Yanlış söylenen sözcükler

Çok yakınılan konu sözcüklerin yanlış söylenmesi (seslendirilmesi) ya da yazılmasıdır.

06 Mart 2020 Cuma, 18:58

Bir TV yarışmasında, “Bugünden sonra gelecek ilk gün anlamında gelen kelimenin doğru yazılışı nasıldır?” diye soruluyor; yarışmacıya, dört seçenek sunuluyor; “yağrın; yarın, yaarın, yağarın.” Yarışmacının “seyirci jokeri” kullanması “sosyal medya”da eleştiri konusu oldu. “Yarın” kullanım sıklığı yüksek sözcüklerden biridir; “a”yı uzatarak “yarın” diyenler de çoğunluktadır. Eleştirilen yarışmacı, sözcüğü böyle duyduğu ve kullandığı için kararsız kalmış olabilir.

Radyo, TV ve bilgisayar ortamında dil kullanımındaki yanlışlar yaygınlaşıyor; yanlış söylenip yanlış yazıldığı için kaygılandığımız tek sözcük “yarın” değil; yanlış seslenişler, yolun başında, yani harflerle başlıyor.

Okur, “Yaygın yanlış söyleyiş ve yazımları daha çok yazın” diyor. Amacı yakınmak değil… Harflerin söylenişinden, sözcüklere uzanan birçok yanlış örnekle “doğru” olanları sıralamış; “Doğru olanı sık sık anımsatalım, yinelemek yararlı olacaktır” diye de eklemiş. Katılıyorum. Bilindiği gibi Harf Devrimi 1 Kasım 1928 gün ve 1353 Sayılı Yasayla yaşama geçmiştir; yasada, abecemizin 29 harfinin nasıl okunacağı da belirlenmiştir. Başta gazeteciler olmak üzere çoklarının TV kısaltmasını “tivi” diye, LCD’nin “elsidi” diye yaygınlaştırmasına; NTV’nin “entivi” diye yabancılaştırmasına; CNNTürk’ü “sienen” diye seslendirmesine alıştırıldık. Politikacıların CHP’yi “Cahape” diye, HDP’yi, “Hadepa” diye, MHP’yi “Mehape” seslendirmesi de yanlıştır; ben en çok “AKP’yi “Akape” diye seslendirebilenlere şaşırıyorum. Okurun doğruya yönlendirmesini göz önüne almak önemli; doğrusu TV (teve), LCD (lecede), NTV (neteve), CHP (cehepe), HDP (hedepe), MHP (mehepe), AKP (akepe)…

Değerli okurlarımız, bu devrim yasası Anayasanın güvencesi altındadır. Bu nedenle başka dillere özenerek “ce”yi “si”, “fe”yi “ef”, “he”yi “eyc, aş”, “ke”yi “ka”, “le”yi “el”, “me”yi “em”, “ne”yi “en”, “se”yi “es”, “re”yi “ar”, “te”yi “ti”, “ve”yi “vi” biçiminde okumak yanlıştır, Türkçeye ve abece yasasına saygısızlıktır. Ancak devrimlerin birçoğu gibi Harf Derimi de çiğneniyor. Bize düşen doğruda direnmek, doğrusunu yazmak ve söylemektir.

SHOW, LUX, TAXI

TV’ler çoğalırken 1353 Sayılı Yasayı ilk çiğneyen kurumlardan biri, dilimize yıllar önce giren “şov”u “show” diye övünçle yazmıştı. Bugün uydudan yalan savuran TV’lerin adları evlere şenlik… Türlü işyerlerinde, yiyecek giyecek adlarında “lüks”ü “lüx” diye yazanları da uyarabiliriz; sözcük çok eski tarihte lüks olarak dile gelivermiş; özgün biçime dönmek isteyenlerin “lüx” yazması da yanlış; sözcük kendi dilinde “lux” diye yazılıyor. Sanal dünya demeyi yeğlediğim “sosyal medya”nın “ihbar”ıyla “taksi”yi “taxi” yazan “… Taxi Durakları Derneği”ne ulaşarak düşünsel katkıda bulunabiliriz.

