Uzun yaşam kapıda. Peki yaşlıların dünyasını tasarlıyor muyuz?

Uzun yaşam kapıda. Peki yaşlıların dünyasını tasarlıyor muyuz?

7.06.2026 11:09:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Uzun yaşam kapıda. Peki yaşlıların dünyasını tasarlıyor muyuz?

Bilim insan ömrünü uzatmanın yollarını buluyor. Ancak yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarına uygun kentler, evler ve sosyal yaşam alanları inşa edebiliyor muyuz? Asıl soru artık ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımız.

Özlem Yalım

Bilim dünyasından art arda gelen haberlere yetişemiyorum. Aralık 2025'te Cleveland Tıp Merkezi araştırmacıları alzheimer'ı tersine çevirerek hafızayı geri kazandırdıklarını duyurmuştu. Daha önce meme ve kolon kanserine karşı geliştirilen iki ilaç (letrozol ve irinotekan) bir arada kullanıldığında alzheimer'ın beyin hasarını önemli ölçüde azalttı. 

Kişiselleştirilmiş kanser tedavileri artık rutin klinik pratiğe giriyor. "Senolitik" denen, yaşlanmış hücreleri temizleyen tedaviler 2026-2035 döneminde yüzde 14'ü aşan büyüme hızıyla tıbbi araştırmaların en hareketli alanlarından biri konumunda. Stanford Yaşam Uzunluğu Merkezi'ne göre yaşlanmanın etkilerini yavaşlatmaya odaklı yaklaşım, önümüzdeki 50 yıl içinde 7.1 trilyon dolar değer ve ortalama 2.2 yıl ek sağlıklı yaşam üretebilir. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu ise "dramatik sıçramalar beklemek için erken" uyarısını yapıyor. Yine de yavaş yavaş ilerleyen bu dönüşümü durdurmak artık mümkün değil: Kanseri ve pek çok ölümcül hastalığı tedavi edebilen bir insanlığa hızla dönüşüyoruz!

“Longevity” artık yalnızca tıp dergilerinde veya elit yaşamlarda karşılaştığımız bir şey değil. Biyohacker'lardan Beverly Hills kliniklerine, Silicon Valley milyarderlerinden Anadolu'nun sağlık tüketicisine uzanan geniş bir yelpazede "daha uzun, daha sağlıklı yaşam" vaadi pazarlanıyor. Küresel longevity ndüstrisinin 2025'te 746 milyar dolara ulaştığı, 2035'te yüzde 8.6'lık büyüme hızıyla daha da tırmanacağı öngörülüyor. 

Peki İnsan ömrünü uzatmaya çalışırken uzayan o ömrü yaşanabilir kılacak dünyayı da kuruyor muyuz?

BM verilerine göre 65 yaş ve üzeri dünya nüfusu bugün yaklaşık 857 milyon. 2050'de 1.58 milyara, 2070'lerin sonunda 2.2 milyara ulaşacak ve 18 yaş altı nüfusu geçecek. 2030'ların ortasında 80 yaş üstü nüfus, bebek sayısını aşacak. Önümüzdeki yarım yüzyılda insanlık, tarihinin en yaşlı toplumuna ulaşacak.

Türkiye de de durum aynı. TÜİK'in 2026 başındaki verilerine göre 65 yaş ve üzeri nüfus, beş yılda yüzde 20.5 arttı ve 9 milyon 583 bine ulaştı. Oran, yüzde 11.1 ile demografide resmi "yaşlı toplum" eşiğini çoktan aştı. Yılların genç nüfusu ile dikkat çeken Türkiye’si artık yaşlılar toplumu diyebiliriz. Kadınların 80'li yaşlara dek erkeklerden daha uzun yaşadığı bu tabloda yaşlı nüfusun yüzde 55'i kadın. Türkiye'nin bu dönüşüme kurumsal politikalar, kentsel ve mimari altyapılar olarak henüz hazır olmadığı konusunda sanırım hemfikiriz.

