Kapat
A+ A-

Ne teşvik ne topyekûn mücadele: Krizin çözümü...

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, öncelikle güçlü bir demokrasi sağlanması gerektiğini söyledi. Bilecik’e göre ekonomik reformlarla eşzamanlı olarak özgürlük alanları genişletilmeli. Böyle dönemlerde işverenin ilk başvurduğu yolun işçi atmak olduğunu belirten Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, “Buna karşı mücadele ediyoruz” dedi.
Yayınlanma tarihi: 12 Kasım 2018 Pazartesi, 22:39

[Haber görseli]

Türkiye ekonomisi derin bir krizin eşiğinde. Özellikle AKP’nin başa gelidği 2002’den itibaren sanayiye dayalı üretim ekonomisinin terk edilmesi, inşaat ve dışarıdan gelen sıcak para üzerine kurulan ekonomi iflasa gidiyor.

Resmi rakamlara göre şu ana kadar 356 firma konkordato yani iflas erteleme ilan ederken, bankacılık sektöründe kredi hacmi düşüyor. Batık kredi miktarı ise hızla tırmanıyor, ağustos ayında takipteki krediler 80 milyar liraya dayandı. Ticari kredi faizlerinin yüzde 30’u aştığı bu dönemde iş dünyası yatırımları durdururken, işsizlik ve enflasyonu düşüremeyen Türkiye’de sefalet endeksi de 6.5 yılda 2.3 katına çıktı. Sefalet endeksinde AKP öncesi döneme çok yaklaşan Türkiye, kırılganlığını da en fazla artıran ülke oldu.

Ekonomik güven endeksi, ekimde geçen aya kıyasla yüzde 4.8 azalarak 71’den 67.5’e gerilerken, işsiz sayısı 6 milyonu buldu. Asgari ücretin açlık sınırının da altında olduğu Türkiye’de enflasyon ise yüzde 25’i aştı. Merkez Bankası’nın yıl sonu hedefi bile yüzde 23’ü aşıyor. Ekmekten, suya, elektirikten benzine yılbaşından bu yana fahiş zamlar gelirken dar gelirlinin ayakmta kalma imkanı da gün geçtikçe azalıyor.

Dolar yılbaşından bu yana yüzde 40’a yakın değer kazanırken, borç geri çevrilmesinde de ciddi sorunlar ortaya çıktı. Esas sorun yaklaşık üçte ikisi özel sektöre ve kalanı devlete ait olan 450 milyar doların üstündeki dış borcun ne şekilde çevrileceğinde yatıyor. Hükümet her defasında krizi olduğunu inkar etse de devreye koyduğu teşvik paketleri, enflasyonla topyekün mücadele programları ise işe yaramıyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının yok edilmesi, atamalarda liyakat kuralına bağlı kalınmaması, hukuku erozyona uğraması, başta otomotiv olmak üzere sanayide üretimin düşmesi krizin derinleşeceğini gösteriyor. Türkiye’de yaşanın krizin bir yıkıma dönüşmemesi için akademisyenlere, iş dünyasına ve işçi sendikalarına ‘ne yapmalı’ ‘krizden çıkışın reçetesi ne olmalı’ diye sorduk.
[Haber görseli]

 

Güçlü ekonomi için güçlü demokrasi şart

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Erol Bilecik, ekonominin düzelmesi sabır, inat ve irade gerektirdiğini dile getirerek, olumlu veya olumsuz, ekonomik gelişmelerin etkisinin hissedilmesi zaman aldığını dile getirdi. Bilecik, bu nedenle, yaşananların gerek reel sektörde, gerekse bankacılık sektöründe etkilerinin hala hissedilmesinin olağan olduğuna işaret ederek şu değerlendirmeleri yaptı.

-Banka kredilerinin önemli ölçüde daralması ve reel sektörde nakit sıkışıklığı öne çıkan sorunlar içinde bulunuyor. Enflasyon çok yüksek seyrediyor. Alınan tedbirlerin olumlu etkilerini daha kısa sürede görmek için, bundan sonra bu adımları kuvvetlendirmek adına yapılması gerekenler var.

-Bankalarda gerçekleştirilen stres testlerinin ve sonrasında bu alanda alınacak tedbirlerin nakit sıkışıklığını çözmekte önemli etkisi olacağına inanıyoruz.

-Gerek küresel gelişmeler, gerekse ülkemize özgü koşullar nedeniyle finansman maliyetlerinin bir süre daha yüksek seyretmeye devam etmesi muhtemel. Genel olarak dünyada artık ucuz ve bol parayla büyüme dönemi sona erdi. Bu nedenle, Türkiye’nin bu zorlu dönemin üstesinden gelmek için yapısal sorunlara odaklanması ve hiç vakit kaybetmeden bir reform takvimi oluşturması gerekiyor.

Ders çıkarmalıyız

-Verimlilik artışlarıyla büyümenin desteklenmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için işgücü, vergi, eğitim, inovasyon ve dijitalleşme alanlarında kendimizi geliştirmeliyiz. Türkiye ekonomisinin dijital çağın şartlarına uygun teknolojiye, rekabet gücü yüksek sanayi ve hizmetler sektörüne ve modern bir tarım sektörüne ihtiyacı var.

-Yaşadığımız bu zorlu dönemden doğru dersleri çıkarmalıyız. Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf, uzlaşmacı, adil ve demokratik bir toplum olmaktır.

