‘Tavşan da benim, tazı da!’

04 Aralık 2019 Çarşamba

Önce, termik santralların baca filtrelerinin takılmasını iki buçuk yıl erteleyen kanun, çevre sorunlarından ziyade yatırımcıların ekonomisine duyarlı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin ve MHP’nin oylarıyla Meclis’te kabul edildi.

Çevre sorunlarına duyarlı olanlar ayağa kalktılar.

Çevre sorunlarından ziyade yatırımcıların ekonomisine duyarlı olan yandaş basın bu kanunu meşrulaştıran yayınlar yaptı.

Çevre sorunlarına duyarlı olanlar daha çok ayağa kalktılar.

Sonra aynı kanun bu kez çevre sorunlarına duyarlı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından veto edildi.

Sonra çevre sorunlarına duyarlı olan AK Parti ve MHP milletvekilleri, tasarıyı veto eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ardı ardına teşekkür etti.

...

Biz buna önce bir güldük.

Tek adam rejimi diye haksızlık etmişiz” diyerek eğlendik.

Meseledeki büyük mantıksızlıklarla dalga geçtik.

Şimdi artık biraz da düşünebiliriz.

Bizim başımıza daha önce de buna benzer bir şeyler gelmemiş miydi?

İktidar, başımıza bizzat kendisinin açtığı bir beladan bizi yine bizzat kendisi kurtarmak suretiyle tuhaf bir kahramanlık destanı yazmamış mıydı?

O belanın aktörleri, o an itibarıyla bu ülkeyi kendilerinden kurtardığı için iktidara müteşekkir olmamış mıydı?

Yine o belanın aktörleri, birilerini ülkenin başına bela açmakla suçlayıp...

Haklarında iddianameler hazırlayıp...

Onları hapislere attırıp...

Sonra bizzat kendileri o belanın başlıca aktörleri olarak aynı mahkemelerde yargılanmamışlar mıydı?

Bozacının tanığı şıracı ve şıracının savcısı bozacı ve bozacının da hâkimi şıracı çıkmamış mıydı?

Bu hengamede bozayla, şırayla işi olmayan binlerce insan işinden, özgürlüğünden, sağlığından, huzurundan hatta canından olmamış mıydı?

Bu ülke mütemadiyen, bir beladan kurtarılır gibi yapıla yapıla, daha büyük belaların kucağına atılmamış mıydı?

Sanki?

İşte biz nicedir böyle sinsi bir siyasi iklimin kuranderinde hastalanmaktayız.

Hukukun adaletsizliği meşrulaştırmasına alıştırılmaktayız.

Milli eğitimin cehaleti pazarlamasına karşı sessiz kalmaktayız.

Demokrasinin özgürlükleri kısıtlamasına gıkımızı çıkaramamaktayız.

Laik bir ülkede, dinle devlet işlerinin etle kemik gibi birbirine yapışmasına itiraz etmemekteyiz.

Tarafsızlık yemini eden cumhurbaşkanının açık açık tarafını ortaya koymasına seyirci kalmaktayız.

Bu arada gerçeğin peşine düşen gazetecilerin, aydınların mahkemelerde süründürülmesine, hapislerde çürütülmesine göz yummaktayız.

Barış isteyen akademisyenlerin işlerinden edilmesine katlanmaktayız.

Başlarına ne geldiğini anlayamayan askeri öğrencilerin, askerlerin vatan hainliğiyle damgalanmasına ses çıkartmamaktayız.

Yoksulluktan ölmek üzere olan insanların ardı ardına intihar etmesine duyarsızlaşmaktayız.

Eskiden bu ülkeyi “Tavşana kaç, tazıya tut” diyen başka sinsi akıllar yönetirdi.

Ve bu ülke o sinsiliğin şifresini çözmekte on yıllardır deneyimliydi.

Şu anda bu ülkeyi Tavşan da benim, tazı da!” diyenler yönetiyor..

Ve odağını şaşıran tepkilerimiz, sık sık şizofrenik bir “tazı-tavşan” girdabına kurban gidiyor.



Yazarın Son Yazıları

Bu ülkenin felaketi 7 Şubat 2020
Bir milyon Suriyeli 5 Şubat 2020
Savaşın cazibesi 10 Ocak 2020
Açlık 8 Ocak 2020