Malum izlemişsinizdir. Bosch’un “Tam bi' anne hikayesi” başlığıyla, anneler günü için hazırlattığı reklamda kadıncağızın son derece masum bir sevgiyle, can dostuna “oğluşum” diye seslenmesi üzerine kıyamet koptu. Başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş olmak üzere, tüm yandaş basın ve trol ordusu hep birlikte reklam filmine yoğun bir tepki gösterdi. Bir linç kampanyası başladı ki sormayın gitsin. Memleketin en önemli sorunu buymuş gibi, sabah akşam “Bosch” reklamı ile yatıp kalkar olduk.
Bakan Göktaş, anneliğin bir iletişim kurgusuna indirgenemeyeceğini belirterek, bu değerin stratejik hamlelerle sıradanlaştırılmasını kabul etmediklerini vurguladı. Göktaş, "Annelik, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır; bu değerin hassasiyetle ele alınması bir sorumluluktur" ifadelerini kullanırken, davacı olacağını söyledi.
RTÜK boş durur mu? Derhal harekete geçildi. RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, aile kavramı üzerinden ekranlarda bir değer erozyonuna hiçbir suretle izin vermeyeceklerini haykırdı, Bosch'un Anneler Günü için hazırladığı reklam filmi hakkında inceleme başlattı. Anayasa’nın 41. Maddesi hatırlatıldı. Reklam apar topar yayından kaldırıldı.
Ne kadar hassaslar değil mi? Yetmedi yandaş basın olayı reklam ajansının Musevi asıllı Türk vatandaşı üzerinden Yahudi düşmanlığına çevirdi. Meğer İsrail Meclisi 2026 bütçesinden 730 milyon dolar ayırarak medya faaliyetlerinin genişletilmesine yönelik çalışmalar planlamış, dijital platformlarda reklam faaliyetlerinin artırılmasının öngörmüş ve bu reklam filmi de Türkiye'nin aile kurumuyla alakalı 10 yıllık eylem planı açıkladığı dönemde "aileye karşı savaş" mış!
Aile kurumu bu olaydaki kadar “hassas” korunuyor muydu acaba? Ülkemizdeki aile gerçekleri ise gözlerden uzak yerel basının mütevazı sayfalarından birinde, Gaziantep yerel basınından bir örnekle suratımıza tokat gibi çarptı geçenlerde. “Kan donduran iddia” başlığıyla manşetten verilen haberde “kızına cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen sosyal medya fenomeni Cin Ali’nin 14 yaşındaki kızı tarafından öldürülmesinin yankıları sürerken, bir başka aile dramının patlak verdiği” paylaşılıyordu:
“Annesini kaybeden ve babasının yeniden evlenmesinin ardından dedesiyle birlikte yaşayan 7. sınıf öğrencisi 13 yaşındaki kız çocuğu tansiyon ilacı içerek intihar etti. Polis soruşturmasında çocuğun aile içinde, abileri ve amcaları tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. Aileden 4 kişi tutuklandı…”
ANAYASANIN 41.MADDESİ
Halkın iradesi Can Atalay içeride çile doldururken unutulan, ama Bosch reklamı söz konusu olunca bir anda hatırlanan Anayasa’nın 41. Maddesi aile ile ilgili bakın ne diyor:
“Ailenin Temeli: Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devletin Yükümlülüğü: Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alıp, teşkilatlanmayı sağlamakla yükümlüdür.
Çocuk Hakları (Ek fıkra): Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Çocukların Korunması: Devlet, her türlü çocuk istismarı ve şiddetine karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır. Çocukların her türlü istismara karşı korunması anayasal güvence altındadır.
Bu madde, aile bütünlüğünün korunmasını ve eşlerin kanun önünde eşitliğini (kadın-erkek eşitliği) anayasal temele dayandırır.
Anayasamız bunları söylüyor ve emrediyor. Aile Bakanlığı “Bosch işlerle” uğraşırken, ne yazık ki Türkiyemiz’de aile içi sapkın davranışlar giderek artıyor. Geleneksel Türk Aile Yapısı, hem de çoğunlukla muhafazakar kesimler eliyle yerle yeksan olurken, “Damadıyla kaçan kaynana” “Aynı yufkacıya aşık eltiler” gibi kara mizah örnekleri artık acı acı gülümsetmiyor.
