Arjantin’de sendikalar, Devlet Başkanı Javier Milei’nin işgücü düzenlemelerine karşı 24 saatlik genel greve gitti. Ülke genelinde mağaza ve süpermarketler kepenk indirirken, çok sayıda uçuş iptal edildi, tren istasyonları boş kaldı ve toplanmayan çöpler sokaklarda birikti. Başkent Buenos Aires’e giriş yollarının bir bölümü protestocular tarafından kapatılırken, yer yer polisle eylemciler arasında çatışmalar yaşandı.

Arjantin’de işçiler, hükümetin işgücü reformuna karşı başkentteki Ulusal Kongre önünde toplandı. Arjantin ekonomisindeki en sarsıcı gelişmelerden biri olarak gösterilen ve Şubat 2026 itibarıyla yasalaşma sürecinde olan kapsamlı işgücü reformu, Javier Milei tarafından "İşgücü Modernizasyonu Kanunu" olarak adlandırılıyor. Güvenlik güçleri yaşanan gelişmelerin ardından sendikaların başlattığı kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve plastik mermi kullandı, çok sayıda protestocu gözaltına alındı ve kent genelinde güvenlik önlemleri artırıldı.
İŞÇİ KONFEDERASYONUNDAN AÇIKLAMA
Genel İşçi Konfederasyonu (CGT), genel grevin önceki eylemlere kıyasla daha yüksek katılımla gerçekleştiğini açıkladı. Sendika lideri Jorge Sola, “Bu hükümet döneminde görülmemiş düzeyde katılım var” diyerek ekonomik faaliyetlerin büyük ölçüde durduğunu belirtti. İşten çıkarmaları kolaylaştıran, kıdem tazminatını azaltan ve çalışma koşullarını ağırlaştıran düzenlemelere yönelik tepkiler grevin temelini oluşturdu. Sola, ekonomik faaliyetlerin yüzde 90’ının durduğunu açıkladı.

MİLEİ'NİN 'REFORM PAKETİ' NELERİ İÇERİYOR?
Milei hükümetinin bütçe kesintilerine dayalı reform paketi Milei tarafından "İşgücü Modernizasyonu Kanunu" olarak adlandırılıyor. Paket işten çıkarmaları kolaylaştırmayı, kıdem tazminatını azaltmayı, grev hakkını sınırlamayı ve izin haklarını daraltmayı öngörüyor. Reformun en tartışmalı başlıklarından biri olan "saat bankası" uygulamasıyla, geleneksel 8 saatlik iş günü esnetilirken çalışanların günde 12 saate kadar çalışmayı "gönüllü" olarak kabul edebilmesinin önü açılıyor. Düzenleme, Arjantin Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nden geçti, yapılan değişikliklerin ardından yeniden Senato onayına sunularak yasalaşma sürecinin son aşamasına geldi.
EKONOMİDE DARALMA VE İŞ KAYIPLARI
Reformlar, üretim sektöründe daralma sinyallerinin arttığı bir dönemde gündeme geldi. Milei’nin Aralık 2023’te göreve başlamasından bu yana iki yıl içinde 21 binden fazla şirketin kapandığı belirtiliyor. Sendikalara göre kemer sıkma politikaları nedeniyle yaklaşık 300 bin kişi işini kaybetti.
Ülkenin en büyük lastik üreticilerinden Fate’in Buenos Aires’teki fabrikasını kapatma kararı alması ve yaklaşık 900 kişinin işsiz kalacak olması da tepkileri artırdı.
Arjantin’de çalışanların yaklaşık yüzde 40’ının kayıtdışı istihdam edildiği ifade ediliyor. Sendikalar yeni düzenlemelerin bu oranı artıracağını savunurken, hükümet vergi yükünü azaltarak kayıt dışılığı düşürmeyi ve istihdam yaratmayı hedeflediğini belirtiyor.
ENFLASYON DÜŞSE DE ALIM GÜCÜ GERİLEDİ
Milei, 2023 seçim kampanyasında kamu harcamalarında kesintileri sembolize etmek için mitinglerde motorlu testere kullandı. Görev sürecinin başında Arjantin Pesosu'ndaki devalüasyonla birlikte, görev sürecinde yıllık enflasyonu yüzde 150’den yüzde 32’ye düşürdü. Ancak bu düşüş, kamu sektöründe işten çıkarmalar ve hanehalkı gelirlerinde gerileme pahasına gerçekleşti.

