çıkması yetmezmiş gibi, siyahi yardımcı Henry Johnson’ın da korkulan bir “canavara” dönüşmesiyle karakterler arasındaki bütün ilişkiler değişir. Görünen o ki bir insanın yüzünü kaybetmesi, toplumda ona atfedilen rolü de kaybederek tanınmaz hale gelmesi demektir. Yazar ise asıl canavarın Henry mi, yoksa kendinden olmayanı nefretle dışlayan toplum mu olduğuna karar vermeyi okuruna bırakır.


Heyula / Halide Edip Adıvar / Can Yayınları / 88 s.

Gözlerine bir müddet baktım; beni görmedi. Sonra bu kadar derin olduğu için mukaddes olan bu acıya diz çöktüm. Bu benim tanıdığım Selma’ya benzemeyen kadının sarkan elini tutmak istedim. Titreyerek çekildim. Bir ölü gibi soğuktu. Hususuyla bu buz gibi elin üzerindeki soğuk nem vücuduma buz cehenneminde titreyen bir ruhun azabını ihsas etti. Zavallı, zavallı Selma!” Histeriyi kurmacalaştırması, sinir hastalıklarının temsili, döneminin psikolojik ve tıbbi söylemine işaret etmesi, estetik ve anestezik olan arasında girift ilişkileri sunuşu, metinler arası göndermeleri, müziği ve operayı anlatısına katışıyla Halide Edib edebiyatının tarihyazımına dahil edilmesi gereken Heyula dahil Halide Edib’in bütün eserleri, gözden geçirilmiş baskılarıyla Can Yayınları’nda.


Mavi Sakal - Modern Klasikler / Max Frisch / Çeviren: Dürrin Tunç / Yapı Kredi Yayınları / 96 s.

Doktor Schaad eski karısını boğarak öldürmek suçundan tutukludur. Savcı için cinayet nedeni bellidir: Kıskançlık. Beraat etmesinin ardından Schaad’ın zihninde süregiden kah gerçek kah hayali yargılama sürecine ve bu sürecin ona çağrıştırdıklarına tanık oluruz... Adını Perrault’nun, karılarını öldürüp bodrumda saklayan masal kahramanı Mavi Sakal’dan alan bu olgunluk dönemi romanı için Max Frisch şöyle diyor: “Schaad suçtan ne anladığını bilmiyor, günümüzde bunu bilmeyen yalnızca o değil sanırım. Benim için bu kitabın merkezinde suçun eylemle kanıtlanamadığı bir vakada suç ve suçsuzluk sorunu yer alıyor. Beni ilgilendiren, vakanın kendisi değil, hakikati bulma yöntemi ve tekniği, yani yargı…”


Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç - Eleştirel Basım / Hüseyin Rahmi Gürpınar / İletişim Yayınları / 313 s.

Dünyaya bir kuyruklu yıldızın çarpacağı haberinin İstanbul halkı üzerinde yarattığı korkuyu ve bu korkunun yanı başında filizlenen bir aşkı anlatan Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’ın bu eleştirel basımı; Fatih Altuğ tarafından hazırlanan bu eleştirel basımı, zengin dipnotlar, haritalar ve metnin derinlerine inmeyi sağlayan ekler kısmı ile zenginleşiyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mizahı ve eğlenceyi harmanlandığı romanı İstanbul’un sokakları, mahalleleri, dükkânları ve insanlarıyla çok renkli ve canlı bir tablosunu sunuyor.


Geceler (1951) / Jacques Lassaigne / Resimleyen: Füreya / Çeviren: Nilgün Tutal Cheviron / Alfa Yayıncılık / 135 s.

Goya’dan, Picasso’ya birçok sanatçı için kitaplar yayınlayan, ileride Paris Modern Sanatlar Müzesi yöneticisi olacak Jacques Lassaigne, ilk ve son kez olmak üzere bir öykü, bir novela kaleme alır: Les Nuits (Geceler). Bu kurgusal metin, Füreya’ya adanmış bir aşk şarkısı gibidir. Lassaigne, yapıtının el yazmasını Füreya’ya verir. Füreya, bu aşk armağanını kendi el yazısıyla 16X15,5 cm boyutlarında özel iki deftere aktarır ve resimler. Geceler (1951); Füreya, ile Jacques Lassaign ile yaşadığı derin aşkın ürünüdür.


İnsanlığımı Yitirirken / Osamu Dazai / Çeviren: Hüseyin Can Erkin / Sel Yayıncılık / 109 s.

Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya’sının boğucu atmosferinin toplumdaki izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini aktarmak için teşrih masasına kendini yatırıyor. Yarattığı anti-kahramanla, Japonya’nın genç aydınlarının Batı ile geleneksel kültür arasındaki sıkışmışlığını resmederek, bireyciliğin ve toplum karşıtlığının salgın gibi yayıldığı bir coğrafyada varoluşçuluk tohumları serpiyor. Yaşamı intihar girişimleriyle şekillenmiş bir yazardan dünyevi hazlar peşinde iyileşmeye çalışırken daha da parçalanan Yozo karakterinde cisimleşen evrensel sancının yansıdığı satırlarla ölümün sınır çizgilerine misilleme yapan bir metin...


Bir Köpeğin Araştırmaları / Franz Kafka / Çeviren: Tevfik Turan / Can Yayınları / 104 s.

Bir köpek filozofun bilebildiğimiz ve bilemediğimiz şeylere dair düşünceleri, bize hayatı ve varoluşumuzu sorgulatabilir mi? İnsan gibi davranmayı ve konuşmayı öğrenmiş bir maymun, insan olmuş sayılır mı? Franz Kafka, absürt fabllarında hayvanlara insan kostümü giydirmeden onların düşüncelerine ve dünyayı nasıl gördüklerine yer veriyor. Bir Köpeğin Araştırmaları, Kafka’nın geleneğini bozmayarak insan merkezli dünyanın ve deneyim biçimlerinin ötesine göz kırptığı bir yapıtı.


Sağduyu / Thomas Paine / Çeviren: Çiçek Öztek / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 96 s.

Aydınlanma döneminin en önemli yazar, aydın ve devrimci düşünürlerinden Thomas Paine’in risaleleri ve özellikle Sağduyu adlı eseri Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin hazırlanmasında önemli bir rol oynamıştır. 1792’de yazdığı İnsan Hakları adlı yapıtıyla, Fransız Devrimi’nin temellerini de güçlendiren en önemli isimlerden biri olur. Meclisin Fransız olmayan üç üyesinden biriyken Robespierre döneminde tutuklanır. İlk kez Amerikan Devrimi öncesinde yayımlanan Sağduyu, on üç koloninin Büyük Britanya’nın hâkimiyetinden kurtulması gerektiği tezini öne sürer, bu tezi İngiliz Anayasası, yönetim şekilleri, monarşi, Amerika’nın o dönemdeki siyasi konumu ve kudretine dair pratik önerilerle desteklenmiş fikirleri eşliğinde sunar.


Kadının Fendi / Erlend Loe / Çeviren: Dilek Başar / Yapı Kredi Yayınları / 136 s.

Norveçli yazar Erlend Loe, kült metinlere dönüşen Doppler ve Bildiğimiz Dünyanın Sonu’ndan önce, henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, beyazperdeye de aktarılan Kadının Fendi’nde, değişen ilişki biçimlerine ve kadın-erkek rollerine esprili ve incelikli üslubuyla yaklaşıyor: Muhtemel aşk mı, ezeli düşman mı? Postmodern dünyanın aynasında yerini yönünü bulmakta zorlanan genç bir adamla o adamın tekdüze hayatına bir anda dahil olan kararlı bir genç kadının inişli çıkışlı ilişkisine odaklanıyor Loe. Sınırlarını her geçen gün biraz daha genişleten Marianne’nin yaşam alanıyla birlikte kalbini de işgal etmesi karşısında ne yapacağını bilemeyen genç adamın önünde iki seçenek vardır: Ya kendine özgü düşünceleri, tuhaf arzuları, sıradışı dramları ve sarı komodiniyle hayatının baş köşesinde fırtınalar estiren Marianne ile mücadele edecek ya da direnmeyi bırakıp onun dümen suyuna girecektir.


Kendi Penceresinde Bir Adam / Le Corbusier / Çeviren: Birsel Uzma / Kırmızı Kedi Kitabevi / 248 s.

Kendi Penceresinde Bir Adam, Le Corbusier’nin 1925 ile 1960 yılları arasında muhtelif yayınlarda yayımlanmış yazılarından oluşan resimli bir antoloji. Daha önce hiçbir kitaba alınmamış bu metinler, işledikleri konuların kapsamı ve hedef aldıkları kesimlerin çeşitliliğiyle bir yandan mimar, kuramcı, şehir plancısı, şair ve ressam Le Corbusier’nin eksiksiz bir portresini sunarken, aynı zamanda düşüncelerinin ne kadar geniş bir yankı uyandırdığını apaçık ortaya koyuyor. Resimden heykele kendi sanatsal çalışmalarından örnekler ve yapılarındaki ruhu dışarı vuran siyah beyaz fotoğrafların yanı sıra bibliyografya ve yapıtlarının kronolojik dökümünü içeren bu çalışma, Le Corbusier’yi tüm yönleriyle kavrayan eşsiz bir kaynak.