-Güçlü bir ekonominin olmazsa olmazı, güçlü bir demokrasidir. Ekonomik reformlarla eşzamanlı olarak demokratik açılımlar, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması ve özgürlük alanlarının genişletilmesi bu nedenle önemli. Bu konuda AB ile uyumlu reform sürecinin somut bir programa dayalı olarak tekrar başlaması doğru olur. Ekonomimiz güçlendikçe demokrasimiz, demokrasimiz güçlendikçe ekonomimiz güçlenir.

Adım atılırsa dalgalanma azalır

Erol Bilecik, TOBB ile 14 Ağustos’ta yaptıkları basın açıklamasında, yaşanan şokların reel ekonomi üzerinde kalıcı bir etkiye neden olmaması için gerekli tedbirlerin gecikmeden alınması gerektiğini belirtmiş ve atılması gereken adımları 5 madde özetlediklerini anımsatarak o maddeleri ve atılan bu süreçten sonra atılan adımları şöyle özetledi:

1-Merkez Bankası’nın likidite yönetimi için attığı olumlu adımların yanı sıra, kurun istikrara kavuşması için daha sıkı bir para politikasına geçilmeli.

2-Sıkı para politikasını destekleyecek tasarruf tedbirlerini içeren maliye politikasının en kısa sürede açıklanmalı.

3-Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi için güven verici somut bir yol haritası hazırlanmalı.

4-En önemli ekonomik partnerimiz olan Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden olumlu çerçeveye kavuşturulmalı.

5-ABD ve Türkiye’nin mevcut sorunların stratejik ortaklık çerçevesinde diplomasi yoluyla ve ivedilikle çözülmesi için çaba göstermeye devam etmesi.
Ağustos’tan bu yana gelinen noktada;

-Merkez Bankamız 625 baz puanlık önemli miktarda bir faiz artışı yaparak sıkı bir para politikası çerçevesine geçti.

-Açıklanan Yeni Ekonomi Programı ile kamunun alacağı tasarruf tedbirleri açıklanmış, bütçe hedefleri yayınlanmış, mali politikanın da sıkı para politikasını destekleyeceği anlaşıldı.

-Enflasyonla mücadele için farkındalık yaratmak üzere Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı başlatıldı.

-Gerek Amerika, gerekse AB ile ilişkilerimizin daha olumlu bir çerçeveye oturtulması için uygun bir ortam yaratıldı. Bu olumlu adımların atılmasıyla finansal piyasalarımızda dalgalanma azalmış, ülke risk primi önemli ölçüde gerilemiş, kur denge değerine yakın seviyelere indi.

[Haber görseli]

Bedeli emekçiye ödetmeyin

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Genel Sekreteri ve Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak, son dönemde Türkiye’de yaşanan ekonomik gelişmeleri kaygıyla izlediklerine dikkat çekerek, “Döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar, ülke kaynaklarında ortaya çıkan darboğaz, enflasyondaki artış, birbiri ardına gelen zamlar hepimizin cebini yakıyor. Hayat her geçen gün pahalanıyor. Özellikle temel tüketim maddelerindeki artışlar hepimizi zorluyor” dedi.

İlk iş işçi çıkarmak

Yaşanan bu ekonomik darboğazda emekçiler için en önemli hususun, hiç kuşkusuz, iş güvencesi olduğuna rikkat çeken Kavlak, önerilerini şöyle sıraladı:

-Böylesi dönemlerde, ekonomide ortaya çıkan daralmalarda işverenlerin ilk başvurduğu yol, işçi çıkarmaktır. Biz öncelikle bunun önüne geçmek için mücadele veriyoruz. Bize bu yönde gelen talepler karşısında taviz vermiyoruz. Ancak çeşitli nedenlerle kendi rızası ile ayrılmak isteyen arkadaşlarımızın çıkışına onay veriyoruz.

-Biz emekçiler ülkemiz için her şeyi yapmaya, elimizi taşın altına koymaya hazırız. Ancak yaşanan ekonomik sorunların bedelinin emekçilere ödetilmek istenmesine asla izin vermeyiz. Sorunun, işçi hak ve özgürlüklerinden taviz vermeden, yaşadığımız ekonomik sorunların yükünü emekçilerin sırtına yüklemeden çözülmesi noktasında üzerimize düşeni yaparız. Ancak biz artık bedel ödemek istemiyoruz.

Dayanışma gerekiyor

-Ülkemiz ekonomik açıdan sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Hep birlikte, ulusal beraberlik ve dayanışmayla bu sıkıntılı dönemi geçmek için elimizden geleni yapıyoruz, yapmalıyız. Bu süreci en az zararla atlatmalıyız. Bizim için elbette öncelikle ülkemiz geliyor. Ancak temsil ettiğimiz kesimin, geniş yığınların hak ve çıkarlarını korumak da bizim asli görevimiz. Biz her koşulda üyelerimizin ekonomik hak ve çıkarlarını koruyup gözetiyoruz, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmeleri için elimizden geleni yapıyoruz.

-Yalnız Türkiye değil, bütün dünya bir ekonomik sarsıntının içinden geçiyor.

 

 

 YARIN: TÜRKONFED ve Doç. Dr. Özgür Orhangazi

Cumhuriyet İMECESİ