Yarın”dan başladık; “yarın, marul” sözcüklerindeki “a”nın uzatılmamasını önererek “börek, mide” gibi sözcüklere “ğ” eklenmemesini, “böğrek, miğde” söylenişinin doğru olmadığını da anımsatalım. Koca koca insanların ağzındaki “demokrasi, laik (layik, layık), laiklik (layiklik, layıklik)…” sözcükleri gibi “adalet, adale, sadakat…” benzeri sözcüklerdeki “a”lar da sorunlu; birinden biri ya kısa ya uzun söyleniyor. Bu yanlışı kulaklarımız saptıyor; yazıya aktarmak zor. Bir de 12 Eylülcülerin çoluk çocuğun diline sardığı “inkılap” var; çocuklarımıza Atatürk Devrimleri diye öğretirsek, “büyüklerimizi” de uyarmış oluruz.

KİŞİ, KENT ADLARI

Kimi okurlar gibi beni de TV’lerde kişi, kent vb. adlarının seslendirilişi rahatsız ediyor. Yöntemimi önerebilirim; üşenmeden o kanalları, sorumluluk taşıyan kişileri arıyorum; ses vermek önemli… Yansıması sevindirici oluyor.

Türkiye Türkçesinde sonunda sert ünsüz olan kimi özel adlar, ünlüyle başlayan ek aldıklarında, sert ünsüz yumuşar. Söyleyişteki yumuşama yazımda gösterilmez: Bülent’e (/bülende/ okunur), Mehmet’i (/mehmedi/ okunur), Ufuk’u (/ufuğu/ okunur), Tarık’ı (/tarığı/ okunur), Yaprak’ı (/yaprağı/ okunur); Ayvalık’a (/ayvalığa/ okunur), Irak’a (/ırağa/ okunur), Karabük’ü (/karabüğü/ okunur), Kerkük’e (/kerküğe/ okunur), Şırnak’a (/şırnağa/ okunur), Tokat’a (/tokada/ okunur), Uşak’ı (/uşağı/ okunur), Zonguldak’a (/zonguldağa/ okunur). Yaprak, Uşak benzeri sözcüklerin özel ad oluşunu, anlatımdaki işlevi belirler; telaş gereksiz!

Sunucuların çoğunun rakım sözcüğü ile Balâ’daki ilk “a”yı kısa okuması doğru değil; Türkân, Hakkâri gibi adlarda, rüzgâr, dükkân gibi sözcüklerde düzeltme (^) imi var; ama yanlış seslendirmeler sürüyor. Suçlanacak olan yanlış söyleyenler değil; dili, gözle ve kulakla öğretemeyen sistem… Yanlışı duyduğumda birkaç kez doğruyu yinelemenin yararlı olduğuna çok tanık oldum. Bu tür çabaları toplumsallaştırmak önemli…

Cebimiz, bilgisayar ve bilgisunar olanağımız var; çoğumuz dil kullanımında özenli ve duyarlıyız; öyleyse iletişim araçlarını kullanarak kişi ve kurumlara ulaşabilir, yanlışın yerine doğrunun geçmesinde görev alabiliriz. Biz dilciler yalnız değiliz; ancak daha güçlü bir desteğe gereksinim duyuyoruz. Kimse karamsar olmasın; adalet, demokrasi, düşünce özgürlüğü için olduğu gibi dil konusunda da duyarlılık yükseliyor.

İlkokullu kızım medeniyyet diyerek sözcükte çift ‘y’ kullanıyor. Kulaklarımla duydum; öğretmenlerin kimi uygarlık, kimi medeniyet diyor. Ne yapacağız?” Sağlıkçı baba sormuyor; umar arıyor; çünkü yanıtı biliyor. Eğitimde “sistem” değil, inanç ağırlıklı siyasa baskın; içinde bulunduğumuz bu karanlıktan yüz akıyla çıkmak için bildiklerimizi, olanaklarımızı bir araya getirmek zorundayız. Dilimiz, sesimiz, elimiz, kolumuzla eşdeğerdeki Cumhuriyet’in ve birkaç gazeteyle birkaç TV’nin susmamasını istiyoruz; öyleyse ortak dille sesimize ses katalım.

Kimi gazetelerde gönül işlerine el atanlar var; bizimki de gönül işi… Dilsiz aşk olmaz! Amacımız ortak; dilsiz özgürlük hiç olmaz! “Bir gün mutlaka” yanlış söyleyiş ve yazımlar azalacak: ortak dilimiz Türkçe, bilimsel akılla öğretilecek. Mustafa Kemalce düşünerek salt bilim, sanat ve uygulayımbilimdeki eksiklerimiz için kaygılanacağız. Öyleyse yüzyıl önce yoktan “var” edenleri anımsayalım; Alev Coşkun, Kuvayı Milliye’nin Kuruluşu (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019).