Köşe Yazısı

A+ A-

İçeriden mektuplar ve içeriye mektuplar

22 Aralık 2017 Cuma

Çekmecelerim cezaevlerinden gelen mektuplarla dolu.
Hepsi içeriyi anlatıyorlar, kendi içlerini anlatıyorlar.
Hem çok uzak hem de çok yakın bir dünyadan yüksek bir sesle mühim şeyler fısıldıyorlar.
Her birini satır satır okuyorum ve hiçbirini cevaplayamıyorum.
İçeriden dışarıya anlatılacak çok şey var da dışarıdan içeriye ne anlatılır, ne yazılır... Bir türlü bilemiyorum.
Onların gerçekleriyle kendi gerçeklerim karşılaştığında ortaya çıkacak kimyadan ürküyor insan.
Neticede cevaplanmamış, cevaplanamamış mektupların ağırlığı birbirinin üzerine binerek artıyor ve mahcubiyet çoğaldıkça çoğalıyor.
İçeride olmak ve dışarıda olmak... Birbirine hem çok yakın, hem çok uzak.
Derinlemesine kurcalandığında ne anlama geldiği tartışmalı bir sistemin “suçlu” olarak tespit edilen insanları toplumdan topluca tecrit edişini olağan karşılayışımızdaki akıl zincirine dolanmış değerlerle, ülke tarihinin siyasi suçlular üzerinden tarif ettiği gerçeklikler bir araya geldiğinde ortaya çıkan resmin ürkütücülüğü bir yana...
Hapishanenin kendi gerçekliği içinde olağanlaşan ve katılaşan ve dışarısı için ne denli yoğun bir empati geliştirilirse geliştirilsin asla aynı değeri ve önemi taşımayacak olan meseleler altında ezilen bir kalple sizi baş başa bırakan bu mektuplar...
Kalbiniz size, ne derseniz deyin yine de hep yetersiz kalacağınızı hissettirdikçe... bir türlü cevaplanamıyorlar.
Zaman zaman içinizden bir heves çıkarıp sonra tekrar geri koyduğunuz cümleler beyninizin hapishanesinde gün ışığı görmeden usulca çürüyor.
Dosya kâğıtlarına özenle sayfalarca yazılanlar, içtenlikle anlatılanlar, sorulan sorular, yakınmalar, verilen haberler, dilekler, farklı görüşler, sitemler, niyetler, tartışmalar... Hepsi tek yöne alınmış bir bilet gibi... Sözde özgür bir dünyada bambaşka bir şeye dönüşerek çekmecenizde ve kalbinizde üst üste duruyorlar da duruyorlar.
Son zamanlarda gelenlerin içinde hele bir tanesi var ki... Onu da diğerleri gibi cevaplayamayacak olmak ne zamandır üzüyor beni.
Denetime takılmadan, okunmadan, damgalanmadan, doğrudan muhatabına ulaştırılabilsin diye bin takla atılmış.
Tahliye olanların eliyle gönderilmeye çalışıldıkça, o tahliyeler ha bire ertelenmiş, mektup (şakasına) uğursuz sayılmış.
Her geri dönüşünde bir yenisi daha yazılmış, sayfa sayısı arttıkça artmış.
İçinde çeyrek asırlık bir mahkûmiyet hikâyesi...
Yazan, neredeyse yaşıtım bir erkek.
Tam benim gazeteciliğe başladığım yıllarda o, devleti yıkmaya kalkışmak suçundan ceza almış.
Benim uzun kısa seyahatler yaptığım, kitaplar yazdığım, şehirlerden köylere göçtüğüm, yeni arkadaşlar edindiğim, eski arkadaşlarımı zamansız yitirdiğim, başıma umduğum ve ummadığım şeyler gelen ve su gibi geçip giden o yirmi beş yıl boyunca... O içeride büyümüş; ben dışarıda.
Şu önümüzdeki beş yıl boyunca o hapis yatmaya devam edecek ve benim başıma kim bilir neler gelecek.
Sayfalarca yazılmış o mektubun içinde birçok hikâye...
Daracık bir mahrumiyet alanında ellerden alınıp durulan haklar, o hakları geri kazanmak için verilen zorlu savaşlar...
İçeride olanlar, olmayanlar, dayanışmalar, eziyetler, psikolojik inişler, çıkışlar, arada şakalaşmalar, el konulan radyolar, koğuştan toplanıp geri verilmeyen fotoğraflar...
Ah ne kıymetli o fotoğraflar... İçeri girdikten sonra doğmuş yeğenlerin
hikâyeleri var onlarda.
Bebeklikleri, büyüyüşleri, okula gidişleri. Sonra içlerinden birinin dağa çıkışı, orada ölüşü. Ailesinin, “Ya kardeşi de onun gibi dağa çıkarsa ne yaparız biz” endişesi. Nesillerin birbirine lanetli bir zincirle bağlı öyküleri...
O fotoğrafları cezaevi yönetiminden geri alabilmek için verilen mücadele...
Bir zamanlar solculuk faaliyetleriyle devleti yıkmaya kalkmak suçu yüzünden içeri giren... Ve dağlarda ölen ve ölecek diye korkulan ve hiç dokunamadan sadece fotoğraflardan tanınan akraba çocukların yaşamını içeriden izleyen... Gencecik bir erkekken girdiği hapishanede olgunlaşarak ve yorularak ve direnerek ve değişerek bugünlere gelen yaşıtım bir adama...
Ben buradan, dışarıdan, kendi son yirmi beş yılımdan ne yazabilirim... Bilemiyorum.
İşte her bir mektupta... Böyle kilitleniyor dilim ve kalemim.