Köşe Yazısı

A+ A-

Senin yeminin bir yalan yavrum

20 Kasım 2015 Cuma

Eğer yeryüzündeki tüm politik yemin metinleri:
“Asla silahlanmayacağım;
Başka ülkelerin topraklarına, madenlerine, doğal kaynaklarına göz dikmeyeceğim;
Benden yardım isteyen herkesin yardımına koşacağım;
Başı sıkışanlara kapımı açacağım;
Elimde ne varsa olmayanla paylaşacağım...
Irkımı, dilimi ve inancımı kimseninkinden üstün ya da farklı tutmayacağım...” şeklinde olsaydı bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk.
İnsanlığın aklını, yemin algısı üzerinden okumayı deneyin.
O zaman neden uygarlık tarihi boyunca devamlı kendi bacağına sıktığını anlarsınız.
Mevcut ve geleneksel yemin anlayışı, tehlikeleri ve zaafları işaret eder.
Gelecekte olacakların kehanetidir.
Yapmamamız gereken ama yapma tehlikemiz olan büyük “günahların” altını çizer.
Üstelik hiçbir yaptırımı da yoktur.
O yüzden rahatlıkla yalan yere edilebilir.
Hukuka uyacağınıza ve anayasaya bağlı kalacağınıza yemin edersiniz ama siz de bilirsiniz, hukuka uymaz ya da anayasaya bağlı kalmazsanız o yemin yüzünden çarpılmaz ya da şerefinizden bir şey yitirmezsiniz. (Kesin bilgi.)
Her insan, bilincinin derinlerinde, aslında kutsal diye bir şey olmadığının ve kutsalı yalana alet etmeyi cezalandıracak bir merci bulunmadığının kadim bilgisini taşır.
Buna güvenen içgüdüleri sayesinde de, gerektiğinde kendisini kurtarmak ya da gizli emellerini gerçekleştirmek için somut olarak annesinin, çocuğunun, sevdiğinin; ya da soyut olarak tanrısının, şerefinin, namusunun üzerine yalan yere yemin ediverir.
Uygarlığın temel pusulası olması gereken akıl ve vicdan, eğer yemin diye bir maskenin gölgesinde kalmasaydı, pragmatik olmayı hümanist olmaktan daha “kârlı” bulan insanın ayağına dolanırdı.
O yüzden bir şirket mantığıyla yönetilen koca koca devletler, sanki bir hukuk devleti değilmişler de, steplerde ya da dağlarda birer kavimlermiş gibi anayasalarını bir de yeminle koruma gösterisi düzenlerler.
Bu gösteri seyircileri olacaklara hazırlar.
Yemin ede ede işbaşına gelen politikacıların arasından çok ender olarak gerçekten “ahlaklı” bir politikacı çıkar, o da tüm dünyada parmakla gösterilir. (Bu da kesin bilgi.)
Bugün en gelişmiş ülkelerin bile, ülke yönetimine yönelik yasal ve somut sorumlulukları, hiçbir yasallığı olmayan duygusal yeminlerle destekleme derdini taşıması arkaik bir kurnazlığın devamıdır.
Politikaya atıldıktan sonra ailesi ve kendisi hızla zenginleşen bir politikacının ettiği yemin yüzünden çarpıldığını gören olmaz.
Yine de insana güvenmeyenler yemine güvenirler; sanki baştan sona insan işi değilmiş gibi.
Boş yere edilen yeminlerle meslek gruplarını terbiye etmek ya da kişisel mesuliyetleri garantiye almak o yüzden hülyalı bir uğraştır.
Hülyalı uğraşlarla kendini yaka yaka karanlığa doğru dönen bir dünyada, temel mesele, yemin billah bir mevkiye gelen insanların asıl hedeflerinin ne olduğudur.
O yüzden Leyla Zana’ya kızacaksanız, yemin ederken “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” dediği, Türk Cumhuriyeti’ni hiçe saydığı için kızmayın...
Ama bunca yıldır süren silahlı mücadeleyi bitirip Meclis’te yasal mücadeleye çevirmeye gönülden inanan bir avuç iyimserin, zaten dört koldan devamlı baltalanan çabalarını, kendisi için muhtemelen anlamlı ama temsil ettiği kesimin mücadelesi için zararlı bir hamleyle boşa çıkardığı için sinirlenin.
Ve her türlü yemin metnini her zaman güvencenin değil tehlikenin anahtarı olarak değerlendirin.

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Müebbet ahlak 24 Mayıs 2019 Cum
Trabzon’da sahi kimler yaşar? 22 Mayıs 2019 Çar
İktidar iştahı 17 Mayıs 2019 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Leyla Zana