Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Satılmış basın

23 Mart 2018 Cuma

Basın bugün satılmadı...
O satış yıllar yıllar önce başladı.
Önce gazeteciler sattılar basını.
Hem de üç paraya.

Kendilerine ödenen yüksek maaşlara kanarak.
Üç ayda bir ödenen ikramiyelerin, fazla mesai ücretlerinin, sigortalı çalışma olanaklarının ellerinden alınmasına göz yumarak, kıdem tazminatlarından gönüllü olarak vazgeçme şartına katlanarak.
Sendikanın işlevsizleşmesine sessiz kalarak.
Pazarlamaları için önlerine koyulan yeni yükselen değerleri gazetecilik marifetiyle allayıp pullayarak.
Koca bir ülkeyi sistemin istediği noktaya getirmek için canla başla çalıştılar.
Sistem dışı kalmakta direnenleri, mesleği sorgulayanları, etik değerleri savunanları, gazetecilik yapmakta ısrar edenleri aralarında barındırmadılar.
Öldürülen gazeteci arkadaşlarının yasını hakkıyla tutmadılar.
Onların neden öldürüldüğünü zinhar anlamadılar.
Kimileri hırslarıyla, kimi suskunluklarıyla büyük ve tehlikeli bir dönüşümün gönüllü aktörleri oldular.
Diğer sektörlerin yanı sıra medya sektöründe de patron olmayı hedefleyen...
Medyayı herhangi bir ekonomik yatırım olarak gören...
Bu sektöre yaptığı yatırımın hakkını almak için...
Kapitalist değerlerin ona tanıdığı tüm vahşi olanakları sonuna kadar kullanmakta hiçbir sakınca görmeyen...
Medyayı mal gibi alan ve mal gibi satan işadamlarının niyetlerini sorgulamayı önemsemeyen gazeteciler, nihayetinde mesleği bu noktaya onlar getiriler.
Sorun gazetecilerin kendi mesleklerinin gücüne yeterince inanmamasıydı.
Politikacılar ve işadamları basının halkın üzerindeki gücünün azımsanamayacak kadar yüksek olduğuna gazetecilerden çok daha fazla inandılar.
Ve gazetecilerin kendi mesleklerine yapmadıkları manevi yatırımın yarattığı boşluklara büyük maddi yatırımlar yaptılar.
Kendi mesleklerinin değerini anlayamayan gazeteciler, mesleğin değeriyle birlikte kendilerine de alışmadıkları yükseklikte bir değer biçen kurnaz sistemin oyununa gelirken kaygısızdılar.
80 öncesi yaşanan karanlık dönemin ardından bir yıldız gibi parlayan Özal Türkiyesi’nde medyaya büyük yatırımlar yapan ve bu arada gazetecilere de büyük büyük paralar dağıtan yeni gazete patronlarının yarattığı şamataya hemen ortak oldular.
Başlarına ne geldiğini umursamayan irili ufaklı gazeteciler yeni sistemin pazarladığı değerlerin gönüllü tetikçisi olurken...
Aslında demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü, kıymetli ideolojileri ve mesleki değerleri, en önemlisi de bizzat kendilerini tam kalplerinden vurduklarını ayrımsayamadılar.
Şeytanla yapılan anlaşmaların kadim masallarından asla ders almayan insanoğlunun kaderi, mümkün değil değişmez.
Basın bugün ilk kez satılmıyor.
Yandaş gazeteciler ilk kez tahta çıkmayacak.
Ve muhalif gazeteciler ilk kez perişan olmayacak.
Patronların patronlara yaptığı satışın hiçbir anlamı yok.
Mesele gazetecilerin gazeteciliği satmalarında.
George Orwell, “Gazetecilik, birilerinin yayımlanmasını istemediği haberleri yazmaktır; gerisi halkla ilişkilerdir” der.
Demokrasiden nasibini almamış, geri kalmış ülkelerde gerisi daha da fena bir şeydir;
İktidarla ilişkilerdir.
Hem de her türlü korkunç iktidarla...