Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Söz Meclisten İçeri

31 Mart 2015 Salı

İnsanın can evi, kafatasının içindeki aklıdır.
İnsanları sadece “inandırarak” tam akıllarının ortasından vurabilirsiniz.
İnandırıcılığın birinci koşulu da iyi bir hatip olmaktır.
Sadece doğru kelimeleri seçerek, şatafatlı cümleler kurarak, kendine güvenli bir ifadeyle ve etkileyici bir ses tonuyla herkesi, her şeye, en azından bir süreliğine, inandırabilirsiniz.
Bazen o süre biter ama sizin cürmünüz kadar yer kaplayan iktidar hevesiniz bitmez.
Bu sefer bambaşka kelimeler ve bambaşka şatafatta cümlelerle ama aynı kendine güven ve ses tonuyla insanları tam tersi şeylere de inandırabilirsiniz.
Çünkü tembel insan beyni bilmeye, anlamaya üşenir de inanmaya hemen tav olur.
Geçmişi ve geleceği birlikte görmeyi önemsemez, anın rüzgârına heves eder.
Sırf bu yüzden hastalığınızı size iyi bir hatip, iyi bir doktordan çok daha yanlış ama çok daha “iyi” anlatabilir.
Bunun için tıbbi bilgilere değil, sadece konuyla ilgili görkemli kelimelere sahip olması yeterlidir.
Mesela bülbül gibi şakıyan bir tarotçunun karşısında mızmız bir psikoloğun hiç sansı yoktur.
Psikolog sorunlarınızın temeline bilimsel analizlerle istediği kadar insin, siz tarotçunun yüzeydeki o eğlenceli, ikna edici ve duymak istediklerinize yakın tespitlerine kanmayı tercih edersiniz.
Platon, hitabet sanatını yerden yere vurduğu o ünlü diyaloglarından birinde şöyle der:
“İyiyi kötüyü bilmeyen hatip, iyiyi kötüyü fark etmeyen bir devlette, iyiliktir diye kötülüğü tanıtmak isterse...
Böylesi bir durumun tehlikesi büyüktür.
Ayrıca akla uygun olanı halka söyleyerek onları inandırmaya çalışan hatip, doğru bilgi ile değil, doğru sanı ile amacına ulaşır.”
Eski Yunanda ve Roma’da bir sanat olarak büyük kıymet verilen hitabet felsefeye çok benzer ama aslen felsefenin kurnaz taklididir.
Sizi düşünme, sorgulama ve doğruya ulaşma dağlarına götürmeyi vaat ederken hesap uçurumundan aşağıya itiverir.
Herhangi bir sözü sadece “güzel” söyleme sanatıdır ve dolandırıcılığın en etkili enstrümanıdır.
Hatip, baştan çıkarmak istediği sıradan bir kadına sahte ama etkili sözlerle kendisini gerçekten dünyanın en güzel kadını gibi hissettirebilen Kazonova’ya benzer.
Kadın, Kazonova’nın sahte aşkına ikna olurken duyduklarının gerçek olup olmadığıyla ilgilenmez; duymak istediği şeyler olmasıyla yetinir.
Bin yıllardır, sadece kendisini dinleyenlerin hoşlanacağı şeyleri söylemekte usta olan politikacıların ve gazetecilerin arkalarında kırık kalpler bıraka bıraka yeni kurbanlara doğru yelken açabildikleri bir dünyada retorikle diyalektiği ayırmak büyük hüner ister.
Platon’un her ortamda konuşabilen, her fikri savunabilen ve susmak bilmeyen hatipleri tanıyabilmemiz için verdiği bir ipucu var, belki hâlâ işe yarar:
“Tıpkı vurulunca çınlamaya başlayan ve üzerlerine bir insan eli konmadıkça çınlamaya devam eden tunç kaplar gibi, hatiplerimiz de en küçük soruda sonu gelmez söylevlere girişirler” der.
Tunç kaplara dikkat; kim vurunca tınlıyorlar, kim dokununca susuyorlar ve bunu neden yapıyorlar?
Bir de en önemlisi, bu kaplar kullanılmadıkları zaman tam olarak nerede duruyorlar?.

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Altılı galeyan 24 Nisan 2019 Çar
Lalelerle gelenlere lalelerle güle güle 19 Nisan 2019 Cum
Düğün kimin, şehir kimin ve yol aslında neden bizim? 17 Nisan 2019 Çar