Ahmet Aras: Afette siyaset olmaz

Ahmet Aras: Afette siyaset olmaz

17.02.2026 14:47:00
Güncellenme:
Ece İçmez
Takip Et:
Ahmet Aras: Afette siyaset olmaz

Kıyı Ege Belediyeler Birliği (KEBB) tarafından "KEBB Kent Söyleşileri İzmir'de Afet Paneli"nde konuşan Başkan Ahmet Aras, “Biz muhalefet belediyesi olabiliriz, yarın iktidarda da olabiliriz. Ama afet söz konusu olduğunda hiçbir şekilde ayrım gözetilemez, gözetilmemelidir” dedi

Kıyı Ege Belediyeler Birliği (KEBB) tarafından "KEBB Kent Söyleşileri İzmir'de Afet Paneli" İzmir Tepekule Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Panele KEBB ve Muğla Belediye Başkanı Ahmet Aras, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, AKUT Kurucusu Nasuh Mahruki ve deprem bilimci Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Gazeteci İsmail Küçükkaya katıldı. Panel açılışında konuşan Ahmet Aras, özellikle Kıyı Ege, Batı Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde afet risklerinin yoğun şekilde hissedildiğini söyledi. Marmara Bölgesi’nin de benzer tehditlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Aras, Kıyı Ege Belediyeler Birliği’nin yalnızca Ege kıyılarıyla sınırlı olmadığını belirterek, “Kıyı Ege derken sadece Kıyı Ege’deki belediyelerden mütevellit değiliz. Karadeniz’de de Akdeniz’de de ülkemizin değişik bölgelerinde birliğimize üye belediyelerimiz mevcut. Onlar da buradalar” dedi.

Anadolu’nun binlerce yıldır afetlerle iç içe olduğunu ifade eden Başkan Aras, iklim değişikliğinin etkileriyle risklerin arttığını dile getirdi. Aras, “Anadolu’da afetler binlerce yıldır yaşanagelmiştir. Bu hayatın gerçeği. Ama özellikle iklim değişikliğinin negatif etkilerini en yoğun hissettiğimiz yer ülkemizin Batı Anadolu kıyılarıdır” diye konuştu. Kuraklık, orman yangınları ve değişen yağış rejimine dikkat çeken Aras, “Zamansız ve yoğun yağışlarla oluşan su baskınları, seller ve birinci derece deprem bölgesinde yer almamız dolayısıyla afetlerle iç içe yaşamaktayız” ifadelerini kullandı.

YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ VE İŞBİRLİĞİ VURGUSU

Yerel yönetimlerin afetlere hazırlıkta aktif rol alması gerektiğini vurgulayan Ahmet Aras, merkezi yönetim ile yerel yönetim iş birliğinin önemine dikkat çekerek, “Yerel yönetimler halkımızın birinci derecede güvendiği kurumlardır. Bu konuda kesinlikle aktif çalışması ve rol alması gerekiyor. Afetlerin hiçbirinde siyasi ayrım gözetilmemelidir. Afete hazırlıkta ve afet anındaki koordinasyonda merkezi ve yerel yönetim işbirliği elzemdir” dedi.

Belediyelerin mahallelerden köylere, kent merkezlerine kadar tüm ekipman, araç, gereç ve personel gücüyle hazır olduğunu belirten Aras, “Allah korusun yaşanan tüm afetlerde ilk koşan yine belediyeler olmuştur” şeklinde konuştu.

BAYRAKLI VE 6 ŞUBAT DEPREMLERİ HATIRLATMASI

Aras, İzmir’in Bayraklı ilçesinde yaşanan depremi ve 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlattı. Aras, “Bayraklı’da çok önemli bir deprem yaşadık. İlk koşan yine belediyeler oldu. Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyen büyük depremde de hiçbir siyasi ayrım gözetmeksizin ilk koşan belediyelerdi” dedi.

