Ortak yaşam ofisi: 26 kedi ve üç köpekle birlikte yaşanan bir ofis hikayesi

Ortak yaşam ofisi: 26 kedi ve üç köpekle birlikte yaşanan bir ofis hikayesi

29.03.2026 12:00:00
Güncellenme:
Pınar Aksu
Takip Et:
Ortak yaşam ofisi: 26 kedi ve üç köpekle birlikte yaşanan bir ofis hikayesi

Hayvanların bulunduğu bir çalışma ortamı ekip ruhunu gerçekten değiştirebilir mi? Ve iş dünyası sokak hayvanları meselesine nasıl yaklaşmalı? Marjinal Porter Novelli’nin kurucusu Asuman Bayraktar anlattı...

İş dünyasında şirketlerin başarısı artık yalnızca finansal tablolarla ölçülmüyor. Kurumsal kültür, etik değerler ve topluma karşı sorumluluk da markaların kimliğini belirleyen unsurlar arasında.

Türkiye’de bu yaklaşımı farklı bir yerden ele alan ajanslardan biri de Marjinal Porter Novelli. Bir şirketin karakteri, en zayıf canlıya nasıl davrandığıyla anlaşılır. Ajansı birkaç kez ziyarete gittim, bir sürü arkadaşım çok güzel insanlarla birlikte yaşıyorlar, keyifleri çok yerinde.

Yıllardır iletişim dünyasında faaliyet gösteren ajans, geliştirdiği “Hayvan Dostu Şirket” yaklaşımıyla ofislerini yalnızca çalışanlarına değil, kedi ve köpeklere de açıyor. Bu model yalnızca bir sosyal sorumluluk projesi değil. şirket kültürünün bir parçası olarak tanımlanıyor. Peki bir şirket neden hayvan dostu olmalı?

Hayvanların bulunduğu bir çalışma ortamı ekip ruhunu gerçekten değiştirebilir mi? Ve iş dünyası sokak hayvanları meselesine nasıl yaklaşmalı?

Bu soruların cevabı için Marjinal Porter Novelli’nin kurucusu Asuman Bayraktar’ı ziyaret ettim...

- Öncelikle sizi ve kurucusu olduğunuz Marjinal Porter Novelli’yi biraz tanıyalım. Ajansın kuruluş hikâyesi ve hayvan dostu şirket yapısına geçişi nasıl başladı?

Marjinal Porter Novelli’yi kurarken amacımız değerleri olan bir kurum yaratmaktı. Kariyerime finans alanında başladım, ardından bilişim sektöründe yöneticilik yaptım. O dönemde teknoloji dünyasını gerçekten anlayan iletişim ajanslarının çok az olduğunu gördüm ve bu ihtiyacı karşılamak için ajansı kurduk. Hayvan dostu ofis kültürü ise planlanmış bir proje değildi. 2003 yılında doğan oğlumuz Gaspar’ımızın sokak kedileriyle anlaşmasıyla başladı.

Gaspar ile yürüyüşlerimizde sokak kedi ve köpeklerine mama taşımakla başladı hikâye, hasta olanları vetereinere götürmeyle devam etti, bakıma muhtaç olanları ajansa almayla sürüyor. Zamanla fark ettik ki aslında biz onları misafir etmiyoruz, onlar bizimle birlikte yaşıyorlar. Bir kurumun karakteri en savunmasız canlıya nasıl davrandığıyla ortaya çıkar. Bizim için de bu şirket kültürünün doğal bir parçası haline geldi.

- Ve şu anda ajansta kaç arkadaşım sizinle birlikte?

Bugün Marjinal Porter Novelli’de 26 kedi ve 3 köpek bizimle yaşıyor. Ofisin farklı köşelerinde kendilerine ait alanları var. Bazıları toplantılara katılmayı seviyor, bazıları ise güneş gören bir pencere kenarında uyumayı tercih ediyor. Açık söylemek gerekirse bazen toplantılarda en sakin ve en dikkatli dinleyiciler onların olduğunu düşünüyorum.

ŞAŞKINLIK KISA SÜRÜYOR

- Ofiste kedi ve köpeklerle birlikte çalışmak ilk başta çalışanlar ve müşteriler tarafından nasıl karşılandı?

İlk kez gelenler biraz şaşırabiliyor ama bu şaşkınlık çok kısa sürüyor. Çünkü hayvanların bulunduğu bir ortamın atmosferi hemen değişiyor. Ortam daha sıcak, daha doğal ve daha samimi oluyor. İnsanlar farkında olmadan biraz daha yumuşuyor. Bazı müşterilerimiz özellikle ajansa gelmeyi seviyor. Çünkü klasik bir ofis atmosferi yerine yaşayan bir mekanla karşılaşıyorlar.

- Herhangi bir zorluk yaşıyor musunuz?

Zorluk çıkaranlar genellikle hayvanlar değil insanlar oluyor. Elbette hayvanlardan çekinen ya da alerjisi olan insanlar olabiliyor. Böyle durumlarda da çözümler buluyoruz. Ofiste hayvanların bulunmadığı alanlar var ama bugüne kadar bunun ciddi bir sorun yarattığını söyleyemem. Çünkü burada çalışan insanlar da bu kültürü paylaşan kişiler.

- Hayvan hakları neden hâlâ kurumsal gündemde yeterince yer bulamıyor?