Refet - Kadınların Hafızası / Fatma Aliye / Turkuvaz Kitap / 208 s.

Refet’te, yoksul ve çirkin addedilen genç bir kadının on dokuzuncu yüzyıl sonundaki olgunlaşma hikâyesine tanık ediyor Fatma Aliye. İstanbul’un zengin ve yoksul mahalleleri, aile ve dayanışma ilişkileri üzerinden sunulurken bu sosyal ağın tam ortasındaki Refet, birbirleriyle sürekli çatışma halinde olan aklı, gönlü, bedeni, fikirleri, duyguları, tutkularıyla tasvir ediliyor. Büyük bir yoksulluk içinde yaşayan ama kolaycı çözümlere gönül indirmeyen idealist Refet’in hikâyesi sanatla ve diğer kadınların deneyimleriyle de kesişiyor.


Bozkırda Bir Kral Lear - Öyküler, 3. Cilt / İvan Sergeyeviç Turgenyev / Çeviren: Engin Altay / İletişim Yayınları / 513 s.

Bozkır’da Bir Kral Lear, İvan Turgenyev’in usta işi öykülerinden oluşan bir seçki. Shakespeare’in ünlü tragedyası Kral Lear’ı Rus steplerine uyarlayan Turgenyev, edebiyatın ezeli temalarından aile ilişkilerini Rus toplumuna özgü karakterlerle ele alırken insan psikolojisinin derinlerine inmekte benzersiz bir ustalık sergiler. On beş öykünün yer aldığı bu seçkisinde de Turgenyev, asaletin ve erdemin önemi; yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi; nesnelerin ve insan dışı canlıların simgesel anlamları gibi meseleleri deşerken gerek Rus kısa öyküsünün gerek dünya edebiyatının gelişimine yaşamsal katkılar sunar.


Saklanan Düşman - Erkeklere Dair Öyküler / Halid Ziya Uşaklıgil / Can Yayınları / 200 s.

Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu gibi başyapıtların yazarı Halid Ziya Uşaklıgil’in öyküleri de romanları kadar önemli. Yazar, öykülerinde Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan süreçte değişen sosyal hayat üzerine gözlemlerini ve kendi hatıralarını çarpıcı tespitlerle aktarıyor. Halid Ziya’nın erkek karakterlerinin merkeze alındığı öykülerinin bir kısmı Saklanan Düşman’da bir araya geldi: Aşık erkekler, takıntılı erkekler, bekâr erkekler, sanatçı erkekler, kıskanç erkekler, erkek kardeşler... Toplumun farklı kesimlerinden, farklı yaşlardan onlarca karakterin birbirinden farklı hikayeleri.... Yedi öykü kitabından derlenen bu on dokuz öykü, erkeklik meselesini Halid Ziya’nın kaleminden yetkin bir okuma sunuyor.


Benim Adım Luz / Elsa Osorio / Çeviren: Cansu Akkoyun / Dipnot Yayınları / 420 s.

1970’li yıllarda Arjantin’de faşist cunta döneminin yaygın uygulamalarından biri, gebe olan siyasi kadın mahkûmların doğurdukları çocukların alınıp devlet için çalışan yüksek rütbeli görevlilerin/kodamanların ailelerine verilmesidir. Böyle bir aile tarafından yetiştirilen Luz da kocası ve küçük oğluyla İspanya’ya tatilini geçirmek üzere gelir. Fakat Luz’un asıl amacı biyolojik babasını bulmak, böylece gerçek kimliği üzerindeki giz perdesini aralamaktır. Genç bir kadının kendi kökenlerini bulma arayışı ekseninde bir döneme güçlü bir ışık tutan bu eser, adına ister Plaza de Mayo Anneleri ister Cumartesi Anneleri denilsin acılarını unutmamaya/unutturmamaya yeminli annelerin bu insanlık suçunun üzerini örtmeye çalışan muktedirlerin yakasını asla bırakmayacaklarının da kanıtı bir bakıma.


Cömert Şarap / Italo Svevo / Ercan Üldes / Kafka Kitap / 64 s.

Ömrünü sağlık sorunları ve katı bir perhizle geçirmek zorunda kalan anlatıcının eşi, bir düğün yemeği için kocasının gece boyunca gönlünce yiyip içmesine izin vermesini ister doktordan ve bu izni koparır. Sofraya hararetli konuşmalar ve mutluluk gösterileri hâkimdir. Ancak cömertçe akan şarabın getirdiği özgürleşme hissiyle önce öfke patlamaları, itiraf ve hakaretler baş gösterir, nihayetinde korku ve utanç devreye girer ve şarabın midedeki yolculuğuna zihnin karmaşık rotası eşlik eder. İtalyan edebiyatının büyük ismi Svevo, Cömert Şarap’ta bir düğün sofrasından yola çıkarak özgürlük, aile, sadakat gibi kavramları kendine özgü mizahi tutumuyla ele alır. Zeno’nun Bilinci’nden izler taşıyan bu roman, psikanaliz de dahil olmak üzere birçok konuya hicivli bir yaklaşım getirir ama şarabın hakkını teslim ederek şarabı üzerine yüklenen sembolik anlamdan kurtarır, onu ezeli ve dionizyak konumuna yeniden yerleştirir.