HİFA’NIN DRAMI
Geçtiğimiz gün iki Barış (Terkoğlu ve Pehlivan) yüreklerimizi sızlatan bir dramı daha ortaya koydular, ONLAR TV youtube kanallarında. Türkiye’nin ardından gözyaşı döktüğü isimleri aynı iki Fatma Nur vardı ya. Onlardan istismarcısıyla evlendirilen Fatma Nur’un, “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” dedikten sonra 3 Mart’ta şüpheli bir ölümle ile birlikte Zeytinburnu Sahili’nde kızıyla birlikte cesetleri bulunmuştu. Fatma Nur ve kızının intihar ettiği açıklanmıştı. İşte Fatma Nur’un, taciz kurbanı, üstün zekalı talihsiz kızı Hifa İkra’ya mahkemede 25 kez “baban sana dokundu mu?” diye sorulduğu ortaya çıktı. Hifa’nın ifadesinin pedagog eşliğinde ayrı bir yerde alınması gerekirken mahkemede çok sayıda erkeğin içinde alındığı anlatıldı. Hifa’nın çizdiği resim ise sözün bittiği yerdi. Anne-Kız mahkeme parmaklıkları ardında göz yaşları içinde ağlıyor… Güneş de öyle iki gözü iki çeşme… Kalp kırık… Çiçekler boynunu bükmüş… Yürek dayanır mıydı, 6 yaşında talihsiz bir yavrunun fırçasından çıkan bu acı tabloya?
Ana-kız artık hayatta değillerdi, ama Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi A.Ş. hakkında, üç yaşındaki çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla açılan davanın duruşması İstanbul Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada kadın örgütlerinin katılma talepleri reddedilirken, hâkim reddi talebi 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Duruşmaya gelmeye tenezzül bile etmemişti. Belki de, “nasıl olsa bir şey olmaz bana” diye düşündü. Mahkeme sanığın duruşmaya getirilip getirilmeyeceğinin ilerleyen günlerde değerlendirileceğini açıkladı. Fatma Nur Çelik’in ailesine davaya taraf olup olmak istemeyeceği sorulacaktı.
Bu yürekleri dağlayan kadın cinayetleri konusunda bir arpa boyu yol alınamıyor. Türkiye'de 2025 yılında erkekler tarafından en az 391 kadın öldürülmüş. Bu vakaların 297'si doğrudan kadın cinayeti, 94'ü ise şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçmiş. Cinayetlerin çoğu aile içi şiddet sonucu evlerde işlenirken, en yüksek risk oranı 19-35 yaş aralığındaki kadınlarda görülüyor.
ENSEST BUZDAĞI GİBİ
Öte yandan ensest ilişkiler hızla tırmanıyor ve bu kirli ilişkilerin yol açtığı intiharlar ve cinayetler, özellikle de yeni “kız çocuğu dramlarıyla” kanayan bir toplum yarasına dönüşüyor. Uzmanlar ensesti çok küçük bir bölümü görünür olan bir “buzdağı” olarak tarif ediyor. Ensest mağdurları her yaştan kız ve erkek çocuk olabilirken, istismar genellikle dokunma, okşama gibi tacizlerle başlıyor. Bazı vakalar uzun süre bu şekildeki tacizlerle devam ederken, bazılarında cinsel saldırı söz konusu olabiliyor. Saldırganlar başta baba olmak üzere, dede, ağabey, amca, dayı ve kuzen gibi genellikle mağdurdan yaşça büyük erkek akrabalar olarak görülüyor. Tıpkı Gaziantep’teki iki örnek gibi.
Ensestin ortaya çıkmasının önünde başlıca engeller ise; çocuğun kendini ifade etmesinin zorlukları, saldırganın duygusal ve fiziksel tehdit içeren tutumu, toplumun namus anlayışının yarattığı baskı ve toplumun ve kurumların bireyden önce ailenin bütünlüğünü korumaktan yana tutumları olarak ortaya çıkıyor. Ensest olayları ve mağdurlar, ailedeki diğer bireyler tarafından saklanıyor. Öncelikle çocuğun sağlık durumuna ilişkin önlemler alınması gerekirken, aile bireyleri tarafından sorunun ahlaki boyutu daha fazla önemseniyor.
Ne yazık ki bazılarına göre de yukarıda saydıklarımız “boş işler.” Kız çocuğu ise boş bir teneke kadar değersiz. Ne diyelim. Genelgeyle ilan edilen ve her yıl mayıs ayının son haftası kutlanacak olan "Milli Aile Haftası" kutlu olsun!
