‘Çalışma izni değil insanlık istiyorum’

Savaştan kaçıp İstanbul’un tekstil atölyelerinde tutunmaya çalışan Suriyelilerin yaşamını iki kelime özetliyor: Zor hayat.

26 Ocak 2016 Salı, 21:59
Abone Ol google-news

Kendi ülkelerinde “vasıflı” elemanlarsa dahi Suriyelileri burada beceri ve birikimlerinin çok altında, aşikâr bir çifte stardartla çalışmaya mecbur eden bir sistem oturmuş. Şimdiye dek kayıt dışı olarak çalıştırıldıkları sektörlerin başında tekstil ve hizmet sektörü geliyor. Kadınlar daha çok temizlik işlerini tercih ediyor.

Tekstil, bir dönem Moğolistanlılar, Afganlar, İranlılar, Iraklılar derken, geçmişten beri mağdur göçmen emeğine yaslanan bir sektör. 2013’ten sonra Çağlayan dışında, İkitelli, Esenyurt, Merter civarındaki atölyelerde Suriyeliler ağırlıkta. Daha önce işi bilmeyenlere atölyelerde sıkça düşen vazife ortacılık. Bu da makineler arasında malları taşıma, getir-götür işleri demek. Gözümüzle görmedik ama altıyedi yaşında çocukların dahi çalıştırıldığı söyleniyor. Savunma olarak “Çocuğu çalıştırmayayım da tinerci mi olsun” diyen patron işitilmiş mesela.

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilere çalışma izninin yolunu açan yeni yönetmeliğin yayınlandığı günlerde Çağlayan’ın, duvarları “Sendika, sigorta, 8 saat çalışma” yazılı sokaklarındayız. Hanlara, apartmanlara yayılmış irili ufaklı atölyelerin sayısının son dönemde 1000’den 100-200 civarına indiği söyleniyor. Bunun birinci sebebi ana pazarlardan sayılan Ortadoğu’da kimsenin şu anda kılık kıyafet düşünecek halde olmayışı. İkinci gerekçe de Rusya’yla kriz. Bunun dışında bölgedeki kentsel dönüşümün yansıması da söz konusu. İroniktir, Çağlayan Adalet Sarayı’nın yapılması dahi açılan kafeler, ofisler ve yükselen kiralarla çehreyi değiştirmeye başlamış.

‘Terlikleriyle geldi’

Küçüle küçüle beş kişi kalmış bir atölyenin sahibi Esat Yıldız, “Zarar ettiğimiz halde iş yok” diyor. 13 yaşından beri çalışan 67 yaşındaki bir işçi “40 sene önce sigortam, yolum, yemeğim vardı. Çocuk okutuyordum, yine de yetiyordu, şu an faturalara bile yetemiyoruz. 30 sene sonra ilk defa eşim bir bankanın mutfağında çalışmak zorunda kaldı. Bizim patron geçen hafta bize 200 lira verdi, kendi 100 aldı. Adam ne yapsın?” diyor.

Sektörün hazin halini konuşurken ceketleri taşıyan gencin ağzından tek kelime çıkmıyor. Çünkü 19 yaşındaki Yusuf’un bildiği Türkçe kelime sayısı yirmiyi geçmez. Sekiz ay önce geldiği Çağlayan’da el kol hareketleriyle tarif edilen işi yapmaya çabalıyor Yusuf. Geçenlerde iki kabanın cebini yanlışlıkla ters takmış ve bunun maliyeti bu küçük atölye için mühim. “Önce yolladım” diyor Esat Bey, “terlikleriyle geldi, kapıdan gitmedi. Benim halimi görüyorsun, ama içim de el vermedi, geri aldık” diyor ve ekliyor: “Madem insanları getirdiler, beslemeyi de düşünsünler. Sigortaymış, ara ki bulasın. Suriyeliler KOBİ’lerde çalışsın diye çıkarmışlardır kanunu...”

35 liraya bitirmeleri gereken kabanı, sırf işi almak için 20 liraya dikiyorlar. Bu siparişten sonrası meçhul. Ve bunların ortasında Yusuf duruyor, sessiz, ürkek. Hayatta kalacak, Halep’teki altı kardeşine para yollayacak. Öğrendiği ilk kelimelerle kurduğu cümle: Zor hayat. Çalışma izni, adını bildiği bir umut bile değil.