Çünkü çoğu zaman hayvan hakları kurumsal dünyada stratejik bir konu olarak görülmüyor. Oysa bu aslında bir etik ve kültür meselesi. Bir şirketin sürdürülebilirlik anlayışı yalnızca karbon emisyonlarıyla ölçülemez. Toplumla, doğayla ve diğer canlılarla kurduğu ilişki de bunun bir parçasıdır. Empati kültürü olmayan bir kurumun sürdürülebilir olması da çok zor.

- Türkiye’de sokak hayvanları konusu zaman zaman sert tartışmaların odağına yerleşiyor. Sizce meseleye daha yapıcı bir yerden bakmak mümkün mü?

Öncelikle bu meseleyi bir güvenlik sorunu olarak değil, bir yaşam hakkı meselesi olarak görmek gerekiyor. Sokak hayvanları şehirlerin doğal sakinleri. Onları yok sayarak çözüm üretmek mümkün değil. Dünyada bunun başarılı örnekleri var. Kısırlaştırma, sahiplendirme ve yerinde yaşatma modelleri sistemli bir şekilde uygulandığında gerçekten etkili sonuçlar veriyor.

- Belediyeler, sivil toplum ve özel sektör birlikte çalışsa nasıl bir model ortaya çıkabilir?

Bu mesele gerçekten çok paydaşlı bir çözüm gerektiriyor. Belediyeler kısırlaştırma ve bakım altyapısını güçlendirmeli. Sivil toplum sahiplendirme ve gönüllü ağlarını büyütmeli.

Özel sektör ise hem finansal destek hem de farkındalık yaratma konusunda rol almalı. Şirketlerin çalışanlarını gönüllü projelere dahil etmesi bu konuda çok güçlü bir etki yaratabilir.

- Bir şirketin “hayvan dostu” olabilmesi için atabileceği en basit adımlar neler?

Aslında çok basit adımlar var:

- Ofis çevresinde yaşayan hayvanlar için su ve mama noktaları oluşturmak

- Sahiplendirme programlarına destek vermek

- Barınaklarla işbirlikleri kurmak

- Veteriner destek programları oluşturmak

Bir şirket illa ofisinde hayvan yaşatmak zorunda değil ama bulunduğu çevredeki canlılara karşı sorumluluk alabilir.

- Türkiye’deki tüm şirketlere tek bir çağrıda bulunma şansınız olsa ne söylemek isterdiniz?

Bir kurumun karakteri en savunmasız canlıya nasıl davrandığında ortaya çıkar. Hayvanlara karşı duyarlılık yalnızca hayvanlar için değil, toplumun kültürü için de çok önemlidir. Çünkü merhamet bulaşıcıdır. Şirketler büyük değişimler yaratabilir ama bazen bu değişim gerçekten çok küçük bir hareketle başlar: Bir kap su. Bir kap mama. Bir sahiplendirme. Ve bazen bir şirketin kapısını açması… 26 kedi ve 3 köpekle birlikte yaşanan bir ofis hikayesine dönüşebilir.

SARI’NIN İNSAN SÖZLÜĞÜ

İnsan: Kendini akıllı sanan bir tür, gezegeni sınamakta ise hâlâ ısrarlı.

GAZETEDEN GÜNLÜKLER

Ben bu gazeteye sonradan gelmedim. Bir gün kapıdan içeri alındım ve kaldım. 12 yıl oldu. İlk geldiğim günü hatırlıyorum. Şişli’deki binanın kapısı açıktı. İçerisi dışarıdan farklı kokuyordu. Kağıt, kahve, biraz telaş, biraz uykusuzluk… Kapının önünde oyalanırken Figen beni gördü.

“Gel bakalım Sarı minik,” dedi. İnsanların hayatında bazı kapılar vardır, açılır ve bir daha kapanmaz. Benim için o kapı buydu.

İlk zamanlar çekingen gezdim. Bir kat yukarı çıktım, sonra geri indim. Masaların altını keşfettim, kabloları, sandalyeleri, pencere kenarlarını… Sonra insanları tanımaya başladım. Gazetede herkesin bir hali var. Kim acele eder, kim düşünür, kim susarak yazar… Ben hepsini izledim. Bir kedinin işi biraz da budur.

Yıllar içinde her katta bir arkadaşım oldu. Arşivde başka bir zaman akar. Kültür-sanatta müzik vardır. Haber katında nabız hızlıdır. Ben hepsinde uyudum. Burası sadece bir bina değil. Bunu zamanla anlıyorsun.

Duvarlarda asılı olmayan bir tarih var burada. Ben sonradan öğrendim: Bu gazeteyi bir gün bir adam kurmuş. Adı Mustafa Kemal Atatürk. Sonra başka insanlar gelmiş. Yazmışlar, direnmişler, susmamışlar. Ben isimleri sonradan duydum. İlhan Selçuk, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, … Gazetecilik yaptıkları için katledilmişler...

Onların masalarında uyumadım belki ama hikâyeleri hâlâ bu binada dolaşıyor. Bazı geceler geç saatlerde, herkes gitmişken, o hikâyelerin sesi biraz daha belirgin oluyor.

Ben bir hafızanın içinde; burada, bu gazetede büyüdüm. 12 yıl boyunca bu binanın sabahlarını, gecelerini, sessizliklerini gördüm.

Gece herkes gidince gazete başka bir şeye dönüşüyor. Işıklar azalıyor, sesler çekiliyor. Masaların üzerinde yarım kalmış cümleler, kapanmamış bilgisayarlar, soğumuş kahveler kalıyor. Ben sessizce dolaşıyorum ve burada uyuyorum.

pinar.aksu@cumhuriyet.com.tr