Artık bambaşka bir Side var

Antalya ve civarı gezilerimde yıllarca Side’yi es geçtim. Rahatsız eden bir şey vardı orada. Adını da pek koyamazdım, ama her gittiğimde koşarak uzaklaşmak isterdim.

20 Mart 2021 Cumartesi, 15:58
Artık bambaşka bir Side var
Abone Ol google-news

Bütün kötü binalar, kaçak katlar yıkılmış. Acımasızca işgal edilen meydanlar açılmış. Tek tip tabelalar, yumuşak bir ışıklandırma, taş döşenmiş yollarla bir Toskana havası esiyor sanki. Bu restorasyonlar sırasında ortaya çıkan tüm tarih de, yollara yer yer döşenen camların altında sergileniyor. Side, yepyeni zarif havasıyla, ziyaretçilerini büyülüyor. 

Ben Antalya ve civarı gezilerimde yıllarca Side’yi es geçtim. Rahatsız eden bir şey vardı orada. Adını da pek koyamazdım, ama her gittiğimde koşarak uzaklaşmak isterdim. 

Herşeyi şimdi Side’yi ziyaret ettiğim zaman anladım. Neden, kimden, nasıl huzursuz olduğumu, buranın nasıl olması gerektiğini apaçık gördüm.

LUVİCE “NAR” ANLAMINA GELİYOR

Side, günümüzde Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı bir mahalle. Antik Pamfilya kentinin en önemli, en zengin, en kalabalık liman kentlerinden biri. Kuruluşu M.Ö. 8. yüzyıla dayanıyor. Side ismi, Luvice bereketli olması sebebiyle verilmiş. Anlamı ise nar.

İsmi, şehre gerçekten de bolluk, bereket vermiş. Yüzyıllar boyunca ticaretin döndüğü kentte yoğun bir sosyal hayat var. Ta ki MS 7. yüzyıla kadar. Önce Arap saldırıları başlıyor. Yıllarca büyüyen, ilerleyen, güzelleşen kent, ne yazık ki kan kaybediyor. Yağmalama, yıkma, yakma... Halk yaşadığı şehri kaybetmek istemiyor. Vazgeçmiyor, direniyor; hem de neredeyse 500 yıl kadar direniyor. Ancak artık dayanılmayacak bir gün geliyor. Bıçak kemiğe dayanıyor, Sideliler 12. yüzyıl’da Side’yi tamamen terk ediyor. Halk, Pamfilya’nın merkezine, günümüz Antalya’sına göç ediyor. Side’ye yüzlerce yıl kimseler uğramıyor. Uyku tozu serpilmiş gibi, Side uyuyor. 

1800’lerin sonu, 1900’lerin başı, malum, mübadele yılları. Girit adasından gelen Türkler’in büyük kısmı Kuzey Ege’ye; çoğunlukla da Ayvalık ve civarına yerleştiriliyor. Bir küçük grup ise, yediyüz yıl, hatta daha uzun süre kimselerin yaşamadığı Side’ye geliyor. Epi topu 60 aile. Yolu, izi, tarımı, okulu olmayan Side’de, yavaş yavaş hayat başlıyor. Küçük filizler yeşeriyor, yeni temeller daha derine atılıyor.

Evler yapılıyor, okul açılıyor, her tür otu tanıyan, seven Giritliler, bağları, bahçeleri yeşertiyor. 

HİPİLERE KADAR GELEN GİDEN YOK

Sonraki 70 yıl, yine pek kimselerin uğramadığı, ama Side’nin yeni ahalisinin mutlu mesut yaşadığı zaman. 1970’lerin başında tek tük yolunu kaybetmiş hipi turist uğruyor. Arada, başlayan kazının ekibinin neşeli kahkahaları dışında, hâlâ yabancı sesler duyulmuyor.

Ta ki 80’lerin başına kadar. Hayat değişiyor, Side büyük bir hızla farklılaşıyor. Kalabalık artıyor. Çoğunlukla alınan desteklerle tesisler kuruluyor. Yollar yetmiyor, hayat küçük yerlere sığmıyor. Herşey dahil sistem, Türk turizminin alnına damgasını vuruyor.

İşte ben böyle zamanlarda tanıdım Side’yi. Dünyanın en çirkin binaları vardı. Varılamayan bir sahili, ucuzun ucuzu bir tarz vardı. Doğulu mafya kokusu, kötü kebap kokusuna karışmıştı. Kalitesiz Avrupalı turist, günün her saati sarhoştu. Rant, yolsuzluk, sen biliyor musun ben kimim, git lan başımdan, şuradaki antik mi ne, ben anlamam arkadaş; geçen kırk yılın bence özetiydi. 

SİDE, ARTIK OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ

Nihayet sihirli değnek değmiş. Meğer Side ne kadar güzelmiş...

Meydanlar açılmış, sahil ferahlamış. İnsanı korkutan mafyavari yaklaşım, birdenbire yok olmuş.

Oh be, harika olmuş.

Apollo Tapınağı’nda gönül rahatlığıyla güneşin batışını seyredebiliriz artık. Açılan mükemmel lokantalarda afiyetle yemek yiyebiliriz. Uzun uzun yüzebiliriz. Sahilde yürüyüp denizin kokusunu içimize çekebiliriz.

Yeni bir tatil rotamız oluşmuş meğer. Bu bahar, bu yaz, Side başrolde olacakmış meğer.