“BELEDİYELERİN AFETLERDE ÖZEL YETKİSİ VAR”

5393 sayılı Belediye Kanunu’na dikkat çeken Aras, belediyelerin afet durumlarında özel yetkilere sahip olduğunu söyledi. Aras, “Belediyeler kendi sınırları dışında sadece afetlerde hiçbir yerden izin almadan, emir ve talimat beklemeden personel, araç görevlendirme ve bütçe harcama yetkisine sahiptir” diye konuştu.

Şubat 2023 depreminin yıl dönümünde de deprem bölgesinde olduklarını belirten Aras, “Belediyeler tüm güçleriyle oraya koştu. Merkezi hükümetin unsurları, AFAD ve Kızılay gibi kurumlar da oradaydı. Ancak koordinasyondaki eksiklikleri de konuşmalıyız ki bir daha başımıza geldiğinde daha hazırlıklı olalım” ifadelerini kullandı.

“AFETTE SİYASET OLMAZ”

Siyasi ayrım yapılmaması gerektiğini yineleyen Aras, “Biz muhalefet belediyesi olabiliriz, yarın iktidarda da olabiliriz. Ama afet söz konusu olduğunda hiçbir şekilde ayrım gözetilemez, gözetilmemelidir” dedi

AFETLERDE “MIŞ GİBİ” DEĞİL, GERÇEK HAZIRLIK ÇAĞRISI

Ahmet Aras, afetlerin bir altyapı ya da sosyal yardım meselesi değil, doğrudan “ölüm kalım meselesi” olduğunu vurgulayarak, hiçbir mazeretin arkasına sığınılmadan somut adımlar atılması gerektiğini söyledi. Afetlere karşı hazırlığın göstermelik toplantı ve raporlarla sınırlı kalamayacağını belirten Aras, “Bu konu mış gibi yapılacak bir mesele değil. Sürekli ve kararlı bir çalışma gerektiriyor” dedi.

SORUMLULUKTAN KAÇIŞ YOK

Afetlerin yaşandığında geri dönülmez tahribatlar ve büyük can kayıpları bıraktığını ifade eden Aras, sel, deprem ve yangın gibi felaketlerde asıl sorumluluğun ihmaller zinciri olduğunu dile getirdi.

“Eğer bir vatandaşımızı selde kaybediyorsak, bunun sorumlusu yalnızca yağmur değil; dere yataklarını daraltan, üzerine yapılaşmaya izin veren, göz yuman herkesin payı vardır” diyen Aras, merkezi hükümetten yerel yönetimlere, meslek odalarından kaçak yapı yapan kişilere kadar herkesin sorumluluk taşıdığını belirtti.

Aras, orman yangınları ve kamuoyunda “Kartalkaya yangını” olarak bilinen facianın da insan eliyle büyüyen ihmaller zincirinin sonucu olduğunu ifade etti.

DİRENÇLİ KENT VURGUSU

Günümüzün en önemli kavramının “dirençli kent” olduğunu belirten Aras, bunun yalnızca depreme dayanıklı binalar yapmak anlamına gelmediğini söyledi.

Dirençli kentin; güçlü altyapı, sağlam kamu binaları, kesintisiz iletişim ve enerji sistemleri ile kurumsal kapasitesi yüksek belediyeler anlamına geldiğini ifade eden Aras, 6 Şubat depremlerinde hastaneler, belediye binaları ve hatta AFAD binalarının yıkıldığını hatırlattı.

“Yaralılarımızı tedavi edecek hastaneler ayakta kalmalı. Afeti yönetecek kurumların binaları çökmemeli” diyen Aras, önceliğin kamu yapılarının güvenliğini sağlamak olduğunu kaydetti.

