Krizlerin terziliği

Krizlerin terziliği

4.01.2026 11:36:00
Güncellenme:
Krizlerin terziliği

Pandemiden savaşlara, skandal ve ifşalara uzanan bir çağda modanın anatomisi.

Moda, birçokları için finans-kapital düzeninin podyumlardaki ışıltılı bir illüzyonundan ibaret. Oysa sektörün kitleleri giyime yönlendirirken kullandığı stratejiler, basit bir “dayatma”dan çok daha fazlası. Moda, insanlığın en savunmasız anlarının, korkularının ve umutlarının dikiş izidir çünkü tarih boyunca dünya sarsıldıkça tekstilin dili de değişmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlığından Christian Dior’un savurgan “New Look” akımıyla çıkılması veya 1929 Buhranı’nın ardından gelen sadelik, giysilerin yalnızca “moda olsun” diye değil, bir toplumsal beyan için giyildiğinin somut örnekleri.

Bugün de modern dünya, küresel pandemiyle başlayan, Avrupa’nın göbeğindeki Rusya-Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’nun derinleşen trajedisi İsrail-Gazze çatışmasıyla büyüyen, skandallar ve ifşalar eşliğinde kurumlara güveni sarsan bir kriz ağıyla karşı karşıya. Bu sarsıntılar, son yıllarda modanın “bizim için seçtikleri”ni de etkiledi. Pandeminin getirdiği izolasyon bizi konforun en ham haliyle tanıştırırken jeopolitik gerilimler gardıropları birer “zırh” arayışına itti. Artık yalnızca şık görünmek değil etik olarak nerede durduğumuzu göstermek, belirsiz ekonomik iklimde zamansız bir liman bulmak ve her an değişebilecek dünyaya karşı “işlevsel biçimde hazır olmak” istiyoruz.

Peki bu kolektif travmalar ne giyeceğimizi nasıl belirliyor? Etik tüketimin zorunluluk, dayanıklılığın prestij ve yerelliğin bir direniş biçimi olduğu dünyada moda dilini mercek altına alalım.

KONFORUN SİYASALLAŞMASI

Pandemiyle birlikte giysiyle kurduğumuz hiyerarşik bağ da yıkıldı. Takım elbisenin veya topuklunun temsil ettiği “statü” yerini bedensel özgürlüğe bıraktı. Basit bir örnek vermek gerekirse, eşofman altları artık dolaplarda ciddi bir kombin seçeneği. Bu eğilimin önümüzdeki dönemde “hibrit sofistikasyon” kavramıyla moda literatürüne yerleşmesi bekleniyor. Örneğin, ofis çizgisine gömülü, akıllı, teknik ve esnek dokular son zamanlarda tasarımlarda dikkat çekiyor. Bu tasarımlara bakarak modanın şu dersi aldığını söyleyebiliriz sanırım: Bir giysi şık olduğu kadar nefes aldırmıyor ve hareket özgürlüğü tanımıyorsa “çağ dışıdır”.

Süregelen savaş ve çatışmalar ise kolektif bilince “kırılganlık” duygusunu aşıladı. Bu güvensizlik, podyumlarda son birkaç yıldır “survivalism” (hayatta kalma) estetiğini tetikledi. Aşırı cepli kargo pantolonlar, taktik yelekler ve Napolyon esintili siluetler artık yalnız birer moda figürü değil, kendini koruma içgüdüsünün kumaşa dökülmüş hali. Birkaç yıl önce gözden düşen gorpcore (outdoor’un şehre inişi) daha “karanlık” ve “teknik” bir üslupla geri dönüşü bekleniyor. Termal korumalı, su geçirmez, modüler (parçaları ayrılabilen) giysiler ise adeta birer “hareketli sığınak” işlevi görüyor. Ayrıca maksimalist yaklaşımlar ve Z kuşağının gözdesi eğilip bükülebilen tasarımlar da dikkat çeken yaklaşımlar arasında.