Émile Verhaeren / Stefan Zweig / Çeviren: İclal Cankorel / Can Yayınları / 272 s.

Belçikalı ünlü şair Emile Verhaeren (1855-1916) şiirlerindeki yoğun imge dokusu ve tekniğin belirlediği modern çağı olumlayan tavrıyla Avrupa’nın Walt Whitman’ı olarak ün kazandı. Stefan Zweig onunla 1902 yazında Belçika’da tanıştı ve tanışır tanışmaz şaire dostluk besledi. Hakkındaki ilk denemesini 1904’te yazdı, ilerleyen yıllarda Verhaeren üzerine çalışmalarını sürdürdü. Verhaeren 1916’da talihsiz bir tren kazasında öldüğünde Birinci Dünya Savaşı iki yazarın yollarını çoktan ayırdıysa da Zweig, Verhaeren hakkındaki anılarını da derleyerek çalışmalarını yayımlamayı yeğledi.


Cehenneme İniş Talimatnamesi / Doris Lessing / Çeviren: Niran Elçi / DeliDolu Yayınları / 280 s.

Cambridge Üniversitesi'nde Klasik Dönem Çalışmaları profesörü olan elli yaşındaki Charles Watkins, gece yarısı Waterloo Köprüsü yakınlarında sayıklar hâlde bulunur. Geçmişine ve kimliğine dair hiçbir şey hatırlamayan adam, kaldığı akıl hastanesinde ilaçlarla eski hâline getirilmeye çalışılır. Ancak Watkins, ısrarla çağırıldığı dış gerçekliği çoktan terk etmiş, zihninde bambaşka bir yolculuğa çıkmıştır: Atlantik'teki bir sal içinde dolanıp durduktan sonra, acayip geleneklere sahip garip yaratıkların yaşadığı tropik bir adaya ayak basar. Ardından da kendini uzayda, kozmik güçlerle semavi bir toplantıda bulur. 2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Doris Lessing, yapıtında, hafızasını kaybeden ve gerçeklikle bağını yitiren bir adamın deliliğin kıyılarında gezinen ''uyanış'' öyküsünü anlatıyor. Kendine ve çevresine yabancılaşan, düzen içinde ''uyutulan'' modern bireyin, evrenle uyum içindeki ilk benliğini yeniden keşfetme yolculuğuna odaklanıyor.


İnsan Neyle Yaşar - Kısa Klasikler 16 / Lev Tolstoy / Çeviren: Çağlar Danacı / Can Yayınları / 56 s.

İnsan Neyle Yaşar ünlü düşünür ve yazar Tolstoy'un okuyucunun manevi dünyasına hitap eden en önemli eserlerinden biridir. Nasıl iyi insan olunur sorusuna, insan doğasındaki iyilikle kötülüğü, bencillikle paylaşımcılığı irdeleyerek, herkese rehber olacak bir yanıt verir: Sevgi. Soğuk bir kış günü sokakta tuhaf bir adama rastlayan yoksul ayakkabı ustası Semyon, kim olduğunu ve nereden geldiğini açıklamayı reddeden adama yardım ederken kendisinin ve ailesinin kaderini değiştirecek bir seçim yaptığının farkında olmasa da, insanı insan yapan nitelikleri yücelterek yeni bir ahlâk anlayışını ortaya koyar.


Theogonia - İşler ve Günler / Hesiodos / Çeviren: Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 312 s.

Hesiodos (y. MÖ VIII. yüzyıl): Kullandığı dil, yapıtlarının taşıdığı bazı karakteristik özellikler, hayatı hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Hesiodos’un Aiol ve İon kökenli olduğunu göstermektedir. Büyük ozana ait olduğu kanıtlanmış iki önemli eserden biri olan Theogonia, evrenin yaratılışı, tanrıların doğuşu, tanrıların ve tanrısal varlıkların soyları gibi Yunan kozmolojisini kuran meseleler ile belli başlı Yunan efsanelerini konu alan epik bir eserdir. Yunan didaktik şiirinin ilk örneği kabul edilen İşler ve Günler’de ise ozan, insanlık tecrübesine adalet, erdem, çalışma, cömertlik, hak, hukuk, düzen ve doğruluk gibi kavramların “gerçeğini” söyleyerek dokunur; tarım, denizcilik işlerine dair işlevsel bilgiler sunar; ayın uğurlu ve uğursuz günlerini sıralar. Bu bilgece öğütler Anadolu insanına yabancı gelmeyecektir, zira konuşan sadece Hesiodos değil, aynı zamanda Akdeniz halklarıdır. Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, bu iki eserin en değerli çevirisini, Azra Erhat’ın hazırladığı “Hesiodos Eseri ve Kaynakları” başlıklı inceleme ve sözlük eşliğinde yeniden okurla buluşturuyor.