Azalan alım gücü, tüketimi ve ekonomik aktiviteyi zayıflattı. Hükümet, protestolar öncesinde gazetecileri “riskler” konusunda uyardı ve medya için özel bir çalışma alanı oluşturulacağını açıkladı. İçişleri yetkilileri, “Şiddet eylemleri olması halinde güvenlik güçleri müdahale edecektir” dedi.
ARJANTİN EKONOMİSİ BU NOKTAYA NASIL GELDİ?
Ülkenin bugün karşı karşıya olduğu tablo, uzun yıllara yayılan ekonomi politikalarının, yapısal kırılganlıkların ve kronikleşen istikrarsızlığın bir sonucu olarak şekillendi. Bu sürecin kökeni ise siyasal tercihler ve ekonomik model tartışmalarının başladığı dönemlere kadar uzanıyor.
PERONİZM'DEN ANARKO-KAPİTALİZME
Arjantin’de modern siyasal ve ekonomik tartışmaların kökeni, Arjantinli asker ve siyasetçi Juan Domingo Peron dönemine uzanıyor. Peronist hareketin kurucusu ve önderi olan Peron, 1946-1955 ve 1973-1974 yılları arasında devlet başkanlığı yaptı. Bu dönemde uygulanan ithal ikameci sanayileşme modeli; güçlü sendikalar ve geniş sosyal harcamalarla şekillenen ekonomi politikasıyla kısa vadede gelir artışı sağladı. Bu yaklaşımın ardından 1980'lerde yaygınlaşan yolsuzluklar, uzun vadede kronik enflasyon, verimlilik düşüşü ve bütçe açıkları gibi yapısal sorunların temelini attı.

Peron sonrası iktidara gelen Peronist hükümetler, ekonomik istikrarı sağlamakta kalıcı çözümler üretemedi. Bu durumun başlıca nedenleri arasında; yüksek kamu harcamalarının sürdürülemez boyutlara ulaşması, para arzının siyasi müdahalelerle artırılması, kronik bütçe açıklarının merkez bankası kaynaklarıyla finanse edilmesi ve sık sık değişen ekonomi politikaları yer aldı. Ayrıca döviz kuru kontrolleri ve dış ticaret kısıtlamaları, Arjantin ekonomisinin rekabet gücünü zayıflatırken uluslararası piyasalara erişimini de sınırladı. Bu süreçte ülke defalarca borç krizleri ve temerrütlerle karşı karşıya kaldı.
EKONOMİK KRİZLERİN DERİNLEŞTİĞİ DÖNEM
2000’li yıllarda da Peronist çizgideki yönetimlerin devam etmesi, enflasyon ve gelir dağılımı sorunlarını daha da derinleştirdi. Özellikle 2010’lu yıllarda artan fiyat istikrarsızlığı, yerel para biriminin değer kaybı ve yoksulluk oranlarındaki yükseliş, ekonomik memnuniyetsizliği artırdı. Ekonomide güven kaybı ve siyasi kutuplaşma, seçmen davranışlarını belirleyen temel unsurlar haline geldi.
Bu tablo, 2023 seçimlerinde anarko-kapitalist ve Amerikancı görüşleriyle öne çıkan Javier Milei’nin iktidara gelmesinin önünü açtı. Milei; devlet müdahalesini azaltma, merkez bankasını kapatma ve Arjantin Pesosu yerine ABD Doları'na geçiş gibi radikal önerilerle geniş bir seçmen kitlesinin desteğini aldı. Uzun yıllar boyunca çözülemeyen yapısal ekonomik sorunlar ve Peronist politikaların yarattığı mali dengesizlikler, Arjantin’de seçmenin tarihte de olduğu gibi sistem karşıtı alternatiflere yönelmesinde belirleyici oldu.
Ancak Javier Milei’nin seçilmesiyle birlikte gündeme gelen, anarko-kapitalizme yakın 12 saatlik çalışma günü gibi “reformların” Arjantin halkı açısından nasıl sonuçlar doğuracağı tartışılmaya devam ediyor. Bu gelişmeler yaşanırken Arjantin ile Türkiye’nin dünyada “enflasyon sıcak noktaları” olarak birlikte anılması dikkat çekiyor. Bu durum, iki ülkenin ekonomik gidişatının karşılaştırıldığı yeni bir tartışma başlığını da beraberinde getiriyor.