‘Benim insanım işsizken...’

Girdiğimiz bazı atölylerde ustabaşları konuşma heveslisi olmuyor, hele ki Suriyeliler mevzuu... “Arka tarafa geçmeseniz” gibi cümeleler duyabiliyorsunuz. Herkesin, devletin dahi bildiği ama konuşmamayı tercih ettiği hakikatler

Mardinli Kürt İsmail Çulpan’ın kadın giyimi üzerine atölyesinde eskiden 65 kişi çalışırken, şimdi ancak üç-dört makine işliyor. “İki ay öncesine kadar çalışanların yarısı Suriyeliydi ama iş yok. Eksi 200 bindeyiz, biz yine iyi sayılırız."

Suriyelilerin sektörü başta çok rahatlattığını ama artık Suriyeli çalıştırmaktan istemediğini söylüyor açıkça. “Tamam zor durumdalar, insancıl yaklaşmak lazım ama benim insanım işsizken niye Suriyeliye iş vereyim diyorum.

Çulpan, Arapça bildiği için Çağlayan Karakolu’nda kimi hadiselerde tercüme için yardıma gidiyormuş. Suriyelilerin dertlerinin başında dil sorunuyla katmerlenen hak arayamama geliyor. Çulpan’ın kişisel şikâyetiyse, yaygın bir kanıyı temsil ediyor: “100’ü kayıtlıysa, 200’ü değil. Toplanıp makine yakmalar, bıçaklamalar, hırsızlık, maalesef Suriyelilerin bir de böyle yanı var. Adam savaştan gelmiş, kaybedecek bir şeyi yok, beyni donmuş, düşünmüyor. Ben artık uğraşmak istemiyorum. Devlet, sen de madem bunları aldın, bir çare bul.”

Krizdeki sektörün faturası en alttakilere, onların da dibindekilere kesilmiş. Kaldırımlarında kulağınıza Arapça cümleler çalınıyor, lokanta vitrinleri, loş hanların duvarlarındaki ilanlar onların anlayacağı dilde. Ama Suriyelileri kimse anlamıyor. Bu bir dil sorunu da değil.

 

‘Yaklaşınca kaçılacak insanlar değiliz'

Öğle yemeği molasında, çoğunlukla Suriyeli işçilerin gittiği bir pastanedeyiz. 24 yaşındaki Nizar üç yıl önce, Halep’ten Kilis’e askerlerin nöbet değişimi sırasında kaçak geçmiş. Orada zaten makineci olduğu için önce tekstilde çalışmış. Şu an alanında iş bulmak zor; haftalık 250 liraya bir mobilyacıda zımpara yapıyor. Evde birlikte kaldığı insan sayısını söylerken gülüyor: 11 kişi! Kendi atölyesini açmak gibi bir hayali var Nizar’ın. Umutları burada.

“19 yaşındayım, hayattan daha bir şey görmedim” diyor Eşref. Ailesiyle Halep’ten çıkıp Şam’la Tartus arasında rejimin kontrolü altında olan bir bölgeye taşınmışlar. Hâlâ orada olan ailesiyle iki yıl yaşadıktan sonra askerlik yaşı gelen Eşref, bir yıl iki ay önce Türkiye’ye kaçmış. “Buraya çok meraklı değilim, savaş durulsun hemen giderim” diyor. Eşref öfkeli çünkü genç yaşında çok yorulmuş. Cebinden çıkarıp gösterdiğine benzeyen Geçici Koruma Belgesi sahibi Suriyelilere resmi çalışma izni verilebileceği haberini ilk bizden duydu.

“Sigorta güzeldir ama ben önce insan gibi görülmek istiyorum. Gözümüzün önünde aynı iş için Türklere 500, bize 300 veriyorlar. Bir şey olursa ilk gönderilen yine biziz. 500 liralık ev bize 1000 lira. Devlet gerçekten Suriyeliler için bir şey yapmak istese önce okul açar, dil öğrenmemizi sağlar. Biz yaklaşınca kaçılacak insanlar değiliz.Çalışma izni değil ben insanlık istiyorum.”

