ABD arabuluculuğunda şekillenen, İsrail–Suriye hattındaki yeni temaslar, yalnızca iki ülke arasındaki güvenlik angajmanlarını değil, Ortadoğu’daki güç dengeleri ve Türkiye’nin bölgesel konumunu da doğrudan etkileyebilecek sonuçlar barındırıyor.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın 'dönüm noktası' olarak tarif ettiği bu süreç, Ankara’nın Suriye'deki pozisyonu hakkında yeni soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Barrack, İsrail merkezli The Jerusalem Post’a verdiği röportajda, “Yeni Suriye hükümeti İsrail’e karşı herhangi bir düşmanca niyet taşımıyor; karşılıklı saygı ve bir arada yaşama temelinde ilişki kurmak istiyor” dedi. Barrack’ın açıklamaları, üst düzey İsrailli ve Suriyeli yetkililer arasında, ABD temsilcilerin arabuluculuğunda düzenlenen ve saatler süren bir toplantının ardından geldi.
Barrack, görüşmelerin sonucuna ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
Bu toplantının ortaya koyduğu sonuç, inkârdan gerçek iş birliğine ve ortak refaha geçme yönünde güçlü ve karşılıklı bir iradeyi yansıtıyor. Her iki taraf da şeffaflık ve ortaklık temelinde, geçmişin pişmanlıklarını onaran ve iş birliğine dayalı bir geleceği hızlandıran yeni bir ilişkiye bağlı.
TOPLANTIYA KİMLER KATILDI?
Görüşmelerde İsrail’i; ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Başbakan Benjamin Netanyahu’nun askerî sekreteri Roman Gofman ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Vekili Gil Reich temsil etti.
Cihatçı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün kontrolündeki Şam yönetimi ise Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile İstihbarat Başkanı Hüseyin Selame tarafından temsil edildi.
ABD tarafından toplantıya, Başkan Donald Trump'ın Özel Temsilci Steve Witkoff, damadı Jared Kushner ile Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack katıldı.

ORTAK İSTİHBARAT MEKANİZMASI
İsrail basınına göre taraflar, görüşme boyunca İsrail ile Suriye arasında olası bir 'güvenlik anlaşmasını' kapsamlı şekilde ele aldı. Görüşmelere aşina iki kaynak The Jerusalem Post'a yaptığı açıklamada, bu başlıkta 'ilerleme kaydedildiğini' doğruladı.
Toplantının sonunda İsrail, Suriye ve ABD; acil ve sürekli koordinasyon sağlamak, istihbarat paylaşımı yapmak, askerî gerilimleri düşürmek ve ABD gözetiminde diplomatik temasları yürütmek amacıyla ortak bir istihbarat ve iletişim mekanizması kurulması konusunda fikir birliği sağladı.
ANKARA YERİNE AMMAN
İsrail basınından derlenen bilgilere göre, 'özel iletişim hücresi' olarak adlandırılan bu yapı, 'anlaşmazlıkların hızla ele alınmasını ve yanlış anlamaların önlenmesini' hedefliyor. Üçüncü bir ülkede konuşlanacak olan bu merkezde Suriyeli, İsrailli ve Amerikalı temsilciler daimi olarak görev yapacak.
Axios'ta yer alan bilgilere göre bu merkezin, Ürdün’ün başkenti Amman’da konuşlandırılması planlanıyor. ABD’li bir yetkili, "Ayrıntılar netleşene kadar, tarafların sahadaki askerî pozisyonlarını olduğu gibi donduracağını” belirtti. Bu yaklaşım, mevcut askerî varlıkların fiilî olarak korunmasını öngörüyor.
Öte yandan, bu merkezin yalnızca askerî ve istihbarî koordinasyonla sınırlı kalmayacağı; diplomatik temaslar, ticari ilişkiler ve ekonomik projeler üzerinde de çalışacağı ifade ediliyor. ABD, bu mekanizmanın sürecin 'motoru' olmasını öngörüyor.
Bu tablo, Ankara açısından riskli bir tablo çiziyor: AKP yönetimi uzun süredir HTŞ üzerinde belirleyici etkiye sahip olduğunu ima ederken, İsrail–Suriye hattında oyun kurucunun Washington olduğu ve bu işten İsrail'in üst düzey çıkarlar sağladığı görülüyor.
Mekanizmanın Amman merkezli çalışacağına dair bilgiler ise Türkiye’nin sahaya yakın olmasına rağmen, süreçten İsrail'in baskısıyla kurumsal olarak dışlandığını gösteriyor.