Arjantin’de işçi emeğine dayalı sömürü düzeninin derinleştiği yönündeki tartışmalar sürerken Türkiye’de de benzer bir ekonomik gidişat ihtimali gündeme geliyor. Peki, Türkiye ile Arjantin’in ekonomik açıdan öne çıkan benzerlikleri neler? Türkiye'de benzer süreçlerin yaşanma ihtimali söz konusu mu?
ARJANTİN TÜRKİYE BENZERLİKLERİ
G20 ekonomileri içinde Türkiye ve Arjantin, yüksek yıllık enflasyon oranlarıyla küresel birer "negatif istisna" halinde. Her iki ülke de kronikleşmiş fiyat istikrarsızlığı ve para birimlerindeki değer kaybıyla mücadele ederken Türkiye’nin izlediği yolun Arjantin’in geçmişteki ve günümüzdeki kriz aşamalarıyla olan benzerliği, ekonomistlerin "Arjantinleşme" uyarılarını somutlaştırmaktadır.
İki ülkenin en dikkat çeken ortak özelliklerinden biri siyasi çalkantılar ortamında döviz kuru üzerinde kurulan baskı politikaları oldu. Javier Milei’nin seçim vaatleri arasında yer alan merkez bankasını kapatma ve Arjantin Pesosu yerine ABD Doları’na geçiş hedefi doğrultusunda, Arjantin’de kur dinamikleri sert dalgalanmalar gösterdi.
10 Aralık 2023 öncesinde dolar/peso kuru 363,700 seviyesindeyken, Milei’nin göreve gelmesinin hemen ardından 11 Aralık 2023’te 801,050 seviyesine yükselerek keskin bir sıçrama yaşadı. Bu artışın ardından kur, 7 Nisan 2025’e kadar baskılanarak 1074 seviyesine doğru daha kademeli bir yükseliş izledi. Ancak bu sürecin devamında oynaklık yeniden arttı; 15 Eylül 2025’te 1453 seviyesine çıkan parite, 22 Eylül’de 1329 seviyesine gerileyerek kısa sürede sert dalgalanmalar sergiledi.
Türkiye’de uzun süredir baskı altında tutulan dolar/TL kuru, son olarak geçen yıl sert bir sıçrama yaşadı. İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te tutuklanmasına kadar görece kademeli bir artış izleyen kur, bu gelişmenin ardından gün içinde 36 TL’den 42 TL seviyesine kadar yükseldi.

Söz konusu yükselişin ardından Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz satışı müdahalesiyle kur 38 TL seviyesine geriledi. Bu süreç sonrasında ise Arjantin’de görülen modele benzer şekilde kur yeniden baskılanarak daha kontrollü bir yükseliş eğilimine girdi.
TCMB’nin döviz baskısı politikası sürse de aradan geçen yaklaşık 10 ayın ardından dolar/TL kuru 20 Şubat 2026 itibarıyla 43,80 seviyesine ulaştı. Yaşanan bu gelişmelerin ortaya koyduğu benzerlik, Türkiye’de dolar/TL kurunun da Arjantin’de olduğu gibi yüksek volatiliteye açık bir yapıya evrilebileceği ihtimalini gündeme taşıdı.
POLİTİKA FAİZİ VE ENFLASYON KRİZİ
Arjantin ekonomisinde uzun yıllardır süregelen mali disiplinsizlik ve kontrolsüz bütçe harcamaları yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Kamu borcunun GSYİH'ye oranının yüzde 68,2 seviyesinde bulunduğu ülkede, bütçe açıklarının finansmanı için Merkez Bankası'nın para basma yetkisine başvurulması hiperenflasyon riskini sürekli gündemde tuttu.
Javier Milei'nin iktidara gelmesiyle birlikte kamu harcamalarında radikal kesintilere gidildi; bakanlık sayısı 18'den 9'a düşürüldü, kamu istihdamı donduruldu. Bu sert önlemler Arjantin'in uzun yıllar sonra yeniden bütçe fazlası vermesini sağlarken aylık enflasyon halkın haklarının elinden alınmasıyla yüzde 25 seviyelerinden yüzde 1,9'a kadar geriledi. Aralık 2023'te yüzde 126 olan gecelik repo faizi de 31 Ocak 2025 itibarıyla yüzde 29'a indirildi ve bu seviye korundu. Ancak bir yılı aşkın süredir yaşanan ekonomik sıkışma, politika faizinde yeni bir indirimin önünde engel oluşturuyor.