Dublinliler / James Joyce / Çeviren: Murat Belge / İletişim Yayınları / 276 s.

Joyce, Dublin'in yaramaz çocuklarının, sokak müzisyenlerinin, siyasetçilerinin, rahiplerinin ve bu şehirden kaçmak isteyenlerle kaçamayanların hikâyelerini anlatıyor. Dublinliler'de Joyce sarsılmayan bir gerçekçilikle, doğduğu ve büyüdüğü Dublin'de yüzyıl sonunda yaşamdan kesitler sunuyor. 1905 yılında tamamladığı bu hikâye derlemesi konu aldığı hayatlar ve kullandığı dil yüzünden İrlanda'da ve İngiltere'de yayınevlerince ahlâka aykırı bulunup kabul edilmemiş, yayımlanması, ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'yle aynı zamanı bulmuştu. Joyce bir ölümle başlayan ve "Ölüler" ile sona eren on beş hikâyesinde şehrin farklı katmanlarında gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrini ve İrlanda'yı özetleyen manevi felç, pişmanlık ve iki arada kalmışlık gibi hisleri de bu kitabın her bir satırına işliyor.


Güney Denizi Hikâyeleri / Jack London / Çeviren: Fatih Yiğitler / Can Yayınları / 432 s.

Büyük serüvenlerin büyük yazarı Jack London, okurları yüzyıl öncesinin dalgalı denizlerine götürüyor. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Pasifik bölgesindeki değişik ada topluluklarında ve teknelerde geçen Güney Denizi Hikâyeleri’nin çoğunluğu yazarın görgü tanığı olduğu gerçek olaylardan esinlenmiş. Kişisel deneyimlere dayanan anlatıların gücüyle aktarılan bu hikâyeler, sömürgeler çağındaki Pasifik ülkelerini, emperyalizmle egzotik ortamın arasındaki ilişkiyi ve bölgenin zorlu tropikal koşullarını irdeliyor. Sömürgecilerin, kaçırılıp köle olarak satılan Güney Denizi adalılarına taktıkları isimle karatavuklar, topraklarını işgal eden tamahkâr ve dolandırıcı Batılı tacirlerle başa çıkmak zorundaydılar. İlk bakışta adalardaki yerli halkın kurban, yabancıların da zorba olduğu bu coğrafyada, ezilen adalılar sonunda zorbalığa isyan edip efendilerini öldürmeye, mallarını çalmaya kalkınca işler tersine dönmüştü. Hiçbir şey ve hiç kimse ne tam siyah ne de tam beyazdı; Güney Pasifik bölgesinin tartışılmaz gerçeğiydi bu.


Bilinmeyen Şaheser / Honore de Balzac / Çeviren: Renan Akman / İletişim Yayınları / 107 s.

Sanatla gerçekliği buluşturmaya adanmış büyük bir dehanın ve yakıcı bir tutkunun öyküsü... Başta ressamlar olmak üzere, her alandan sanatçıyı etkilemiş olan Bilinmeyen Şaheser, yaratıcılığın sınırları ile sanatçının kusursuzluk arayışı arasındaki çatışmanın ağır bedelini, yani deliliği yürek burkucu bir biçimde işliyor ve okuyucuyu varoluşsal bir sorgulamaya sürüklüyor. Cézanne, Picasso gibi ressamlara, yazar Henry James'e, yönetmen Jacques Rivette'e ilham veren öykü, Renan Akman'ın incelikli çevirisiyle ve Picasso'nun gravür ve desenleriyle birlikte sunuluyor.


İran Mektupları/ Montesquieu / Çeviren: Berna Günen / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 304 s.

Aydınlanma döneminin önemli düşünürlerinden Montesquieu (1689-1755); Kanunların Ruhu isimli eseri başta olmak üzere siyaset kuramına büyük katkılar yapmış, iklim teorisiyle bu alana antropolojik bir soluk getirmiştir. Devlet tanımları, devletin işleyişi, despotizm, toplumsal katmanlar, kölelik vs. gibi konularda geçerliliğini asla yitirmemiş temel önermelerin sahibidir. Bunların başında günümüz anayasalarını da şekillendiren “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gelmektedir. İran Mektupları, dünyayı keşfetme arzusuyla Fransa’ya giden iki İran soylusunun mektuplarından oluşur. Devlet, toplum, kültür, demografi vs. konuları çarpıcı anekdotlarla işleyen bu hiciv, ilk kez 1721 yılında roman olarak yayımlanmış, Montesquieu’ye büyük ün kazandırmıştır.