MARKA GÖRÜNSÜN İSTENMİYOR

Rusya-Ukrayna savaşıyla tetiklenen enerji şoku ve yaygın jeopolitik gerilimler, lüksün dilini de değiştirdi. Dünyanın bir yanında yıkım yaşanırken dev logolarla zenginlik sergilemek “duyarsızlık” olarak kodlanıyor.

Artık birçok tüketici, paranın satın alabileceği en iyi kumaşı talep ediyor ama üzerinde hiçbir isim yazmasın istiyor. Bu, hem ekonomik bir yatırım (zamansız parçalar), hem vicdani bir geri çekilme olarak hem de kitlelerin artan “küresel eşitsizlik” yakınmalarına karşı sermaye düzeninin geliştirdiği bir savunma refleksi olarak da okunabilir.

Jeopolitik gerilimlerin bir sonucu daha var: Küreselleşmenin devasa çarklarının aksama riski. İsrail-Gazze süreciyle ivme kazanan tüketici aktivizmi, markaları “nerede ve kimin için” ürettikleri konusunda şeffaflığa zorluyor. Sonuç: “Mikrolokal” olarak isimlendirilen çözümler öne çıkıyor. Uzak üretim zincirleri yerine kendi toprağının dokumasını kullanan, yerel zanaatkârı destekleyen markalar değer kazanıyor. Artık bir gömleğin yalnız rengi değil, size hangi politik ve etik süreçlerden geçerek ulaştığı da belirleyici bir ölçüt.

Moda bir yol ayrımında. Bir yanda savaşın ve krizlerin yarattığı distopyayı yansıtan karanlık, asimetrik, yıpratılmış görünümler; diğer yanda kaostan kaçma arzusunun ürettiği fantastik, sürreal ve “dopamin” odaklı renkler. Sektör, bu zıtlıkları bir araya getirip kullanıcıya sunacak yaratıcılığa hâlâ sahip. Ancak tasarımlar bize şunu fısıldıyor: Dünya ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, üzerimizdeki kumaş ya bir kalkan olacak veya bize düş kurduracak bir hikâye anlatacak. Ne var ki bu kez giyeceğimiz hikâye, pek iç açıcı olmayabilir.

2026’NIN MODA BAŞLIKLARI

Moda dünyası sırf krizlerin yarattığı estetikle dönüşmüyor. Z kuşağının tercihleri de sektörü dönüştürüyor. İşte 2026’da sokaklarda ve podyumlarda en çok göreceğimiz güncel temalar:

Glamoratti: Elveda Sessiz Lüks! 

1980’lerin abartılı lüksü geri döndü. Vatkalı omuzlar, devasa kesim takımlar, altın kelepçe bilezikler ve kalın kemerler podyumu domine ediyor. 2026, maksimalizmin yılı olacak.

Poetcore: Romantik entelektüel

Gerçek bir şair gibi yaşamak zor olsa da onlar gibi görünmek çok popüler. Oversize balıkçı yakalar, vintage blazer ceketler, postacı çantaları ve pelerinler... Özellikle "kravat aksesuarları" kişiselleştirme akımının öncüsü olacak.

Brooched: Yadigâr takıların dönüşü

Kişiselleştirme çılgınlığı çanta aksesuarlarından yakalara taşınıyor. Maksimalist aksesuarlar ve "aile yadigârı" takılar ile antika broşlar, yılın en prestijli imza parçaları olacak.

Extra celestial: Uzay çağı estetiği
“Clean girl” estetiği yerini “alien core”a bırakıyor. Bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi görünen holografik tonlar, avangart kozmik silüetler ve metalik makyajlar, krizlerin yarattığı distopik geleceğe bir selam duruşu niteliğinde.

Wilderkind: Ormanın ruhu
Hayvan desenleri evrim geçiriyor. Leoparın sertliği yerini; ceylan baskılarına, yusufçuk tırnaklara ve tilki esintili giysilere bırakıyor.

İlgili Konular: #moda