KIRILGAN GRUPLAR UNUTULMAMALI

Afetlerden en çok etkilenen kesimlerin engelliler, yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve dar gelirliler olduğunu belirten Aras, eşitsizlikleri derinleştiren barınma ve altyapı sorunlarının ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

Yerel eşitlik eylem planlarının yalnızca lansmanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Aras, uygulamada da aynı kararlılığın gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

"KOORDİNASYON ŞART"

Afet anında hızlı ve organize müdahalenin hayati önem taşıdığını belirten Aras, belediyeler arası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bodrum’daki 2021 orman yangınlarında ilk destek veren isimlerden birinin Cemil Tugay olduğunu hatırlatan Aras, Muğla’da yaşanabilecek bir afette de İzmir’in ilk destek verecek belediyelerden biri olacağını belirtti.

“Sen-ben demeden, büyükşehir ve ilçe belediyeleriyle birlikte, AFAD koordinasyonunda afet bölgesinde hızla kriz merkezi oluşturulmalı ve vatandaşlarımızın yardımına koşulmalıdır. Yarını bekleyemeyiz. Bugünden harekete geçmek zorundayız” diyen Aras, bugünden hazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.

BAŞKAN TUGAY: "30 EKİM’İN ACISI HAFIZALARIMIZDA”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, göreve başladığı ilk iki ayda yaptırdıkları kamuoyu araştırmasının çarpıcı sonuçlarını paylaştı. İzmir’de yurttaşlara en çok hangi konuda çalışma beklentisi içinde olduklarının sorulduğunu belirten Tugay, “Ben açıkçası trafik gibi başlıkların öne çıkmasını bekliyordum. Ancak araştırma deprem korkusunun İzmir’de en büyük endişe kaynağı olduğunu gösterdi” dedi.

İzmir’in yakın geçmişte ağır bir deprem deneyimi yaşadığını hatırlatan Tugay, 30 Ekim 2020’de Bayraklı ve Manavkuy’da yaşanan yıkımı anımsattı. Pandemi koşullarında gerçekleşen depremin hayatı altüst ettiğini vurgulayan Tugay, “Pandemiyle mücadele ettiğimiz günlerde deprem oldu. Kovid'li vatandaşlarımızın mecburen dışarı çıktığı, kimseyi durduramadığımız günler yaşadık. Hepimizin hafızasında derin izler bırakan bir dönemdi” diye konuştu.

6 Şubat depremlerinin ise ülke genelinde çok daha büyük bir travma yarattığını ifade eden Tugay, bölgede görev yapan belediye başkanları ve ekiplerin ağır tabloya tanıklık ettiğini belirtti. Tugay, “Depremin zamanı yok. Çok soğuk bir kış gününde de olabilir, pandemi koşullarında da. Yıkıntı altındaki insanların soğuktan hayatını kaybedebileceğini yaşayarak gördük” ifadelerini kullandı.

“İZMİR’DE 17 AKTİF FAY VAR”

İzmir’in deprem riski taşıyan bir kent olduğunu vurgulayan Tugay, uzmanların kent ve çevresinde yaygın kabul gören rakama göre 17 aktif fay bulunduğunu ifade etti. Tugay, “1688 yılında kaydedilen büyük deprem, İzmir tarihinin en yıkıcı depremlerinden biri. Bu yüzyılda da 6.5-6.8 büyüklüğüne ulaşan depremler yaşadık. Türkiye’nin büyük bölümü hareketli bir yer kabuğunun üzerinde. Bu bir fiziksel gerçek” dedi.

Bilimin depremi önceden tahmin etme konusunda henüz yeterli noktaya ulaşmadığını belirten Tugay, “Deprem gerçeğiyle birlikte yaşayan bir ülkeyiz. Büyük deprem olmayacağının garantisi yok” diye konuştu.

“KURTARMA DEĞİL, ÖNLEME ODAKLI OLMALIYIZ”

Kentte ve ülkede birçok arama kurtarma ekibinin bulunduğunu, belediyelerin de bu sürecin bir parçası olduğunu, asıl önceliğin afet öncesi hazırlık olması gerektiğini ifade eden Tugay, “Afet olduktan sonra kurtarma elbette çok kıymetli. Ancak esas hedefimiz yıkımı, can kaybını, yaralanmayı ve mal kaybını önlemek olmalı” dedi. Tugay, stratejinin riskleri önceden belirlemek üzerine kurulması gerektiğini vurguladı.