BİR TASARIM SORUNU

Yaşlanan beden yalnızca tıbbi bir sorun değil, mekânsal ve tasarım odaklı bir sorun aynı zamanda. Yaşlanma ile birlikte görme azalıyor, denge bozuluyor, refleksler yavaşlıyor, hafıza kırılganlaşıyor, yalnızlık büyüyor. Kaldırım yükseklikleri, otobüs basamakları, banyodaki kaygan zeminler, küçük yazı boyutları, karmaşık dijital arayüzler, açıkça her türlü ev eşyası, döner kapılar ve daha sayamayacağımız pek çok unsur yaşlı beden için tehlike veya dışlanma anlamına gelir. Sağlık hizmetine erişim, güvenli ulaşım, düşmeyi önleyen yüzeyler, doğal aydınlatma, akustik düzenleme, insanı küçük düşürmeyen destek araçları yeni dünya düzeninde temel standart olmak zorunda gibi görünüyor.

Dünya bu konuda oldukça yavaş gelişiyor, yine de tasarım dünyasında bu sorulara yer yer yanıtlar var. Londra'daki “Appleby Blue Almshouse” projesi Witherford Watson Mann Architects imzalı örnek bir proje olarak ele alınabilir. 2025 RIBA Stirling Prize'ı kazanan 65 yaş üstü dar gelirli bireyler için tasarlanan bu avlulu yapı, yaşlılığı kentin kenarına sürmek yerine ortak galeriler, çatı bahçesi ve kamusal geçişlerle toplumsal bağın içinde tutuyor. Yine Londra’da Mæ Architects'in John Morden Centre'ı sağlık, atölye, sosyalleşme ve bakımı tek bir sıcak mimari dil altında birleştiriyor. Danimarka'da Tetris ve Sangberg'in Agorahaverne/Ibihaven konut projesi, yaşlı dairelerini kapalı bir ortak atrium etrafında düzenleyerek mahremiyetle tesadüfi komşuluk ilişkisini bir arada kurgulamayı hedefliyor.

Gensler'in 2025 City Pulse araştırması 65 kentte 33 bin kişiyle yapılan küresel bir çalışma olarak dikkat çekici. Bu çalışma da kentlerin yaşlanan nüfusu hem mekânsal hem ekonomik olarak karşılayacak hızda dönüşmediğini belgeliyor. ARUP'un "Yaşlanan Kentleri Biçimlendirme" raporu ise kentsel hareketlilik, bina erişimini ve dijital ortamı bütünleşik bir yaklaşımla ele alarak mimarlara ve kent plancılarına somut çerçeveler sunuyor.

İKİ ÖRNEK

Mobiliteye ilişkin çok iyi iki örneği vermem gerekirse, Zeal Lifestyle'ın yürüteçleri yeni nesil bir modüler yürüme yardımcısı olarak destek araçlarının medikal nesneden kişisel stil öğesine dönüştürme çabasının en çağdaş örneklerinden biri olarak gözüme çarpıyor. PriestmanGoode'un yaşlı kullanıcılar için tasarladığı Scooter for Life da bağımsız hareket ile güvenliği estetikle birleştiriyor. 

İnsanlık olarak ömrümüzü uzatmaya çalışırken yaşlılığı hâlâ dar, yoksul, görünmez ve başka insanlara bağımlı bir dönem gibi tasarlarsak, yeni krizlerle karşı karşıya kalabiliriz. Biyoteknoloji başarıları tek başına yetmez. Uzayan yaşam mimarlıkla, kent planlamasıyla, endüstriyel tasarımla, dijital arayüzlerle, ulaşım sistemleriyle ve bakım kültürüyle anlamlı olacak. Türkiye’deki tasarım okullarının öğrencileri ile bu sorunu kapsamlı biçimde ele almasını dilerim. 

Bilirsiniz: İnsan yaşlanırken "kaç yıl yaşayacağım?" diye değil, o yılları nerede, nasıl, kiminle, hangi onurla geçireceğim? diye düşünüyor en çok!