Elit’in Hamlet’le dansı

Gain’in yeni dizisi “Hamlet” izleyiciyle buluştu. Büyükada’da çekilen ve ‘Fayton Krallığı’ üzerinden yepyeni bir “Hamlet” uyarlaması olarak karşımıza gelen dizide Hamlet rolünü üstlenen Elit İşcan ile Cumhuriyet pazar için özel bir söyleşi yaptık

30 Ekim 2021 Cumartesi, 15:37
Elit’in Hamlet’le dansı
Abone Ol google-news

“Hamlet oynamayı hiç hayal etmemiştim” diyor Elit İşcan. Çocuk denebilecek bir yaşta kamera karşısına geçen, hem de Reha Erdem gibi bir ustanın filmlerinde rol alarak mesleğe başlayan Elit İşcan’ın Gain’de izleyiciyle buluşan “Hamlet” dizisinde üstlendiği Hamlet rolü belki de son yıllarda izlediğimiz en ters köşe rollerden biri; en azından kağıt üzerinde öyle. Evet, bundan yıllar önce Fatma Girik usta sinemacı Metin Erksan’ın “Kadın Hamlet” adlı filminde aynı rolü üstlenmişti ve onun da öncesinde tiyatro sahnesinde Hamlet rolünü oynayan kadın oyuncular olmuştu Türkiye’de ama kariyerinin önemli bir dönemecinde Elit İşcan’ın böylesi bir rolü üstlenmesi ciddi bir risk elbette ve buna göre getirisi de bir hayli büyük haliyle.

Diziyi izleyince İşcan’ın performansı hakkında da, yönetmen Kaan Müjdeci önderliğinde tüm kadronun bir ‘ensemble’ olarak sergilediği güçlü performans hakkında da bir fikriniz, yargınız olacak muhakkak, ama öncesinde Elit İşcan ile yaptığımız söyleşiyi okumanızda fayda var. Sinemamızda kendi kuşağının en parlak isimlerinden biri olarak anılan Elit İşcan, yine sinemamızın en özgün yaratıcıları arasında adı geçen Kaan Müjdeci ile olan işbirliği, ve elbette Erdal Beşikçioğlu, Çiğdem Selışık Onat, Cihat Tamer, Hatice Aslan, Mustafa Alabora, Ahmet Rıfat Şungar, Murat Kılıç, Şebnem Bozoklu, Serdar Orçin gibi usta isimlerden kurulu kadronun da etkisiyle gerçek bir sinema şölenine dönüşüyor, her ne kadar izlediğimiz şey aslında bir dizi olsa da…  

Şunu sorayım öncelikle, günün birinde Hamlet rolünü oynayacağınız aklınıza gelir miydi? 

Hayır hiç gelmemişti, özel olarak bunun hayalini de kurmamıştım. Setteki diğer oyunculardan farklı olarak ben Hamlet’i okulda hiç çalışmadım, zaten konservatuvarda okumadım, tiyatro geçmişim, deneyimim yok. Seneler önce tamamen kendi merakımdan okumuştum ve hiç Hamlet oynamayı hayal etmemiştim.

Nasıl gelişti olaylar, Kaan Müjdeci ile yolunuz nasıl kesişti, rol teklif edildiğinde ne düşündünüz, ne hissettiniz, hemen kabul mü ettiniz, yoksa biraz düşündünüz mü? 