Bu kapsamda önceliklerinin deprem riski taşıyan alanları saptamak ve riskli binaları belirlemek olduğunu kaydeden Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu yönde çalışmalar yürüttüklerini aktardı.

İKLİM KRİZİ VE ARTAN AFETLER

Depremin yanı sıra son yıllarda orman yangınları, fırtınalar ve ani su baskınlarının da arttığını belirten Tugay, bu olayların tesadüf olmadığını söyleyerek, “Son yıllarda afetlerin sayısı düzenli biçimde artıyor. Bunun arka planında iklim krizi var. İklim krizinin nedeni de insan faaliyetleri” diyen Tugay, hem yöneticilerin hem de yurttaşların bu konuda bilinçli olması gerektiğini ifade etti.

"HATAY YAŞANAMAZ HALDE"

Cemil Tugay, İzmir’in afetlere karşı dirençli hale getirilmesine yönelik yürütülen çalışmaları anlattı; 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Hatay’da edindiği gözlemleri paylaştı.

Hatay’da aradan geçen zamana rağmen yaşamın tam anlamıyla normale dönmediğini belirten Tugay, “Üç yıl sonrasında şehrin önemli bir kısmının maalesef adeta yaşanamaz durumda olduğunu gördük” dedi. Depremin yalnızca can kayıplarıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Tugay, “Bugün on binlerce insanın uzuvlarını kaybettiğini, ciddi organ hasarları yaşadığını ve engelli pozisyonuna geçtiğini unutmamak lazım” ifadelerini kullandı.

Hatay’da 4 bin 200 çocuğun anne ve babasını kaybettiğini öğrendiğini söyleyen Tugay, maddi kaybın da boyutlarının çok büyük olduğunu belirterek, “Yüz milyarlarca dolarlık bir zarar oluştu. Bunun yanında inanılmaz büyük çevre sorunları da ortaya çıktı” diye konuştu.

Deprem riskinin ertelenemeyeceğini vurgulayan Tugay, “Ben bunu erteleyeyim, yapmasam da olur demek mümkün değil. Olur ve olduğunda telafisi yok. Daha önemli bir konu yok” dedi.

İzmir’de yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi veren Tugay, kentin kapsamlı bir deprem master planının bulunmadığını belirterek, “1999 yılında Radius Projesi kapsamında sınırlı bir çalışma yapılmıştı. O günden bugüne kadar bir deprem master planı yoktu. Şimdi iki üniversitemizle birlikte İzmir’in deprem master planını hazırlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Plan kapsamında mikro bölgeleme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Tugay, “Zeminin deprem açısından riskli olup olmadığını saptıyoruz. Bornova’daki çalışma tamamlandı, rapor bekleniyor. Karşıyaka’da büyük ölçüde bitti. Sırada Bayraklı ve Konak var” dedi.

Hızlı tarama yöntemiyle yapılan bina incelemelerine de değinen Tugay, Bornova ve Bayraklı’da 4 bin 100 binada risk şüphesi tespit edildiğini belirterek, “Kanunen bu yöntemle ‘riskli’ diyemiyoruz. Performans testlerinin yapılması gerekiyor. İlçe belediyelerimize yazı yazarak bu süreci başlattık” diye konuştu.

Tugay, İzmir’in tamamında mikro bölgeleme çalışmalarını bu dönem içinde tamamlamayı planladıklarını sözlerine ekledi.