Sevda Peşinde (Günümüz Türkçesiyle) / Hüseyin Rahmi Gürpınar / Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Mustafa Çevikdoğan / Can Yayınları / 280 s.

Bir kadının gönlüne cidden sahip ve hâkim olamadıktan sonra onu zorla, baskıyla kendinize boyun eğdirmiş görünmekte ne lezzet bulunur? Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın uzun yıllardır gölgede kalmış, değeri anlaşılmamış bir başyapıtı olan bu roman, kadın-erkek ilişkilerinin bugüne göre bile ileri bir noktada tartışıldığı bir eser. Edebiyatımızın en cesur yazarlarından Gürpınar, en iyi olduğu konulardan birinde, aile içi ilişkiler konusunda önemli bir ders veriyor. Rızasız evlilikler, deliliğe varan kıskançlıklar ve yasak aşkla örülen hikâye, yer yer polisiyeye dokunan konusu ve kurgusundaki dönemini aşan özgünlüğüyle de edebiyatımızda kadın haklarının konu edildiği en önemli romanlardan biri.


Oblomov / Ivan Aleksandroviç Gonçarov / Çeviren: Ergin Altay / İletişim Yayınları / 617 s.

Tembelliği bir sanat haline getiren Oblomov, Rus romanında "lüzumsuz adam" tiplemesinin ölümsüz örneklerinden biridir. Orta yaşlı toprak sahibi Oblomov işinden ayrılmış, tüm arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmış, borca batmış ve tüm dünyevi işlerini yatağından görmeye başlamıştır. Her bir köşesi dökülmekte olan dairesinde kendisi kadar tembel uşağıyla birlikte kayıtsızlık içinde yaşayan bu miskin asilzade, değişime ayak direyerek işlevsizleşmiş bir sınıfın timsalidir. Rus toplumuna özgü bu tipleme Gonçarov'un kaleminden çıktığı günden beri toplumun içine karışmış, "Oblomovluk" sözcüğünü günlük dile kazandırmıştır. Oblomov, 19. yüzyıl sonunda bu açmaza giren toprak sahiplerinin güldürüsü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut sosyal düzenin acayipliklerini ve adaletsizliğini de ciddiyetle ama tatlı bir dille eleştiriyor.


Yaşama Sevinci / Emile Zola / Çeviren: Bertan Onaran / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 392 s.

Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden olan Emile Zola (1840-1902), romanları için gerekli yaşam deneyimini zorluklar içinde geçen gençlik yıllarında kazandı. 1864’de ilk öykü kitabı Ninon’a Öyküler yayımlandı. 1865’de kendi yaşamından izler taşıyan Claude’un İtirafları çıktı. Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneyden geçirirken, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacı gibi işlemesi gerektiğini savundu. l867’de yayımlanan Thérèse Raquin’den başlayarak tüm romanlarını aynı görüşle yazdı. Meyhane (1877), Nana (1880), Yaşama Sevinci (1884), Germinal (1885) ve Toprak (1887) en tanınmış romanları arasında yer alır. Zola Yaşama Sevinci’nde karşılaştığı zorluklara, çektiği acılara rağmen yaşama sevincini ve olağanüstü saflığını asla kaybetmeyen fedakâr Pauline’in hikâyesini tüm yalınlığıyla ustaca aktarır.


Mai ve Siyah - Eleştirel Basım / Halit Ziya Uşaklıgil / Osmanlıca Aslından Yayına Hazırlayan: Seval Şahin / İletişim Yayınları / 374 s.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’ı bireyin iç dünyasının kapılarını ardına kadar açan ve o dünya üzerine düşünen, düşündüren ilk romanlarımızdandır. Hayatı hiç geçmeyecekmiş gibi uzun süren bir iç sıkıntısını andıran Ahmet Cemil, Ahmet Cemil’in aksine hep “sahip olan” en yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi, hayatın içinde farklı yerlere savrulan iki kadın İkbal, Lamia ve Halit Ziya’nın üzerlerinden dönemin sanat ve matbuat dünyasını yansıttığı yazarlar… Mai ve Siyah edebiyatımızın “karanlık” bir romanı… Romanın elinizdeki eleştirel basımında, 1898’de yayımlanan kitap temel alınarak tefrika da dahil olmak üzere nüshalar arasındaki farklar gösteriliyor, böylelikle dönemler arasındaki edebî değişimler, dönüşümler ortaya çıkıyor. Bu basımda yine 1898 yılındaki nüshada var olan resimlere de yer verilirken zengin dipnotlarla daha derine inen çok yönlü bir okumanın da olanakları sunuluyor. Bu kitap için Türkiye’de nesli namına konuşan ilk eserdir, denebilir.


