Atatürk’ü hatırlamak...

Yazar Süleyman Bulut ile ‘Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler’ kitabının genişletilmiş baskısı vesilesiyle Cumhuriyet Bayramı’na özel bir söyleşi yaptık.

28 Ekim 2018 Pazar, 22:29
Abone Ol google-news

 

-Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler adlı kitabınız önce çocuk kitapları serisinden çıktı ve bir hayli de ilgi gördü. Şimdi aynı kitabın daha geniş bir versiyonu Can Yayınları etiketiyle yetişkinlere yönelik olarak raflarda. Yeni kitapta ne gibi farklar var?

Yetişkinler için hazırladığım bu kitapta yüze yakın yeni anı-öykü var. Yaş ve bilgi düzeyleri açısından çocuklar için yazamadığım anı-öyküler bunlar. Aslında ben, on yıl kadar önce, ana karakterin Atatürk olduğu bir roman yazmak için yola çıkmıştım. Atatürk’ü belgesel olarak değil de “edebi” bir karakter olarak yazmak istiyordum. Bilindiği gibi, edebi bir karakter, onun gündelik hayatının ayrıntılarına nüfuz edilerek yazılabilir. Ben de onun en az bildiğimiz yönü olan gündelik hayatının ayrıntılarına, onu yakından tanıyanların anlattıklarından, anılardan, dönemin gazete haberlerinden, fotoğraflarından yola çıkarak ulaşmaya çalışırken, baktım ki, ‘ayrıntıların öyküleri’ ayrıntıların kendilerinden daha ilginç! Romanı bırakıp, ayrıntıların öyküleri üzerinde çalışmaya başladım. Bu arka plan öyküleri, “Kurtuluş” ve “Kuruluş” mücadelesinin içinde, büyük olayların gölgesinde kalan ya da gözden kaçan çok ilginç “insani belgeler” idi. Bu anı-öyküleri önce çocuklar için hazırladım. 2009 yılında yayımlandı. Üç kitaba kadar uzanan bu çalışma devam ederken, yaş ve bilgi düzeyleri açısından çocuklar için yazamadığım anı-öyküleri bir kenara ayırıyordum. Nihayet onlar da bu kitapta yer aldı. Ayrıca çocuklar için biraz özet olarak yazdığım birçok anı-öyküyü de yetişkinler için daha ayrıntılı yazma fırsatım oldu.

-Atatürk ile ilgili çok fazla kitap çıkıyor ve bunların bazılarında yer alan bilgilerin gerçekliği tartışılabiliyor. Siz kitabınızı oluştururken bu sorunu nasıl aştınız ve hangi kaynaklardan yararlandınız?

“Tarihi yazanların tarihi yapanlara sadık kalması” sorunu... Elbette böyle bir sorun var. Ben bu sorunu, anlatılanları, bir değil birçok temel kaynaktan sağlamasını yaparak aşmaya çalıştım. Mümkün olduğunca olayın tanıklarının anlattıklarına ulaşmaya özen gösterdim. Temel Atatürk biyografilerinden o olayın tarih, yer, kişiler araştırmasını yaparak gerçekliğini kavramaya çalıştım. Kitapta her öykünün temel kaynaklarını da belirttim. Ki, benim yaptığım kronolojik ya da analitik bir tarih çalışması değil; o tarih yapılırken yaşananların arka planını Atatürk’ü merkeze alarak öykülemekti. Buna rağmen, başka kaynaklardan doğrulamasını yapamadığım için emin olamadığım anı-öykülere yer vermedim. Araştırmalarım sırasında aynı olayın farklı anlatımlarıyla da sık sık karşılaştım. Bu durum bana ilk bakışta içinden çıkılmaz bir çelişkiler yumağı gibi gelmişti. Ama üzerinde çalışmaya devam ettikçe gördüm ki, bu farklı anlatımlar, insanların o olaya farklı noktalardan katılmış olmasından dolayı ortaya çıkıyordu. Kitapta bunun güzel bir örneği var: Büyük Taarruz’u hem Atatürk hem başyaveri Salih Bozok hem da yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor. Bilindiği gibi hepsi o sürecin içinde ama farklı konumlarından dolayı olayı farklı noktalardan yaşıyor, aynı olayı farklı farklı  anlatıyorlar. Üç metin arka arkaya okunduğunda Büyük Taarruz’u bilinen tarihsel yönlerinin ötesinde daha derinliğine kavramak ve anlamak mümkün oluyor.

‘İNCELİKLER  İNSANI...’

-Atatürk’ün hangi yönü sizi en çok etkiledi?

Bir bütün olarak baktığımda beni en çok etkileyen yanı, bir cümleyle söylemek gerekirse, müthiş bir dikkat ve incelikler insanı olması. En belirgin dikkati de, toplumsal ve tarihsel olarak ‘zamanı geçmekte olan’la, ‘zamanı gelmekte olan’ı çok iyi sezmesi, görmesi, saptaması, analiz etmesi, zamanlamasını iyi belirleyip buna göre davranmasıdır. İmparatorluğun çöküş ve bozgun döneminden çıkıp gelen, birlikte kurtuluş mücadelesi verdikleri çalışma arkadaşlarından onu ayıran, onu lider yapan temel özelliği de bu bence.

-Cumhuriyetin 95. yılını kutluyoruz ama bir yandan da en çok tehdit edildiği zamanlardan geçiyoruz. Laiklik başta olmak üzere onun devrimleri ciddi bir kuşatma altında. Atatürk’ün mücadelesi, onun hayat öyküsü bugünün gençlerine nasıl yol gösteriyor?

Tarihten ders almak diye bir deyim vardır. Atatürk ve arkadaşları kendi yaşadıklarından ve kendilerinden önce yaşanmış tarihten ders çıkararak bu büyük dönüşümleri gerçekleştirmişlerdi. Ve bunu en karanlık günlerde, en zor koşullarda, yokluk ve olanaksızlıklar içinde başarmışlardı. Gençler de, hatta sadece gençler değil, hepimiz, önümüzdeki tarihi yapmaya çalışırken kendimize, yaşadıklarımıza ve bizden önceki yaşananlara bakacağız elbet ama; bugün yaşadığımız sorunların çözümünü de Atatürk’ten bekleme kolaycılığına düşmeden. Bu hem kendimize hem de Atatürk’e haksızlık olur.