Batmaz Gürcü’nün güneşi!

Çağdaş Gürcü edebiyatının öncü isimlerinden Nodar Dumbadze'nin “Güneşli Gece”si, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Tiflis'te geçen hikâyenin ana kahramanı Temo'nun yaşadıkları üzerine gelişen bir roman. Sürgünden dönen Temo yaşamı, aşkı, âşık olduğu denizi ve güneşi en baştan tanımlamaya koyulur. Daha önce, kendisine başka başka duygular ifade eden kavramlar bütünüyle değişmiştir. Gürcü kültürü ve yakın tarihinden siyasi, sosyal izler taşıyan, değişim, erinç ve kaygılar üzerine sarsıcı bir roman “Güneşli Gece”. Nodar Dumbadze'nin kaleminden insan ruhunun derinlerinde metaforlarla gezinen bir anlatı.

07 Eylül 2020 Pazartesi, 01:23
Abone Ol google-news

1930 ve 1940’lı yılların biçimci edebiyat modellerini yıkan bir kuşaktan gelen Nodar (Vladimirovich) Dumbadze, toplumsalcı gerçekçiliğin sağlamlaşması ve Gürcü halkının yaşamındaki değişimlerin aktarılması yolunda emek veren yazarların başında geldi.

İlk şiirlerini ve öykülerini ekonomi eğitimi aldığı 1950'de, Tiflis Devlet Üniversitesi yıllarında yazdı. 1956 ve 1957'de mizahi öykülerinden oluşan üç kitabı yayımlandı. Çeşitli gazetelerde editörlük ve Gürcü Film piyasasında senaryo yazarlığı yaptı.

Büyük Kurtuluş Savaşı sırasında direnen bir Gürcü köyünü konu aldığı, otobiyografik romanı Ben, Ninem, İliko ve İlarion (1960) ile geniş kitlelerce tanındı. Romanın merkezine genç bir öksüz, büyükannesi ve öksüzün emanet edildiği iki sivri dilli, çok zeki ve cömert komşuyu aldı. Sonraki romanı, ülkemizde de yayımlanan Güneşi Görüyorum'u (1960) yine savaş yıllarında geçiren yazar, cephedeki yakınlarını kaybetme korkusuyla yaşayan köylüleri yazdı.

1964'te Komünist Parti'ye katılan Dumbadze, Gürcistan Yazarlar Birliği başkanlığı, Sovyetler Birliği Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği, birkaç dönem milletvekilliği ve Gürcistan Komünist Partisi merkez komitesi üyeliği yaptı. 1967-1972 arasında ise mizah dergisi Niangi'nin editörüydü.

SINIR DEVRİYESİ BİR YAZAR!

Hemen tüm yapıtları tiyatroya ve sinemaya uyarlandı. Sovyet sınır muhafızlarının hayatından esinlendiği romanı “Korkma Anne”de (1971) asker arkadaşlığı, bir yoldaşın kaybı ve karşılıksız aşk gibi temalar yazarın karakteristik lirik biçeminde yerini aldı. Dumbadze bu romanı yazarken sınır devriyesinde bir süre hizmet vermek için özel izin aldı.

Beyaz Bayraklar'da (1973) haksız yere cinayetle suçlanmış bir adamın yazgısının izini sürdü. Son romanı Sonsuzluk Yasası'nda (1978) bir hastanede yatan, durumu ağır hastaları konu etti. Kısa öyküsü Khelados'ta, anavatanından ayrılan Yunanlı bir erkek çocuğun serüvenini anlattı.

En hüzünlü öykülerinden biri olmasına rağmen mizahın en öne çıktığı yapıtı olarak sayılan Kukaracha'da bir suçluya merhamet gösteren bir polis memurunun bunun bedelini canıyla ödemesini işledi. Blood Knot adlı öyküsünü ise; kendisi gibi 1928 doğumlu, yine kendisi gibi 1937'nin terör ortamında ailesini kaybetmiş ve yakınlarıyla yaşamak üzere köye gönderilmiş bir çocuğun gözünden yazdı.

YAPITLARINDA HÜMANİZMİN İZİNİ SÜRDÜ

20. yüzyıl Gürcü edebiyatının batmayan güneşi olarak da anılan Nodar Dumbadze, kısa süre önce ülkemizde yayımlanan Güneşli Gece (1967) romanında ise yalınlık, akıcılık, soylu bir mizah, lirik bir nesir, iyimser bir hüzün, katışıksız bir hümanizm ve yurtsever bir duyguyu özleştiriyor.

Öğrencilerine ithaf ettiği yapıtında, genç Temo (Teimuraz Baramidze), 12 yıllık sürgünden dönen annesiyle yaşadığı kopukluk ve duygusal sorunlarla boğuşur. Asıl mücadeleyi ise ailesine yıkımı yaşatan suçluyla yüzleşince verecektir.

12 yıllık sürgünden döndüğü o ilk anlarda “Merhaba oğlum” diyen anneyi sıcak bir selamla karşılayamaz Temo. Gözyaşları içinde “Merhaba hanımefendi!” diyebilir ancak. Ne mutlu bir telaş, ne adam gibi bir kucaklaşma... Temo'nun “Merhaba anne” demesi çok vakit almasa da, hissettiği yabancılık ve uzaklık hissini okura kararınca geçiriyor Dumbadze.

Duyguları işlerken uzatmayı sevmeyen bir yazar Nodar Dumbadze. Acılı, on iki yıl süren sürgünlüğünde, hapiste çocuğunu ölesiye özlemiş, kalbi buna umutla dayanmış, sonunda kavuşmuş, gözyaşları sessizce çenesinde toplanan, Temo'nun Ermeni bekçi Artavaz Amca'yla hakkında dertleştiği, onunla birlikte şerefine içtiği annesi Aniko'yu, ikinci hatta bazen üçüncü plana alıyor bu nedenle.