Stepançikovo Köyü / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski / Çeviren: Nihal Yalaza Taluy / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 296 s.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881)... İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I.Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya’dan döndükten sonra Petersburg’da Vremya dergisini çıkarmaya başladı. Dostoyevski, 1859’da yayımlanan Stepançikovo Köyü’nde çizdiği karakterlerle Rus kişiliğinin köyde de şehirdekinden farksız olduğunu sergiler.


Atlas / Jorge Luis Borges / Çeviren: Celâl Üster / İletişim Yayınları / 147 s.

Atlas, Borges'in dünyanın farklı şehirlerine yaptığı gezilerde biriktirdiği anıları, gözlemleri ve düşleri harmanlayan benzersiz bir metin. Atlas, Jorge Luis Borges'in tüm kitaplarından farklı bir kitap. Borges ile eşi María Kodama'nın, dünyanın dört bir köşesinde benzersiz sesleri, dilleri, alacakaranlıkları, kentleri, bahçeleri, insanları keşfedişlerinin seyri içinde ortaya çıkan bir atlas. Havasını içlerine çektikleri İstanbul, Venedik, Atina, Cenevre, Roma, Paris ve Madrid gibi şehirlerin görüntüleriyle Borges'in metinlerinin bir harmanı. Atlas, söz ile imgenin Borges'çe buluşması. Yeryüzünün ruhundan doğmuş düşlerin, zamanın örgüsünde buluşması. Sarp dağlar, duru denizler, büyülü adalar arasında bir yazınsal çağrışımlar yolculuğu. Borges´le birlikte, zamanın dışında bir zamana açılmak ve evrenin dilini öğrenmek isteyen okur için bulunmaz bir yolculuk daveti.


Abel Sánchez: Tutkulu Bir Aşk Hikâyesi - Tula Teyze / Miguel De Unamuno / Çeviren: Yıldız Ersoy Canpolat / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 280 s.

Miguel de Unamuno (1864-1936)... Romanları ve felsefi metinleriyle 20. Yüzyıl İspanyol yazınına damgasını vuran en önemli modern-klasik yazarlardandır. 1917’de yazdığı Abel Sánchez –Tutkulu Bir Aşk Öyküsü- tutku ve kıskançlığın, 1921’de yazdığı Tula Teyze fedakârlık ve kendini adayışın insanın varoluşunu çevreleyen bir anlama nasıl dönüştüğünü anlatır. Unamuno’nun varoluş acısını damıttığı iki kısa roman.


Araba Sevdası / Recaizade Mahmut Ekrem / Can Yayınları / 264 s.

Tanzimat edebiyatının birinci döneminde temelleri atılan modern edebiyatımızın duvarlarını örmeye başlayan isimlerden biri de Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Gençleri yazmaya, yazdıklarını yayımlatmaya teşvik ederek bir neslin önünü açan üstat Recaizade’nin Araba Sevdasıromanı, Türkçede roman türünün başarılı ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir. Edebiyatımızda sıkça işlenen mirasyedi, züppe tiplerin öncülerinden olan Bihruz Bey’in hayatı, düşünceleri ve aşkı, Araba Sevdası’nda yer yer komedileştirilerek anlatılırken okura o dönemi ve ülkenin Batılılaşma macerasını enine boyuna düşünme olanağı sunar. 1896’da Servet-i Fünûn’da tefrika edilen bu büyük roman, orijinalinde yer alan resimler, döneme dair diğer fotoğraflar ve dipnotlarla zenginleştirilmiş bir baskıyla, günümüz Türkçesine uyarlanarak sunuluyor.


Akıl ve Tutku / Jane Austen / Çeviren: Hamdi Koç / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 400 s.

Jane Austen (1775-1817), kırk iki yıllık gözden uzak ve sade yaşantısına karşın yazdıklarıyla İngiliz edebiyat tarihinin bir kült romancısı olmayı başardı. Eserlerinde güçlü kadın karakterleri başkahramanlar olarak yer aldı. Bütün romanları sinemaya uyarlanan Jane Austen, Akıl ve Tutku’da aile değerleri ve akrabalık ilişkileri ile kadın duyarlığı ve aşkı ele alır. Bu romanda da Jane Austen’ın derin gözlemi, zarif üslubu ve ince ironisi eserin konusu kadar dikkat çekicidir.


Felâtun Bey İle Râkım Efendi / Ahmed Midhat Efendi / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 180 s.

