Köşe Yazısı

A+ A-

Atlet ve gaflet

25 Ağustos 2017 Cuma

Biz Atatürk’ü üzerinde atletle yemek yerken hiç görmedik. Biz onu...
Mayolu gördük, fraklı, kalpaklı, şapkalı, takım elbiseli, paltolu gördük.
Biz onu...
Yaşlı bir köylüyü dikkatle dinlerken gördük.
Çocuklara bir şeyler öğretirken gördük. Ciddi şeyler düşünürken gördük. Endişelenirken gördük.
Gülerken gördük.
Biz onu...
Kralların karşısında dimdik gördük.
Yaşlı bir köylünün önünde onu dinlemek için eğilmiş gördük.
Cephede gördük.
Kumsalda gördük.
Denizde gördük.
İçki masasında gördük.
Kürek çekerken gördük, dans ederken gördük, salıncakta sallanırken gördük.
Hasta yatağında gördük.
O bize farklı halleriyle göründü ve gitti.
Gitmeden önce de;
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” dedi.
Biz onun fotoğraflarını ve heykellerini ve suretlerini her yerde bol bol gördük;
Ve değil fikirlerinden, gördüğümüzden de hiçbir şey anlamadık.
O gördüklerimize baka baka, onun kurduğu cumhuriyeti yıkmaya çalışan bir iktidara ülkeyi teslim ettik.
Şimdi Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafına da aynı boşluktan bakıyoruz.
O beyaz atletin bize hatırlattığı değerler üzerinden düşündüğümüz şeyler ve ona yüklediğimiz anlamlarla yine yanlış şeylerin peşine düşüyor, yanlış yerlere varıyoruz.
Fraklı bir lider gerçek bir halk adamı olabilir...
Çarıklı bir lider halkın arasında saraylarda doğmuş gibi dolanabilir...
Kimin gerçekte kim olduğunu anlamak için görülenle yetinmemek, meseleye daha derinden bakmak gerekir.
Çünkü bir liderin ne halktan biri gibi ne de ilah gibi görünmesi onun değerini belirler.
Bir liderin değerini sadece yaptıklarına bakarak ölçebilirsiniz.
Atatürk’ün onca fotoğrafına baka baka bugüne kadar “ne” anlamadıysak;
Kılıçdaroğlu’nun o fotoğrafına baktığımızda da “aynısını” anlamıyoruz.
Tercihleri ideolojik ikonların ya da antikahramanların dayanılmaz cazibesine kapılarak yapanlar kolay kandırılırlar.
Kitleler halinde herhangi bir ideolojinin ona sunulan fiyakalı görüntüsüne kananlar;
Aslında neyin peşinden gittiklerini hiç ama hiç kavramamış olan kalabalıklar;
Her seferinde tarihe ‘kullanışlı aptallar’ olarak kazınırlar.
Sol ideolojileri artık ‘köhne’ diye kodlayanlar ama Che’nin yakışıklılığından Ecevit’in mavi gömleğine kadar işin romantizminden hâlâ faydalananlar...
Beyaz atlet meselesinin içinden sağlıklı bir algıyla çıkamazlar.
Bir atletten yola çıkarak Kılıçdaroğlu’nun mu yoksa Erdoğan’ın mı halka daha yakın olduğunu tartışmak...
Atatürk’ün fotoğraflarındaki edası üzerinden onun liderlik kıymetini başkalarınınkilerle kıyaslamak sadece liderlik algısının içini boşaltmaya yarar.
Bir liderin masaya otururken üzerine ne geçirdiği ve o masada ne yiyip içtiği kayda değer bir veri değildir.
Ama işini yaparken yüzüne maske takıp takmadığı...
Ve bu arada sizi yiyip yemediği çok önemlidir.

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

İktidar iştahı 17 Mayıs 2019 Cum
Diktatörlük zor zanaat 15 Mayıs 2019 Çar
Korku ve cesaret 10 Mayıs 2019 Cum