İki senedir Hamburg’da yaşıyorum. Geçen sene Ocak ayında, tam pandeminin ortasında Kaan’ın bu proje için çalıştığı cast direktörü audition istemek için arayınca çok şaşırdım, bir o kadar da heyecanlandım. Senaryoyu okudum, Kaan ile bir zoom toplantısı yaptık, çok geçmeden projede olmamı istediklerini söylediler, bir kaç gün içinde bavulumu topladım ve iki buçuk aylığına adaya yerleştim. Hamburg’a taşınırken eğer tekrar İstanbul’a dönersem adada yaşamak isterim diye düşünerek gitmiştim. İki buçuk ay boyunca adada olmak her şeyi daha da özel kıldı. Kaan takip ettiğim, sevdiğim bir yönetmendi zaten. Her şey çok hızlı gelişti, çok fazla düşünmeye vaktim olmadı hiç bir şeyi. Projenin başlamasına çok az vakit kalmıştı ben dahil olduğumda. Çekimler başlamadan bir hafta önce belli oldu Hamlet’i oynayacağım. Bu beni oldukça endişelendirdi tabi hiç hazırlık yapma vaktimin olmayışı ama şimdi geriye dönüp baktığımda belki daha fazla vaktim olsaydı korkudan sete çıkamazdım diye düşünüyorum. Bir de her şey bu kadar hızlı gelişince bir noktadan sonra o endişeyi düşünmeye de vaktiniz kalmıyor, olan oldu artık diyorsunuz.

Buna ek olarak, örneğin Metin Erksan’ın Kadın Hamlet filmini izlediniz mi ve nasıl buldunuz?

Kadın Hamlet’i önceden izlemiştim. Hatta Hamburg’da en yakın arkadaşım Seda geçtiğimiz yaz üniversite bitirme tezini Kadın Hamlet üzerine yazmıştı. Onun tez yazdığı dönemde de film ile ilgili baya sohbet etmiştik, o zaman Kaan’ın projesinden hiç haberim yoktu. Böyle de komik bir tesadüf.

Öncesinde Reha Erdem gibi önemli bir ustaya da çalışmışlığınız var.. Bu anlamda Kaan ile çalışmak nasıldı, uyumlu olduğunuzu düşünüyor musunuz, yoksa zorlandığınız anlar oldu mu?

Kaan ile çalışmak zaman zaman çok eğlenceli, keyifli, huzurlu, zaman zaman da çok zor ve stresliydi. Ama uyumlu olduğumuzu düşünüyorum, bir yandan da inişli çıkışlı bir ilişkimiz vardı. İkimiz de zaman zaman çok özgüvenli ve zaman zaman da çok panik haldeydik bence, bazen bu anlarda birbirimizden güç aldık bazen de tam tersine birbirimizin işini zorlaştırdık. Sette bizimle beraber Kutay Sandıkçıoğlu vardı, benim oyuncu koçumdu ve Kaan’a da bana da özellikle panik anlarımızda çok yardımcı oldu. Kaan çok zeki, çok cömert, yaptığı işe ve çalıştığı insanlara nazik, özverili davranan biri. Ezber bozan bir çalışma tarzı var, senaryodaki hiç bir şeye sadık kalacağına dair söz vermiyor size, hatta tüm bildiklerinizi unutmanızı istiyor. Tamamen kendinizi bırakmanızı, orada onunla dans etmenizi istiyor. Kendimi bıraktığımda, ona güvendiğimde çok keyif aldım. Ama zorlandığım zamanlar da oldu, kafamın çok karıştığı zamanlar oldu. o zamanlar da dans etmeye çalışırken birbirimizin ayaklarına bastık biraz (gülüyor.) Ama çok şey öğrendiğimi ve çok uzun zamandır kullanmadığım kaslarımı kullandığımı düşünüyorum bu süreçte. beni her anlamda çok geliştiren bir proje oldu Hamlet ve Kaan ile çalışmak. Beni konfor alanımdan çıkmaya davet eden, her an karşıma yeni sürprizler çıkaran biriyle çalışabildiğim için de çok şanslı hissediyorum kendimi. Bir de tüm bunların dışında Kaan’ı bir şey yaratırken izlemek de ayrıca çok keyifliydi. Denemeleri, yanılmaları ya da bir önceki denemeden minik bir şey alıp başka bir yere koyması. Oradan bambaşka bir şey çıkarması. Hatice (Aslan), Kaan’ın çalışma tarzı için adeta bir ressam gibi demişti mesela. Buna şahit olmak da çok keyifli ve heyecanlıydı. 

Diziyi izlediğinizde nasıl buldunuz, ‘evet, tam istediğim, tahmin ettiğim gibi olmuş dediniz mi? 