Sultanahmet bombacısının önce Suriyeli olarak duyurulması anında hayatlarını etkilemiş; bakışların değiştiğini hissetmişler. “Savaştan kaçmışız. Buraya gelenlerin sadece yaşamak istediğini neden anlamıyorlar?” diye yakınıyor Eşref.

Neden anlamıyorlar?

 

Sendikalar nasıl bakıyor:‘Rekabet arttıkça işçiler arasında gerilim artacak

Suriyeli işçiler sendikaların ne kadar gündeminde? İrfan Kaygısız, DİSK’e bağlı Birleşik Metal- İş Sendikası’nda uzman. Bu sorunun muhatabı olmasının öncelikli nedeniyse kamu sektörü sendikalarının üye olduğu küresel federasyon PSI’nın talebiyle “Suriyeli Mültecilerin Kamu Hizmetlerine Erişimi” başlıklı bir rapor hazırlamış olması. İzmir ve Hatay’da yaptıkları araştırmanın sonuçları 6 Şubat’ta kamuoyuna duyurulacak

Geçen hafta DİSK Genel Başkanı Kani Beko Suriyelilere çalışma izniyle ilgili bir açıklama yapmıştı; eşitlik ilkesine aykırı düzenlemenin ciddi toplumsal sorunlar doğurabileceğine dikkat çekiyordu.

Somut adım sorarsanız, İrfan Kaygısız şimdiye dek Suriyelileri içeren tek sendikal faaliyetin Hatay’da bu süreçte mağdur olan sağlık personeli nedeniyle yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. “Sendikal harekete dair genel eleştirinin yansıması olan ‘Ben üyemin sorunlarıyla ilgilenirim’ anlayışı burada da geçerli. Suriyelilerin koşullarına toplumsal bir mesele ya da toplamda bir işçi sınıfı sorunu olarak çok bakılmıyor” diyor.

Çünkü ucuza rakip var

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilere verilen çalışma izni, Kaygısız’a göre zorlama bir ara statü. İşçi hakları perspektifinden ne gibi sonuçları olabilir peki?

“İşsizliği artıracaktır. Son dönemde ‘Para beğenmiyorsunuz, Suriyelileri mi çalıştıralım?’ gibi bir tehdit oluştu. Böyle kayıtlı hale gelmesiyle mevcut çalışanlara basınç olacak, çalışma koşulları ağırlaşacak. Çünkü daha ucuza rakip var. Üstelik işten atılma korkusuyla işverene daha bağımlı çalışmaya da hazırlar. Düzenleme, Suriyeli nitelikli elemanları da daha ucuza çalıştırmanın yolunu açacak. Mühendisi alıp yine mühendislik yaptıracaklar ama asgari ücret verecekler.”

Kaygısız, sendikaların Suriyeli işçiler için eşit haklar talep etmesi gerektiğini söylüyor. Sendikalaşma hakkı da dahil. “İnsani duyarlılığın, demokratik taleplerin ötesinde, üyelerinin hakları için bunu savunmaları, ucuz işgücü rekabetini ortadan kaldırması lazım sendikaların. Hayat, ‘Nereden geldi bunlar’ diyen ırkçı bir sendikacıya da Suriyelilere sahip çıkmayı dayatıyor aslında. Fakat şu anda çok da gündemlerinde değil.

Taşeronlaşmanın ilk yıllarında kadrolu işçilerle taşoron işçiler arasındaki gerilimi hatırlatıyor Kaygısız. Psikolojik üstünlükle Türkiyeli işçilerin fabrikalarda Suriyelileri ezmeye çalışacaklarını düşünüyor. “Bunu daha önce Kürtler ya da Almanya’daki Türk işçiler yaşıyordu. Çatışma ve rekabet arttıkça işçiler arasında gerilim artacak, ‘iş barışı’ bozulacak.”

 

Yazi dizisinin birinci bölümü: Suriyelilerin Kaybolan Emekleri... 7 Kişilik aile haftalık 250 TL ile geçiniyor