VERGİLER DEPREME GİTMELİ

Cemil Tugay, yaptığı açıklamada kamu kaynaklarının öncelikle deprem riskine karşı kullanılması gerektiğini söyledi. Salonda bulunan herkesin doğrudan ya da dolaylı vergi ödediğini vurgulayan Tugay, devletin ve yerel yönetimlerin topladığı vergilerin can ve mal kaybını önlemek için harcanmasının zorunluluk olduğunu dile getirdi.

Tugay, “Bu salonda vergi ödemeyen hiç kimse yok. Ülkemizde yaşayan herkes vergi ödüyor. Doğrudan ödeyenler var, dolaylı ödeyenler var. Türkiye’nin en büyük şirketi devlettir. İzmir’in en büyük şirketi de İzmir Büyükşehir Belediyesi’dir. Şirket kelimesini sadece karşılaştırma için kullanıyorum. Elbette kâr amacıyla çalışmıyoruz. Ama devlet vergi topluyor. Bu verginin depremde insanların can kaybına, mal kaybına ve ömür boyu sürecek travmalara sebep olmaması için kullanılmasından daha öncelikli ne olabilir?” diye konuştu.

HATAY VE NURDAĞI ÖRNEĞİ

Deprem bölgesinde yaşadıklarını aktaran Tugay, özellikle Hatay’daki tabloya dikkat çekti. “Hatay’da 4 bin 200 annesiz babasız kalmış çocuk var. On binlerce kolunu bacağını kaybetmiş insan var. Bundan daha önemli ne olabilir?” ifadelerini kullandı.

Deprem sonrası ilk gittiği yerin Nurdağı olduğunu belirten Tugay, ilçedeki yıkıma dikkat çekerek şunları söyledi:

“Gaziantep’in ilçesi Nurdağı’nda neredeyse her yer yıkılmıştı. Ayakta kalanlar da çok ağır hasarlıydı. Fay hattının üzerine yapılmış binalar vardı. Binaların formuna baktığınızda deprem gerçeğinin hiç düşünülmediğini görüyorsunuz. Risk olduğu söylenmiş, dikkatli olunması gerektiği ifade edilmiş ama maalesef gereken yapılmamış.”

KENTSEL DÖNÜŞÜM ZORUNLULUKTUR

Deprem riski taşıyan yapıların mutlaka dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Tugay, bunun bir tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti.

“Deprem riski olduğundan emin olduğumuz binaları dönüştürmek zorundayız. Buna şansımız yok. Peki bunu hangi kaynakla yapacağız? Tüm vatandaşlarından vergi toplayan devlet buna kaynak ayırabilir mi? Dünya Bankası gibi finansman sağlamaya hazır kurumların kaynakları kullanılabilir mi? En büyük korkum, belediye başkanlığım döneminde bu şehirde büyük bir deprem olmasıdır. Bunu hayal bile etmek istemiyorum” dedi.

Deprem Master Planı üzerinde ciddi şekilde çalıştıklarını belirten Tugay, “Bu senenin sonuna kadar planı tamamlayıp kamuoyuyla paylaşacağız” ifadelerini kullandı.

YANGIN RİSKİNE KARŞI YENİ ÖNLEMLER

Yangın riskine ilişkin de bilgi veren Tugay, harita çalışmalarıyla yüksek riskli alanların belirlendiğini söyledi.

“Geçen yıl nerede yüksek risk var dediysek orada yangın çıktı. Bu yıl daha net tahminler yapmak için çalışıyoruz. Ancak bu sadece tahminle kalmayacak. Yangını erken tespit etmek ve erken müdahale için gerekli tüm adımları atacağız” dedi.

Belediyelerin yerleşim alanlarındaki yangınlardan sorumlu olduğunu hatırlatan Tugay, İzmir’de ilk kez arazi tipi yangın söndürme araçlarının alınacağını açıkladı.

“Bu yaza kadar arazi tipi yangın söndürme araçlarını envanterimize katacağız. Kırsal alanda, yamaçlarda ve ormanlık alanlarda yangınlara müdahale edebilir hale geleceğiz. Ancak aşırı sıcak, kuru ve rüzgârlı havada özellikle elektrik hatlarından çıkan yangınların söndürülmesi çoğu zaman ancak havadan müdahaleyle mümkün oluyor” diye konuştu.