Hiç bir tahminim yoktu, benim kafam başından sonuna kadar allak bullaktı. Bir tahminde bulunmaya çalışmayı da işin çok başlarında bıraktım zaten, daha çok ana odaklanmaya, kendimi Kaan’a bırakmaya çalıştım. Zaten dediğim gibi bütün sahneleri defalarca tekrardan yazdık, böldük parçaladık sonra tekrar bam başka şekilde bir araya koyduk çekerken. Her şey Kaan’ın zihninde, onun rüzgarıyla bir o tarafa bir bu tarafa savruldum ben. Diziyi izlediğimde çok etkilendim, ses kurgusunu, görüntüleri çok sevdim. Henüz sadece iki bölüm izleyebildim, büyülü bir atmosferi var, çok şiirsel. Shakespeare’in dizelerini görsel olarak nasıl hayal ettiği, hayvanlarla ve doğa ile harmanlayışı çok etkileyici bence. Onun dışında Hamlet bugüne kadar dış görünüşümün bu kadar değiştiği ilk proje oldu. Kendimi normalde olduğum halimden bambaşka görmek de çok hoşuma gitti. 

İlk iki bölümden aldığım izlenim Hamlet karakterinin biraz Claudius (Erdal Beşikçioğlu) karakterinin gerisinde kalmış olduğu idi. Bu durum sizi rahatsız etti mi? 

Hayır tabi ki de etmedi. İlerleyen bölümlerde biraz dengeler değişiyor, bütün karakterler teker teker öne çıkıyor, bazısı daha geri planda kalıyor. Kaan bu dengeleri çok iyi kurmuştu senaryoyu yazarken, her karakterin hikayesinin hakkını veriyor. Ben de henüz sadece iki bölüm izleyebildim, Şebnem’in karakterinin girdiği bölümler için çok heyecanlıyım. 

Erdal Beşikçioğlu demişken, onunla Hayat Var filminde de çalıştınız. Onun gibi bir ustayla ve tabii diğer usta isimlerle çalışmak nasıl bir şey?

Erdal ile 13 sene sonra bir araya geldik. 13 yılın geçtiğine inanmak zor, daha dün gibi geliyor, anılarım da bir o kadar canlı. Komikti seneler sonra tekrar birlikte oynamak, sık sık eski zamandan da konuşuyorduk. Rıfat geçen gün basın buluşmasında şöyle bir şey söyledi, uzun zamandır beklediğim bir projeydi bu diye… Benim için de öyle aslında. Ve uzun zamandır çalışmayı umduğum çok şahane bir oyuncu kadrosuyla çalıştığım için çok şanslı hissediyorum kendimi. Rıfat’ı (Ahmet Rıfat Şungar) “Üç Maymun”dan beri çok beğenerek takip ediyordum, onunla çalışmak çok keyifliydi, iyi bir diyalog ve alışveriş vardı bence aramızda, kendimi güvende hissettim, çok keyif aldım birlikte olan sahnelerimizden. Diziyi izleyince de göreceksiniz, inanılmaz iyi oynamış, insanın kalbini paramparça yapıyor. Çiğdem (Selışık Onat) hanım benim Koç Üniversitesi’nde okuduğum dönemde okulda hocalık yapıyordu ama dersini alamamıştım, kaçırmıştım ve çok üzülmüştüm. Onunla bir araya geldiğim için çok mutluyum. Sohbetlerimiz, kendisinin deneyim paylaşımı, önerileri çok ilham verici, çok değerliydi. Hatice’nin canlılığı, her şeyi hafife alması, her şeye bir oyun gözüyle bakması. Bana şöyle demişti bir gün “Bu hayatta teflon gibi ol, hiç bir şey üzerine yapışmasın”. Sonra Şebnem (Bozoklu) çok şahane bir oyuncu. Bir gün sete gelmişti, o gün de bizim televizyondan Şebnem’in programını izlediğimiz sahneyi çekiyorduk, televizyonun önüne geçti ve canlı oynadı, saatlerce doğaçlama yaptı. Çok acayipti. Tüm bu anların parçası olabildiğim için o kadar mutluyum ki. Çiğdem hanım ve Hatice (Aslan) beni endişeli zamanlarımda hep sarıp sarmaladılar; Çiğdem hanım da Hatice de varlıklarıyla bana güç ve ilham verdiler. Şebnem de öyle, her ne kadar kendisiyle sette çok fazla vakit geçirmemiş de olsak prova zamanı heyecanıma ortak oldu, beni çok yüreklendirdi, motive etti. Bu paylaşımları, dayanışmayı çok değerli buluyorum. 