Her kişi, Temo'nun öyküsüne katkıları oranında yer buluyor yapıtta. Öyküleri öteleniyor ya da önemsenmiyor demek istemiyorum ama öyle çok katmanlı bir yapı kurmuyor Dumbadze. Mevzuları ve bağlantıları uzatmıyor. Oysa anne Aniko'nun yanı sıra bir Guram, bir Tavera, rahatlıkla ayrı birer roman olacak nitelikte karakterlere sahip. Gene de haksızlık etmeyelim, yapıtta yer verildiği kadarı bile derinliklerini sezmenizi sağlıyor.

DUMBADZE'NİN TANRI'SININ ŞEREFİNE İÇİLİR!

Temo'nun en yakın arkadaşı Guram, hayatın arsız, aykırı, kaygısız hali gibi. Savaşla tehdit eden Churchill'e “silah gösterip kullanmayan adama adam demem” diyen, savaş değil dünya yerle bir olsun isteyen, mert, gözünü budaktan sakınmayan, adam gibi bir adam. Metnin dramatikleştiği, kişilerin umutsuzlaştığı yerlerde devreye giren bir kurtarıcı adeta.

Guliko ise amatör şair ve öykücü baş kişimiz Temo'nun ilk aşkı... Ne çok sevdi onu ve ne hızlı bitti aşkları... Sonra Lia geldi... Onu da çok sevdi... Hatta daha çok sevdi. Dumbadze, çeşit çeşit sevginin adımlandığı yapıtında, Tanrı sevgisini de anne sevgisi gibi gecikmeli bir idrak haliyle yaşatıyor Temo'ya; örtülü, derinde.

Guram'ın Tanrı'yı benimseyiş şekli ise bambaşka: “Senin annen bir Tanrı... Sen Tanrı'yı kim sanıyorsun? Sakallı dede mi? Tanrı o kadar sarih, o kadar yakın, o kadar aşikâr ve o kadar sıradan ki, gördüğünde Tanrı olduğunu anlamıyorsun. (...) Tanrı'ya, sana benzediği için, bana benzediği için değil, annene benzediği için inanacaksın.”

Temo -ve onunla birlikte belli ki Dumbadze de- bu yaklaşımı kabullenmekte zorlanıyor. Yine de şerefine içiriyor o Tanrı'nın. Sonra inanmanın ve onu kaybetmenin şerefine de... Gözyaşlarıyla “Ölmeye değecek hiçbir şey yoktur bu dünyada. (...) Tanrı yok, Tanrı yok, Tanrı yok” diye bağıran Dursun Dayı ise ayrı bir alem!

Temo'nun Guram gibi bir diğer yakın arkadaşı olan ve yıllar sonra bir gün kapısını çalan Tavera'ya gelince... Temo'nun okul arkadaşı. Hırsızlıktan altı yıldır yattığı hapisten kaçmış. Okumak ve geçmişe bir sünger çekmek istiyor. Tam bu noktada Temo'nun hayatındaki ikinci kırılma noktası, alt kat komşuları, eski asker Abiba Todria devreye giriyor. Abiba Amca'dan, Taver için yardım, devlete bir çeşit aracılık yapmasını istiyor Temo. Kurda kuzu emanet ettiğini ne bilsin!

KOMÜNİZM, STALİN VE KORKULAR...

Oysa Temo, dertsiz bir çocuktu. Güneşi, denizi ve Guliko'yu seviyordu. Sonra Lia'yla tanışmıştı. Annesine kavuşmuştu. Kendisine hiçbir zaman ihanet etmeyecek, adam gibi adam olan Guram gibi bir arkadaşı şükür ki hayatında hep olacak. Ama hayat mükemmel değil. Dertler erinçlerin kat be kat üstünde. Güneş acımasızca yakar olmuş. O pek sevdiği denizden de sıtkı sıyrıldı. Varazi Vadisi ise hep sisli, hüzünlü. Gluko'yu ise özlemiyor bile.

Hayattan korkuyor bu Gürcü artık. Annesiyle pek çok konuda birbirlerini anlamadıkları için, Dursun umut ışığı sönmüş yüreğine bakmasına yol açtığı için, Abibo ihanet ettiği için, Tavera'ya kimse inanmadığı için, komünizmin argümanlarından bıktığı için, gençliği anlamadıkları ve askerleri kılmaya çalıştıkları için, Stalin insanlığa bela olduğu için...

Korkuyor ama vazgeçmeyecek. Güneşi batmayacak. O güneşi hiç batırmıyor Nodar Dombadze. Başa getirdikleriyle hayatı tıpkı güneşin batışı gibi yavaş yavaş karartıyor, ışığı azaltıyor sadece. Romanını, okuma boyu sarkacından eksik etmediği, direngen umudu tazeleyerek sona erdiriyor.

Bir doğum günü partisinde yeniden dünyaya geliyor Temo. Ve yapıta, canlı, soluk alıp veren, düşünebilen, hayal kuran, yitmiş ve yolunu yitirmiş herkesin acılarının ve sevinçlerinin karşılığını aradığı, devasa bir yıldız karmaşası olarak yansıyan, Tiflis'in o batmayan güneşi ve güneşli gecesinde buluyor yolunu.

Güneşli Gece/ Nodar Dumbadze/ Çeviren: Fahrettin Çiloğlu/ Dedalus Kitap/ 230 s.