“YANGIN UÇAĞI KİRALAMAYA HAZIRIZ”

Yangın uçağı kiralama konusunda belediye olarak sorumluluk almaya hazır olduklarını belirten Tugay, merkezi idareden izin çıkması halinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kaynak ayırabileceğini ifade etti.

Tugay, “Söylüyorum, böyle bir izin verilmez. Mümkün değil ama. Eğer izin verilme ihtimali varsa, biz İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak yangın uçağı kiralamaya, birden fazla hatta yangın uçağını kiralamaya, yangınlarda bunları kullandırmaya hazırız. Satın almaya demiyorum… nasıl Orman Bakanlığı kiralıyorsa biz de kiralı yaparız. İzmir için bunu yaparız. Başka şeylerden feragat eder, buraya kaynak ayırırız. Ama bunun için bize izin verilmesi lazım” dedi.

Açıklamalarının bir şikâyet olmadığını vurgulayan Tugay, “Bu bir şikayet değil. Sadece durumu ortaya koymaya çalışıyorum. Bunlarla hazırız. Yapabileceğimiz şeyleri yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

“KÖYLERE DAĞITTIĞIMIZ TANKERLER PEK ÇOK YANGINI BÜYÜMEDEN SÖNDÜRDÜ”

Köylere dağıtılan yangın tankerlerinin önemine dikkat çeken Tugay, uygulamanın Türkiye’ye örnek olabilecek bir model olduğunu söyledi.

Tugay, “Köylere yangın tankeri dağıtıyoruz. Bu yangın tankerleri ve o fedakâr köylerimiz, muhtarlarımız, gönüllülerimiz yakınlarından çıkan yangına anında yani çok erken zamanda müdahale ediyorlar ve bu şekilde pek çok yangını söndürdüler. Onlar olmasaydı inanın çok daha büyük felaketler yaşardık. Bu iyi bir modeldir” diye konuştu.

“ALTYAPI YOĞUN YAĞIŞLARA HAZIR DEĞİL”

Son dönemde yaşanan su baskınları ve sellerle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Tugay, şehirlerin altyapısının ani ve yoğun yağışlara karşı yetersiz kaldığını dile getirdi.

“Şehirlerimizin altyapısı ani bu kadar yoğun yağışları bir anda deşarj edecek kapasitede değil. Bu sadece İzmir'in değil, Türkiye'nin problemi. Türkiye'nin tamamında maalesef bu ölçüde yağışlara hazırlıklı bir altyapı oluşmamış” diyen Tugay, dere yataklarındaki müdahalelere de dikkat çekti.

“DERELER KAPATILDI, YÖNLERİ DEĞİŞTİRİLDİ”

Dere yataklarının daraltılması ve kapatılmasının taşkın riskini artırdığını belirten Tugay, “Pek çok noktada dere taşkınlarından kaynaklanan su baskınları var. Dereler tamamen kapatılmış, görmezden gelinmiş ya da kapalı dereler haline getirilmiş, dar geçişli. Bazılarının birileri kendi arazisinden geçmesin diye yollarını değiştirmiş. Bir dereyi kapatmış, oradan başka bir dar bir kanal açmış, başka bir yere almış. Aşırı yağış olmayan zamanlarda bunlar kurtarabilir ama maalesef olur ve olacak” ifadelerini kullandı.

“İKLİM KRİZİNİ İNKÂR EDEN HERKES CAHİLDİR”

İklim krizine dikkat çeken Tugay, “İklim krizinin var olmadığını iddia eden herkes cahildir” diyerek, yerel yönetimlerin afetlere karşı daha güçlü ve planlı bir altyapı için çalışmaya devam edeceğini vurguladı.