Cumhuriyet ve demokrasi

YAZAR:Av. Nazan Moroğlu İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı

29 Ekim 2019 Salı, 14:24
Abone Ol google-news

Mustafa Kemal’in önderliğinde emperyalist güçlere karşı verilen tam bağımsızlık mücadelesinin zaferle sonuçlanmasının ardından, 96 yıl önce 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyetimiz, ulusal egemenlik temeline dayandırılmıştır.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılan devrimlerle toplumun her alanda çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılması ve devletin laik hukuk temelinde yapılandırılması hedeflenmiştir. Günümüzde demokrasinin temel kriteri olan kadın erkek eşitliği, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olarak kabul edilmiştir.

Cumhuriyet bir kadın devrimidir.

Cumhuriyetle başlayan büyük toplumsal dönüşümün temel ekseni “kadın erkek eşitliği” olmuştur. Henüz “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”; “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi CEDAW” gibi uluslararası sözleşmelerin dünya gündeminde bile olmadığı bir dönemde, Türkiye’de kadınlara siyasi haklar tanınmıştır. Atatürk’ün önderliğinde doğrudan kadın haklarına yönelik yapılan devrimlerle demokratikleşme yolunda kararlı adımlar atılmaya başlanmıştır.

Eğitimde eşit haklar:

3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkede eğitim ve öğretimde birlik ilkesi esas alınmıştır. 20 Nisan 1924 tarihli (Teşkilatı Esasiye Kanunu) Anayasamızın 87. maddesinde “İptidai tahsil bütün Türkler için mecburi devlet mekteplerinde meccanidir” denilerek kadın ve erkek herkes için temel eğitimin zorunlu anayasal bir görev olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Yurttaş olarak eşit haklar:

1926’da Medeni Kanunun kabulüyle kadınlar, evlenme, boşanma, mal varlığı, miras gibi özel yaşamlarına ilişkin haklarda erkeklerle eşit konuma getirilmişlerdir. Örneğin, Medeni Kanun’la “erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi yerine” “tek eşlilik” ve “resmi nikâh”; erkeğin “boş ol” demesiyle boşanma yerine “hâkim kararıyla boşanma”, kız ve erkeklere “eşit miras payı” kabul edilmiştir.

Çalışma yaşamında eşit haklar:

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren kadınların meslek sahibi olması teşvik edilmiştir. 1930 yılında doğum izni düzenlenmiş, 8 Haziran 1936’da yürürlüğe giren İş Kanunu ile kadınların çalışma esasları benimsenmiştir. 1945 yılında 4772 sayılı yasa ile “analık sigortası ile doğum yardımı” hakları tanınmıştır.

Siyasette eşit haklar

Kadınlar, 3 Nisan 1930’da belediyelere; 1933’te muhtarlık ve ihtiyar heyetine seçilme ve seçme hakkına sahip olmuşlardır. Sadece erkeklere tanınan milletvekili seçme hakkı, 1924 Anayasası’nın 10. ve 11. maddesinde 5 Aralık 1934’te yapılan değişiklikle kadınlara da tanınmıştır. Anayasanın söz konusu 10. ve 11. maddeleri değişikliklerine uygun olarak İntihabı Mebusan Kanunu’nda (Milletvekili Seçimi Kanunu’nda) yine aynı tarihte değişiklik yapılmış ve anayasayla tanınan eşit haklara seçim kanununda da yer verilmiştir. Hem anayasa değişikliği hem seçim kanunundaki değişikliğin 11 Aralık 1934 tarihli Resmi Gazetede birlikte ilan edilmesi, kadın erkek eşitliğinin yaşama geçirilmesindeki kararlılığın çok değerli bir örneğidir.

Laiklik kadın haklarının güvencesi

1924 Anayasası 2. maddesinde “Türkiye devletinin dini İslamdır” hükmü 10 Nisan 1928’de anayasa değişiklikliğiyle çıkarılmış ve hukuk devrimine temel oluşturması hedeflenen laiklik ilkesine ilk adım atılmıştır. Bununla, anayasanın 88. maddesinde yer alan “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese ‘Türk’ denir” hükmüne de uyum sağlanmış ve yurttaşlara dine dayalı ayrımcılığı önlemek üzere anayasal temel oluşturulmuştur.

5 Şubat 1937’de, kadın haklarının da güvencesi olan “laiklik” ilkesine yer verilmiş, günümüzde ise, her ne kadar yasalarda eşit haklar tanınmış ve kadın erkek eşitliğine yönelik uluslararası sözleşmeler onaylanarak taahhüt altına girilmişse de, ülkemizde hukukun, laikliğin çok yönlü göz ardı edildiğine tanık oluyoruz. Özellikle kadını birey olarak görmeyen yönetimin uygulamaları karşısında Cumhuriyetimizin aydınlığını yeniden yaşatmak için mücadeleye devam diyoruz.