Beyoğlu şu an ne kokuyor?

20 Aralık 2019 Cuma

Beyoğlu şu an;

Günlerdir aç yatıp aç kalkan...

Ve nihayetinde çömeldiği yerde sazını çalarak para kazanmaya çalışan...

Sesi ve eli titrek, duruşu ürkek kör adamın önündeki mendile bırakılmış üç beş lirayı alıp kaçan delikanlının hıncı gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

İşini kaybettikten sonra günlerce caddenin bir ucundan bir ucuna yürüyen...

Giysileri ve elleri ve yüzü ve kalbi kirlendikçe kirlenen...

Karnını doyurmak için sağa sola bırakılmış yarım sandviçleri, dibi dolu içecek kutularını kollayan...

Yanından geçip giden insanların gözlerinin içine değil hep ama hep yere, kendi ayaklarına bakan...

Ve bir gün ortadan kaybolduğunda, başına ne geldiği kimsenin umurunda olmayacak olan o adamın çöküşü gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Buz gibi taşa dizüstü çökmüş, elindeki kırık melodikayla bildiği tüm çocuk şarkılarını arka arkaya çalan ve gelip geçenin onu neden umursamadığını hiç ama hiç anlamayan o oğlan çocuğunun gözlerine yerleşmiş öfke gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Bankamatik gişelerinin girintilerinde yüzükoyun, sırtüstü, yan dönmüş, iki büklüm, upuzun, inleyerek, terleyerek, titreyerek...

Ölür gibi, ölmüş gibi yatan delirmiş kadının altına serdiği ıslak kartondan tüten utanç gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Gece yarısı karanlık köşelerde yetişkinlerin ellerinde oradan oraya itiştirilen...

Dil bilmez kimsesiz sokak çocuklarının döktükleri terdeki korku gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Yıllardır o uzun ve ince caddeden gelip geçen yüzlerce insanın...

Ve sayısız sivil polisin ayakları dibinde yerde yuvarlana yuvarlana şişmanladıkça şişmanlayan...

Ve yaşlandıkça yaşlanan dilenci kadının nefesinden çıkıp önce ayaklara, oradan boyunlara dolanan o aymazlık gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Kulüp kuytularında, tek göz odalarda, sokak aralarında, hatta sokak ortalarında... Dövülen, öldürülen, doğduğuna pişman edilen kadın, erkek, trans seks işçilerinin can acısı gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Savaştan kaçmış, hayattan kaçmış, kendinden kaçmış vatansız kalmış insanların, çoğu boşa çıkacak umutlarından yayılan hüzünler gibi kokuyor.

Beyoğlu şu an;

Koltuk değneklerine dayanarak yürüyen ve derin yaralarla dolu şiş ve çıplak ayaklarını göstere göstere elindeki kâğıt mendilleri satmaya çalışan...

Bağıra çağıra değil de kendi içine içine, yılgın bir sesle “Bir lira... sadece bir lira” diye mırıldanan yaşlı adamın gölgesi olmuş derin bir sitem gibi kokuyor.

Beyoğlu şu anda...

Birbirini yiyerek hayatta kalmaya çalışan insanın vahşeti nasıl kokarsa...

İşte öyle kokuyor.

Ve ülkenin başına ne gelirse, Beyoğlu’nun başına da aynısı geliyor.

İnsanlık, bu ülkede her haliyle, o semtin dehlizlerinde için için çürüyor.

O yüzden;

Beyoğlu’nun üzerine istediğiniz kadar lavanta kokusu sıkın.

Körüklediğiniz adaletsizlikler yüzünden kararmış hayatlardan tüten o kesif kokuları bastıramazsınız.

Bu çöküşteki sorumluluğunuzu, yapay kokularla ortadan kaldıramazsınız.


Yazarın Son Yazıları

En az üç çocuk 21 Şubat 2020
Bu ülkenin felaketi 7 Şubat 2020
Bir milyon Suriyeli 5 Şubat 2020
Savaşın cazibesi 10 Ocak 2020
Açlık 8 Ocak 2020