Felâtun ve Râkım yakın muhitlerde, biri alafranga özentisi bir babanın elinde, diğeri babası ölünce zor koşullarda, anne ve dadısının fedakârlıklarıyla büyümüş yirmili yaşlarda iki arkadaştır. Felâtun Bey şık giyinmenin, gezip tozmanın peşinde, Batı özentisi bir tiptir; Râkım Efendi ise çalışkan, kendini yetiştirmiş, Doğu ve Batı kültürlerini özümsemiş biridir. Ahmed Midhat Efendi birbirine bütünüyle zıt bu iki tipi çeşitli olaylar içinde, kimi zaman oldukça mizahi bir dille karşılaştırarak ideal bir tip yaratır. Yazarın yaşamöyküsüyle paralellikler de taşıyan roman, Batılılaşma eşiğindeki toplumun meselelerini bu yeni kültürü sindiremeyen alafranga züppe tipiyle ortaya koyar.


Yaban / Yakup Kadri Karaosmanoğlu / İletişim Yayınları / 14 s.

Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için "bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.


Deniz Feneri / Virginia Woolf / Çeviren: Sevda Çalışkan / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 224 s.

İngiliz edebiyatının başyapıtlarından biri olan Deniz Feneri, son derece basit olay örgüsünün ardında yaratıcısının özyaşamının ayrıntılarını, toplumsal meselelere ilişkin sorgulamalarını, içgözlemlerini ve derin felsefi gizemleri barındırır. Deniz Feneri ’nin merkezinde I. Dünya Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında İskoçya’nın Skye Adası’ndaki evlerinde kalan Ramsay ailesi ve konukları vardır. Çocuklar oynarken, yetişkinler sohbet eder, düşüncelere dalar ve keşiflerde bulunur. Yapıtın roman türünde alışık olduğumuz anlatı sürekliliğini kesintiye uğratan yapısı ve her bir anlatıcının kendi bilinç akışının perspektifiyle çözülen olay örgüsü, bir deniz fenerinin kendi ekseni etrafında dönen ışığını andırır. Böylece Ramsay ailesinin sıradan gündelik yaşamı zaman, ölüm, toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine derin düşüncelere gömülür.


Artamonovlar / Maxim Gorki / Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 352 s.

Keskin gözlemciliği, capcanlı karakterler yaratma yeteneği ve Rus toplumunun alt sınıflarına ilişkin bizzat deneyime dayanan eşsiz bilgisiyle döneminin en önemli edebi kişiliklerinden biri olan Gorki, devrimden sonra da 1917 öncesi döneme ilgisini kaybetmeyen Sovyet yazarlarındandır. Gorki 1925 yılında yayımlanan, en etkileyici ve en dramatik romanı olarak nitelenen Artamonovlar’da, devrim öncesi Rus kapitalizminin yükseliş ve çöküşünü işler. Toprak köleliğinin kalkmasından sonra özgürlüğüne kavuşan İlya Artamonov kendi işini kurar ve oğullarına çok çalışma ve alçakgönüllülük gibi değerleri aktarmaya çalışır. Gorki bu aile destanında Artamonovların küçük bir fabrikayla başlayıp işini büyüten eğitimsiz ama güçlü ve girişimci büyükbabadan, entelektüel ve devrimci toruna uzanan üç kuşaklık öyküsünü anlatır.


Windsor’un Şen Kadınları / William Shakespeare / Çeviren: Hamit Çalışkan / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 152 s.

William Shakespeare (1564-1616)... Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. I. Elizabeth’in Kral IV. Henry’nin birinci bölümünü izledikten sonra Shakespeare’den çok beğendiği Falstaff karakterine dair bir oyun yazmasını istediği, Shakespeare’in de Falstaff’ı ölümsüz kılmak için Kral IV. Henry’nin ikinci bölümünü yazmayı erteleyip, Windsor’un Şen Kadınları’nı yazdığı rivayet edilir. Oyunun ilk kez 1597 yılında kraliçenin huzurunda oynandığı tahmin edilmektedir. Windsor’un Şen Kadınları gerek olay örgüsü, gerek karakterleri, gerekse de dil oyunları açısından Shakespeare’in en önemli komedyalarından sadece biri.


Gılgamış Destanı / Kolektif / Çeviren: Sait Maden / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 176 s.

Yaşam sevgisi, yiğitlik, aşk gibi konuların işlendiği bu destan, diğer destanlar gibi insanoğlunun ölümsüzlük arayışının kanıtlarından biridir. Sait Maden’in Batı kaynaklarından çevirdiği Gılgamış Destanı’nın, Yunan destanı İlyada’dan, Hint destanı Mahabharata’dan beş bin yıl öncesinde yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Gılgamış Destanı, insanoğlunun ilk yazınsal ürünü, ilk başyapıtıdır.