Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Sokaklarda Dans

09 Temmuz 2013 Salı

Sokakları severim.
En çok da keyifle şarkılar söylenip dans edildiği, rahatça sevişildiği, özgürce dolaşıldığı zaman severim.
Ama şu günlerde sadece direnildiği için seviyorum.
Tuhaf bir paradoks bu benim için. Şiddetten hiç haz etmediğim, savaş fikrinden hep uzak durduğum, yaralanmak kadar yaralamaktan da; ölmek kadar öldürmekten de gerçekten korktuğum; her şeyin altında bir bit yeniği aradığım, körü körüne kapılabileceğim heyecanlardan hep şüphe duyduğum halde... Ben bile... Şu günlerde İstanbul’da, sokaklarda olmak istiyorsam; bunun tek nedeni, masumiyetin şiddete karşı direnebilmesi için inadından hiç vazgeçmemesi gerektiğine inanmam.
İlk günden beri çıktılar çıkacaklar denilen eli sopalı, eli palalı adamların gözü dönmüşlüğü mü daha korkutucu, yoksa resmi emirlerle yasal hakları hiçe sayan iktidarın gözü dönmüşlüğü mü, emin değilim; emin olduğum tek şey masumiyetin inadından başka seçeneğinin olmadığı.
Hani polis kendi adına bir destan yazdı ya... O evine girmeyen, hep ama hep sokağa çıkan, sokakta kalan insanlar da kendilerine ve bize, hepimize dair çok uzun bir öykü yazmaktalar şu an.
O öyküde, sadece olağanüstü koşullarda canla başla birbirine destek olan iyi kalpli insanlar yok; olaylar yüzünden iş yapamayan öfkeli esnaf da var, sokaktaki gaz yüzünden hasta yatağında fenalaşan yaşlı da; palayı eline alıp çıkan vahşi de var, çalıştığı yerin kapısını gazdan kaçanların yüzüne hırsla kapatan eleman da.
Ama en çok iktidar var.
İktidarlar kontrol edemedikleri hareketleri sevmezler.
Özgürlükse ancak kontrol edilemezlikle kazanılabilir. İktidar yönettiği insanların ne yapacağını önceden kestiremediği zaman telaşlanır.
O yüzden, ilk günden beri sokaktakilerin en azından bir omzunda oturduğuna tanıklık ettiğim masumiyetin, iktidarın vahşetine direnmesi ve sokakları önceden kestirilemez bir inatla sonuna kadar kendine mesken edinmesi gerekiyor.
Yıllardır İstiklal Caddesi’nde izinli protesto gösterileri, basın açıklamaları, yürüyüşler düzenlenir. O gösterilere ne zaman denk gelsem itaatkârlıkla gölgelenen, güçten düşen bir öfkenin yılgınlığını sezerim. Bir şeyleri değiştirmek isteyen, ama bu değişim yelkenini üflemeye nefesleri yetmeyen insanların haksızlığa uğramışlıkları yaralı bir kuş gibi avuçlarında kalakalır.
Bir tek o şenlikli
‘Gay Pride’lar başkadır. Gerçek bir meydan okuma olur onlarda. Cinsel tercihlerinden dolayı toplum dışı sayılan bir sürü insan en cesur halleriyle otoriteye nanik yapan müthiş bir özgüvenle yürürler. Onlar geçerken bir baba paniğe kapılıp bu “müptezelliği” görmesin diye çocuğunun gözlerini iki eliyle sımsıkı kapar, çocuk babasının parmaklarını o minicik gücünü zorlayarak aralar ve yanından geçen o farklı insanları görmek için heyecanla çabalar... İşte o an hissederdim, küçük bir devrim olur.
Ne zaman ki o caddede, gözaltında kaybolmuş çocuğunun resmine sarılıp ağlayan anneyle empati kuran ve kucağındaki çocuğa sıkı sıkıya sarılan adamla kadın da ağlayacak; o zaman hep birlikte hissedeceğiz; bu ülkede büyük bir devrim olacak.
Şimdi varsın birileri bir süre daha az kazansın; varsın birileri bir süre daha çok hırslansın; varsın birileri biraz daha hırpalansın...
Siz, bugün sokaklarda gaz var diye yakınanlar, masumiyetin direncine destek verin ki yarın sokaklarda hep beraber dans edebilelim.

\n

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Yazarları hapiste olan ülkede... 16 Kasım 2018 Cum
9’u 5 geçe siz neredeydiniz? 14 Kasım 2018 Çar
Silah ahlaka zararlıdır 9 Kasım 2018 Cum