'BENİM ALANIM EKONOMİ'
Türkiye tarafında enflasyon krizi daha çok para politikası tercihleriyle ilişkilendiriliyor. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ben tıp mensubu değilim, benim alanım ekonomi. Ama ülkemin başkanıyım" ve "Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortadayken sana, bana ne oluyor?" sözleriyle somutlaşan düşük faiz politikası, Türk Lirası'na olan güveni zayıflatırken rezervler üzerinde de baskı yarattı.

2024 ve 2025 yıllarında politika değişikliğine gidilerek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizini yüzde 37-40 bandına çekti. Buna karşın gıda, enerji ve barınma maliyetlerindeki artış ile kur geçişkenliği enflasyon üzerindeki baskının sürmesine neden oldu.
Kur baskısı ve paralellik gösteren politika faizi kararlarına karşın Arjantin'in kamuda yapılan tasarruf ile Türkiye'den ayrıldığı görüldü.
'NEREDE TAKILACAĞINI BİLMİYORUZ'
TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay, enflasyondaki kırılma noktasına ilişkin belirsizliği "Nerede takılacağını bilmiyoruz, bilmemiz mümkün değil. Başkanın (TCMB Başkanı Fatih Karahan) bahsettiği gibi 27-28'lerde takılabiliriz. Takıldığımız yer 44'lerdi, şimdi o kırıldı; bunun nerede yerleşeceğini bilmiyoruz. Belki eskisi gibi 12'de yerleşecek, belki 18 belki 22. Ancak bilmiyoruz, sizin bilmeniz de mümkün değil. Çünkü verinin birikmesi ve bize o kırılma noktasını göstermesi lazım" sözleriyle dile getirmişti.

Bu değerlendirmeler, enflasyondaki düşüş sürecinin kalıcılığına ilişkin soru işaretlerini artırırken ekonomik sıkışmanın derinleşmesi halinde Türkiye'nin benzer kırılganlıklarla karşılaşabileceği tartışmalarını da güçlendirdi.
YATIRIM TEŞVİKLERİ, RİGİ MODELİ VE TARTIŞMALI GÜVENCELER
Arjantin, ekonomik krizden çıkış arayışında işgücü piyasasında işçi ve emekçi sınıfının hak kayıplarını da içeren sert adımlar atarken büyük ölçekli sermayeyi çekmek için kapsamlı yasal güvenceler sunan bir model de uygulamaya koydu. Ancak bu yaklaşım, yapısal sorunları çözmekten ziyade yeni riskler üretmesi nedeniyle tartışılmaya devam ediyor.
Bu çerçevede devreye alınan RIGI (Büyük Yatırımlar İçin Teşvik Rejimi), yüksek tutarlı yatırımlara uzun yıllar boyunca vergi ve kambiyo alanında sabit kurallar vadediyor. Sistem sermayeyi yeni düzenlemelerin getirebileceği mali yüklerden korumayı amaçlarken ülkenin kırılgan ekonomik yapısı ve sık değişen politika ortamı bu güvencelerin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Türkiye'de ise yatırım ortamı farklı bir sorun alanına işaret ediyor. Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmaların gölgesinde uzun vadeli doğrudan yatırımlar sınırlı kalırken kısa vadeli sermaye hareketleri öne çıkıyor. Bu yapı ekonomiyi dış şoklara ve ani dalgalanmalara daha açık hale getiriyor.
Kamu maliyesindeki artan baskı ise özelleştirme politikalarını yeniden gündeme taşıyor. 2026 yılı bütçesinde kamu varlıklarının işletme haklarının devri üzerinden gelir elde edilmesi hedeflenirken köprüler ve otoyollar gibi stratejik varlıkların uzun süreli devri planlanıyor. Elde edilecek gelirlerin bütçe açığı ve faiz ödemelerine yönlendirilmesi ise ekonomik çevrelerde "kısa vadeli çözüm, uzun vadeli risk" olarak değerlendiriliyor. Uzun süreli kârın çok daha azına kısa süreli gelir elde etme girişimleri ötelenen ekonomik krizin daha derin bir hal alması ihtimalini artırıyor.
Bu tablo, Arjantin'in krizle mücadelede attığı, işçi haklarını gözetmeyen adımlar ve tasarruf kararlarının kalıcı bir çıkış modeli sunamadığını ortaya koyarken Türkiye'de kırılganlıkların derinleşmesi halinde benzer ya da daha ağır kararların gündeme gelebileceğine işaret ediyor.