Uluslararası yapılarda da rol alıyorsunuz.. Bu anlamda yeni bir çalışma var mı yakınlarda? 

Ben oyunculuğu hep farklı ülkelerde, farklı dillerde, farklı kültürden gelen insanlarla bir araya gelerek yapmayı hayal ettim ve yavaş yavaş bu hayalimi gerçekleştiriyorum.İki senedir Almanya’da yaşıyorum. “Mustang” filminin yurt dışındaki başarısından sonra Almanya’da bir oyunculuk ajansı ile çalışmaya başladım, 5 senedir beni uluslararası projeler için temsil ediyorlar. Bundan iki sene önce Gregory Kirchhoff’un yönettiği “Baumbacher Syndrome” filminde oynamıştım. Öncesinde İtalyan yönetmen Alessandra Pescetta’nın yönettiği bir kısa filmde oynamıştım. Şimdi kendisinin ilk uzun metraj filminin finansmanının tamamlanmasını bekliyoruz. Onun dışında henüz çok detaylı bilgi paylaşamadığım hem Türkiye’de hem de yurt dışında başka projeler de var.

Çok genç sayılabilecek yaşta oyunculuğa başladınız desem yanlış olmaz. Oyunculuk hep yapmak istediğiniz bir iş miydi, nasıl başladı bu macera? 

Ailemin ve okulumun sağladığı imkanlar sayesinde küçük yaştan itibaren sanatın farklı dallarını deneyimleme şansım oldu. Görsel sanatlara ilgi ve merak duyarak büyüdüm. . Ailemle çok sık tiyatroya, sinemaya giderdik. Babamın eski analog kamerasıyla erken yaşta fotoğraf çekmeye başladım ve okulda karanlık odada o fotoğrafları basardık seçmeli fotoğraf dersinde. Yıl sonu gösterilerinde oyunlarda sahneye çıkardım, müzikal, dans gösterileri yapardık ya da sahne arkasında görev alırdım. Yine ilkokuldayken sınıfça bir kısa film çekmiştik, her öğrencinin bir görevi vardı, ben de görüntü yönetmeniydim ve kısa filmin kurgusunu yapmıştım. Yani ilgiliydim bir şekilde görsel ve gösteri sanatlarının farklı dallarına ama çok şanslıydım da bunları erken yaşta deneyimleyebileceğim, deneyebileceğim bir ortam vardı, hem okulda hem de aile içinde de destek görmek tabi bunu mümkün kıldı. Ben böyle ilkokulda sanat alanında kendi çapımda bir şeyler denerken, oynarken tesadüfen Reha Erdem’in asistanları okuduğum okula geldiler. Böylece “Beş Vakit” filminin oyuncu seçmelerine katılmış oldum. 12 yaşımda “Beş Vakit” filminde oynadım ve çok güzel bir deneyimdi benim için. Ondan iki sene sonra Reha, “Hayat Var” filminde de benim oynamamı arzu ettiğini söyleyince çok heyecanlanmıştım ve mutlu olmuştum, sevdiğim ve keyif aldığım şeyi tekrar yapabileceğim için. O dönemde netleşmeye başladı kafamda diye hatırlıyorum oyunculuğu profesyonel olarak yapmaya devam etmek  ve meslek olarak edinmek, kendimi bu alanda geliştirmek istediğim. Kamera arkasında da olmaya ve o alana dair de bir şeyler öğrenmeye olan merakım da hep devam etti, bu yüzden Koç Üniversitesi’nde Medya ve Görsel Sanatlar bölümünde okudum, şimdi de Hamburg’da Hochschüle für Bildende Künste okulunda film üzerine yüksek lisans yapıyorum.