SİVİL ALANDA KRİTİK AÇILIM
İsrail basınına göre üçlü toplantı ayrıca, İsrail ile Suriye arasında sağlık, enerji ve tarım gibi sivil alanlarda da görüşmelerin başlatılması konusunda uzlaşma ile sonuçlandı.
Barrack, bu adımın önemine dikkat çekerek, “Başkan Trump’ın liderliği ve vizyonu doğrultusunda, ekonomik fırsatlara, refaha ve açık diyaloğa öncelik vermek, kalıcı ve anlamlı iş birliğini beraberinde getiriyor” dedi.
Bu adım, İsrail ve Suriye’nin tarihte ilk kez güvenlik başlıklarının dışına çıkarak, 'sivil iş birliğini resmen gündeme alması' anlamına geliyor.
ASKERDEN ARINDIRILMIŞ ORTAK 'EKONOMİK' BÖLGE
Axios'a göre ABD yönetimi, anlaşma kapsamında, İsrail ve Suriye sınır hattında, askerden arındırılmış ortak bir ekonomik bölge kurulmasını içeren 'yeni bir güvenlik anlaşması' önerisi de sundu. Teklif, sınırın her iki tarafını kapsayan, güvenlikten ziyade 'ekonomik iş birliği' üzerinden istikrar sağlamayı amaçlayan bir modeli öngörüyor.
ABD’li yetkililer, askerden arındırılmış ekonomik bölge modelinin, Trump yönetiminin daha önce Ukrayna–Rusya arasında Donbas için önerdiği çözümle benzerlik taşıdığını belirtiyor.
ABD tarafına göre söz konusu ekonomik bölge; rüzgâr enerjisi projeleri, tarım alanları, turizm yatırımları ve Dürzi topluluğunu kapsayan 'geniş bir kalkınma vizyonu' içeriyor. Bölgenin finansmanı için bazı bölgesel ortakların şimdiden taahhütte bulunduğu, ancak bu ülkelerin isimlerinin açıklanmadığı kaydedildi.
İSRAİL İŞGALİNİN 'MEŞRULAŞMA' RİSKİ
Görüşmelere ilişkin kayıtlarda ortaya çıkan bir diğer gerçek de şu:
İsrail'in Aralık 2024’ten bu yana Golan çevresindeki Birleşmiş Milletler Gözlem Gücü (UNDOF) tampon düzenini fiilen aşındıran adımları ve güney Suriye’deki askeri varlığı açıkça geri plana itiliyor.
Suriye tarafının, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'na dönüş ve İsrail’in, işgal ettiği topraklardan çekilmesi talebi gündemdeyken, 'askerden arındırılmış ekonomik bölge' çerçevesi, fiiliyatta İsrail’in sahadaki kazanımlarını meşrulaştırma riski taşıyor.
Son günlerde Dera kırsalında rapor edilen İsrail baskınları gibi somut olaylar, 'gerilimi düşürme' başlığı altında işgalin normalleştirilmesi riskini büyütüyor.

TÜRKİYE İÇİN RİSKLER VE TEHLİKELER
Olası bir anlaşmanın riskleri bununla da sınırlı değil; sivil başlıkların (enerji, tarım, sağlık) anlaşma kapsamına dahil edilmesi, Tel Aviv'in, bölgesel nüfuz mücadelesinde, 'güney Suriye’yi İsrail güvenlik kuşağına bağlayan' yaklaşımını güçlendiriyor, Türkiye’nin 'Şam üzerinde etki' iddiasını adeta test ediyor. Ankara, HTŞ/Şam dosyasını içeride adeta 'siyasi bir kaldıraç' gibi kullanırken, dışarıda ABD–İsrail eksenli bir mimarinin kurulması, Türkiye’yi seyirci konumuna itiyor.
Ayrıca, Büyükelçi Barrack'ın dile getirdiği 'ekonomik fırsatlar' söylemi de özellikle Suriye'nin yeniden imarı ve enerji projeleri gibi kalemlerde, Türkiye’nin ve Türk sermayesinin beklediği payı otomatik garanti etmiyor. Bilakis, ABD gözetimli bu çerçeve, İsrail işgalini bir tür 'diplomatik pazarlık' kozuna çevirme riskini de beraberinde getiriyor.
Son tahlilde; Ankara'nın, 'kurumsal diplomasi' inşa etme konusunda yaşadığı gözle görülür zorluklar kısa vadede, Türkiye'nin sınır güvenliği, Suriyeli mültecilerin geri dönüşü ve terörle mücadele başlıklarında yeni riskler üretebilir. Türkiye, başkalarının kurduğu bir düzende, 'maliyeti üstlenme' riskiyle karşı karşıya kalabilir.