Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Bitmek bilmez cumartesiler ve acısı dinmez anneler

24 Ağustos 2018 Cuma

İstanbul’un göbeğinde, Galatasaray Meydanı’nda, Galatasaray Lisesi’nin hemen yanı başında, taksilerin korna çala çala çıktığı yokuşla, insanların birbirini ite ite yürüdüğü o kalabalık caddenin kesiştiği noktada, ülkenin en büyük yayınevlerinden birinin binasının hemen dibinde küçük ve derin ve kara bir gölge...
Çocukları yıllar içinde kuşkulu bir şekilde kaybolmuş, kaybedilmiş onlarca anne...
23 yıldır her Cumartesi o gölgede inatla yere oturuyorlar ve soruyorlar:
“Benim çocuğum nerede?”
Etraflarında polisler, TOMA’lar, olan bitene kayıtsız sağdan sola ve soldan sağa akan insanlar...
Anneler... Çocukları kaybedilmiş kalbi yaralı, gözleri yaşlı, itirazları ve öfkeleri yaslı kadınlar...
Devlete soruyorlar. Hükümete soruyorlar. Askere soruyorlar. Hukuka soruyorlar. Sisteme soruyorlar. Size soruyorlar.
“Benim çocuğum nerede?”
Sahi onların çocukları nerede?
Bundan tam 700 Cumartesi önce... 20 Mart 1995’te...
Gazi olayları sırasında evden çıkan ve bir daha dönmeyen Hasan Ocak’ın cesedinin ormanlık bir alanda boğulmuş ve işkence edilmiş bir şekilde bulunduğu ve kimsesizler mezarlığına gömüldüğü günler sonra öğrenildiğinde...
Ve tanık ifadelerine rağmen gözaltına alındığı ve işkence gördüğü kanıtlanamadığında...
Çocukları kaybolan, kaybedilen onlarca anne evlerinden çıktılar ve Hasan’ın annesiyle birlikte o meydana gelip oturdular.
O küçücük meydanda yere oturarak ve sessizce durarak ve cevaplanmayan sorularını ısrarla haykırarak eylem yapmaya başladılar.
Kimi gözaltında kaybolan, kimi gözaltında kaydı bile bulunmayan yığınla insan adına anneler, babalar, kardeşler, arkadaşlar, yoldaşlar, bu düzene, bu korkunç düzene itirazı olanlar, Galatasaray’da her Cumartesi ülkenin üzerinde kara ve üzgün bir gölge gibi, küçücük bir çembere sığıştılar.
Bu ülke... kendini bildi bileli adalete hiç güvenmedi. Görece suçlar ve suçlular, adaletsiz hükümler, yargısız infazlar, hepsi ama hepsi baştan beri, sonunda hukuksuz yargılara varacak kadar yozlaşan kötücül bir niyetin marifetiydiler.
Yığınla gözaltında kayıp ve işkence vakası zaman zaman tanıkların itiraflarıyla ortaya çıksa da...
Adliyelerin, Emniyet müdürlükleri-nin ve daha kim bilir nerelerin mühürlü dünyasında kan dondurucu şeylerin olup bittiğini herkes adı gibi bilse de...
Sanıklar mahkemelere çıkmadan önce başlarına gelenleri ispat için çok zorlu bir mücadele verse de...
Bilin ki birçok insan bu aşamalara bile gelemeden gözaltında kaybediliyorlar.
Sadece bu ülkede değil, dünyanın birçok yerinde, politik karmaşalardan beslenen ve güdümlü bir terörün kıskacında can çekişen her ülkede...
Anneler gözaltında kaybedilen ve kaybedilen ve kaybedilen çocuklarının peşinde adalet isteye isteye, kayıplarının kemiklerine kavuşmaya bile razı bir şekilde... yaşlanıp ölüyorlar. Ve bayrağı yeni kayıpların acılı yakınlarına devrediyorlar.
O gözaltında kaybolanların kimi yasalara göre suçlu, kimi suçsuz.
Ama onları kaybetmek, yok etmek, öldürmek, kemikleri bile bulunamayacak şekilde ortadan kaldırmak...
Hem de bunu sistemin onayıyla yapmak...
Korkunç bir iktidarın pençesiyle adaleti kan revan içinde bırakmak...
O nedir?
Suç mudur? Günah mıdır? Yoksa saf kötülük müdür?
Bir ülke yıllar boyu topyekûn kötülükle yönetildiğinde... işte budur netice.
Yarın o anneler, çocukları resmen kaybedilenler 700’üncü haftada yine
o meydandalar. Peki ya siz? Çocuklarıyla bir arada yaşayanlar
ve olan biten korkunç şeylere kulak tıkayanlar, yakınlarından birinin başına bir şey gelmedikçe sistemin korkunç tehditlerini üzerine alınmayanlar...
Şu an siz neredesiniz? Yarın nerede olacaksınız?
Siz sustukça bu ülkenin kaderi, bitmek bilmez cumartesiler ve acısı dinmez anneler...

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Vahşi kapitalizm yoktur, vahşi insan vardır 19 Eylül 2018 Çar
Kıyametinizi burada mı kopartırsınız? Paket mi yapalım? 14 Eylül 2018 Cum
‘Peki şimdi nereye?’ 12 Eylül 2018 Çar