TÜRKİYE VE ARJANTİN'DE ALIM GÜCÜ
2026 yılı başında Türkiye'de net asgari ücret 28 bin 75 TL 50 kuruş yani yaklaşık 655 dolar olarak uygulamaya girdi. Arjantin'deki yaklaşık 224-340 dolar aralığının üzerinde kalan bu rakam tek başına alım gücünü ise göstermiyor. Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenmesi için gereken açlık sınırı Ocak 2026 itibarıyla 31 bin 224 TL'ye, yoksulluk sınırı ise 101 bin 706 TL'ye ulaştı. Asgari ücretin yoksulluk sınırının çok altında kalması, çalışan yoksulluğu riskinin derinleştiğini gösteriyor.
ÜCRET VE YAŞAM GÖSTERGELERİ (2026)
| GÖSTERGE/ÜLKE | TÜRKİYE | ARJANTİN |
| NET ASGARİ ÜCRET (USD) | ~655 dolar | ~224–340 dolar |
| ASGARİ ÜCRET ARTIŞ ORANI (YILLIK) | Yüzde 28 | Yüzde 15 |
| GİNİ KATSAYISI (GELİR EŞİTSİZLİĞİ) | 41,0 | 42,4 |
Türkiye'de geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29,6 düzeyinde seyrederken Arjantin'de kentsel yoksulluk oranı yüzde 31,6 seviyesinde bulunuyor. Farklı dinamiklerle şekillense de her iki gösterge, gelir dağılımı ve sosyal refah üzerindeki baskının iki ülkede de sürdüğünü ortaya koyuyor.
İSTANBUL VE BUENOS AIRES YAŞAM MALİYETİ KARŞILAŞTIRMASI
Ekonomik krizlerin hanehalkına yansıması, Buenos Aires ile İstanbul özelinde temel harcama kalemlerinde somutlaşıyor. 2026 yılına ilişkin karşılaştırmalı veriler, yüksek enflasyonun her iki kentte de sürdüğünü ancak yaşam maliyeti bileşenlerinin farklılaştığını gösteriyor.
KİRA VE KONUT MALİYETLERİ
İstanbul'da kira fiyatları Buenos Aires'e göre yüzde 25 ile yüzde 40 daha yüksek seyrediyor. Lüks bölgelerde 85 metrekare eşyalı bir dairenin kirası ise Buenos Aires'teki benzerlerine kıyasla yüzde 61 daha pahalı.
Gıda fiyatlarında Arjantin'in güçlü tarımsal üretimine karşın Türkiye'de genel gıda fiyatları yüzde 10 ile yüzde 27 daha düşük seyrederken ekmek fiyatlarındaki fark yüzde 59 ile yüzde 192 arasında değişiyor. Ulaşımda ise İstanbul daha pahalı; toplu taşıma ve taksi ücretleri Buenos Aires'e göre yüzde 48 ile yüzde 80 daha yüksek. Restoran harcamalarında ise tablo tersine dönüyor; Arjantin'de dışarıda yemek yemek Türkiye'ye kıyasla yaklaşık yüzde 85 daha maliyetli.
TEMEL GİDERLER (ŞUBAT 2026)
| TEMEL GİDERLER/ŞEHİR | BUENOS AIRES | İSTANBUL |
| ÖĞLE YEMEĞİ (ORTALAMA) | 11,5 dolar | 7,7 dolar |
| 1 LİTRE SÜT | 1,5 dolar | 1,1 dolar |
| 1 KG KIRMIZI ET | 4,7 dolar | 9,5 dolar |
| AYLIK İNTERNET | 31,6 dolar | 14,6 dolar |
Aynı zamanda yerel satın alma gücü karşılaştırmasına göre, İstanbul, Buenos Aires’e kıyasla yüzde 54,6 daha pahalı bir şehir konumunda bulunuyor.
Veriler, yaşam maliyetinin iki kentte farklı kalemlerde yoğunlaştığını gösterirken yüksek enflasyonun hanehalkı üzerindeki baskısının her iki ekonomide de sürdüğüne işaret ediyor. Bu tablonun bütünü değerlendirildiğinde, Türkiye'deki yapısal kırılganlıkların derinleşmesi halinde Arjantin'de yaşanan sürece benzer, hatta bazı alanlarda daha ağır sonuçların gündeme gelebileceği görülüyor. Yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, kur baskısı ve yapısal sorunların kalıcılığı; ekonomik dengelerin daha sert kırılmalarla sınanabileceğine işaret ediyor.