Bir annenin çöküşü

Bir annenin çöküşü

1.02.2026 11:10:00
Güncellenme:
Başak Bıçak
Takip Et:
Bir annenin çöküşü

Doğum sonrası psikozun karanlık dehlizlerinde, hormonal çalkantılarla kimlik bunalımı arasında sıkışan bir kadının portresi... Jennifer Lawrence’ın dizginlenemeyen performansıyla hayat bulan “Geber Aşkım”, anneliğin kutsallığına ilişkin yerleşik kabulleri sarsarıyor.

Ormanın ortasında, biraz tadilata gereksinim duyan ancak bütününde hâlâ güzel görünen bir ev. İçine girip hayaller kuran tutkulu bir çift ve peşi sıra ekrana düşen bir orman yangını…

“Die My Love” (Geber Aşkım), girizgâhında temsil edilen bu üç imgeyle seyircisini birazdan olacaklara hazırlamak bir kenara dursun bu mutlu tablonun klasik bir biçimde, "bir orman yangını" metaforuyla bozulacağını anlatmanın çok ötesine götürüyor bizleri. Pastoral bir dünyada yaratılan "bir cehennem", az önce tanıştığımız, geçmişlerine ilişkin pek bir şey bilmediğimiz ve öğrenmeyeceğimiz bu çiftin çocuk sahibi olmasıyla -aslında mutluluk veren bir sebeple- yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Ve tam da anlattığı temanın "kutsal" dayanaklarıyla anlaşılması güç, zorlayıcı çoğunlukla da rahatsız edici bir deneyime dönüşüyor.

“Geber Aşkım”ın başlangıcında vurguladığı bu zıtlığın temelinde barınan çelişki, anlatının ruhunu da sinematografisi gibi karanlığın tümüyle çökmediği bir arafta bırakıyor: Çünkü doğum sonrası psikozu veya halk arasındaki tanımlamasıyla lohusalık, sırf sinemada değil günümüzde dünyasında -hâlâ- anlaşılması ve ele alınması en zor konulardan biri. Dünyaya bir bebek getirmenin "yüceliği" ve "mutluluğu" öylesine büyük bir mefhum olarak kabul ediliyor ki annenin yaşadığı hormonal çalkantılar tümüyle reddediliyor. Bir kadının, anne olabilmek ve çocuğunu bedeninde tutabilmek için dokuz ay boyunca istikrarlı bir biçimde yükselişe geçen hormonlarının, doğumdan sonraki birkaç gün içerisinde bu yükselişin tam tersine hızla düşüşe/çöküşe geçmesinin yarattığı karmaşa tıbbi bir gerçek olmasına karşın yeterince önemsenmiyor; yalnızca uykusuzluk, yorgunluk gibi durumlar annenin tükenmişliği için "somut" nedenler olarak gösteriliyor. 

Filmin yönetmeni Lynne Ramsay ise Ariana Harwicz'in romanından uyarladığı öyküsünde bunun tam da aksini kanıtlamaya çalışıyor bizlere: Doğum sonrası süreçte, bir annenin, Grace'in (Jennifer Lawrence) "delirmesi" için sırf hormonal sebeplere gerek olmadığını, bunların karakterin kendisinde var olan nedenlerle de -basitçe- birleşerek işleri zorlaştırabileceğini hatta belki de hiçbirinin öneminin olmadığını, yalnızca kimlik bunalımının bu türden bir psikozu yaratabileceğinin altını çiziyor. Bu yüzden hikâyedeki karakterlerin kimliklerinin, geçmişlerinin, aralarındaki ilişkinin cinsellik dışındaki dayanaklarının hiçbir önemi yok. Tümüyle ilkel bir düzeyde, birbirlerine duyduklarını varsaydığımız bir tutku var ve zaten bu tutku da silikleştiğinde Grace'in karakteri sinir krizinin eşiğine yaklaşmaya başlıyor.

ADIM ADIM ÇÖKÜŞE

Kocası Jackson'ın (Robert Pattinson), onun günden güne "ele geçirilmesine" duyarsızlığı, cinsel isteklerine kayıtsızlığı, Grace'in kariyerinde içine düştüğü ikilem, sosyal hayattan uzak bir evde yaşamasının ve yalnızlığının getirdiği bunalım ile en çok da anne ile kadın olmayı sürdürmek arasındaki kimlik bunalımı, karakterinin zihinsel çöküşünü somutlaştırıyor. 

Her sahnede tekinsizliği artan, her davranışında rahatsız edici gülümsemesiyle ne yapacağı belli olmayan, cinsel istekleri karşılanmadığı için gerçekle-gerçeküstü bir yerde fanteziler kurgulayan, hapsedildiğini düşündüğü evin etrafındaki çayırlarda emekleyerek yürüyen veya çocuğuna kocaman bir bıçakla yaklaşan bir anneyle özdeşlik kurmak epey zor değil mi? “Geber Aşkım”ın, tam da Grace'in zihninin kıvrımlarında gezinirken yapmak istediği şey bu aslında. Çünkü zihinsel çözülmenin eşiğinde, zaman mefhumunu yitirmiş, yanılsamalarla dolu bir dünyada ebeveyn olmanın getirdiği yükümlülüklerle baş edemeyen, üstelik kocası tarafından da görülmeyen bir kadını "anlamak" ve "özdeşlik" kurmanın olanaksızlığını gösteriyor bizlere. Sadece yardım edilebilir diyor ki Grace'in durumunda, -kendisi de çok iyi durumda olmayan- Pam dışında onu anlayan birinin olmayışı, bu pastoral dokulu kâbusu, yalnız Grace için değil, etrafındakiler ve onu izleyenler için bir karabasana dönüştürüyor. 

Jennifer Lawrence'ın kontrolsüz ve dizginlenemeyen performansı bu kasvetli ortamın kaynağı ve bazı anlarda karakterle birlikte boğulmanızı sağlayan, kulakları tırmalayan ses tasarımı ve sinematografisi de bu vahşi, tehlikeli rüyaya katkı sağlıyor. Ancak kendi adıma “Geber Aşkım”ın görkemli kabusunun, beni ikna edemeyen anları olduğunu söylemeliyim ki bunda, ana karakterin psikozu dışında bir şey göremiyor olmamızın da payının olduğuna inanıyorum. Yine de bir annenin, anne olmaya çalışan bir kadının, “kutsal”la mücadelesine yönelik bu ıstırabı büyüleyici ve mutlaka görülmesi gerekiyor. “Geber Aşkım”ı, MUBI Türkiye'de izleyebilirsiniz.

Puanım: 7/10

İlgili Konular: #Geber Aşkım