Daha iyi yaşamak mümkün!

Yaşamak İçin Sosyalizm (İleri Kitaplığı) kitabının yazarı İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, yoksullukta değil, refahta eşitlenmenin yolunu anlatıyor. Baş, bugün yaşanan tüm sorunları bir bir anlatırken içimizi karartmıyor tam tersine umutvar konuşuyor.

09 Nisan 2021 Cuma, 00:03
Abone Ol google-news

“İnsanı özgürleştirmek, toplumsal ilişkileri insanı özgürleştirecek şekilde düzenlemek istiyoruz.”

İktidar kongresinin lider konuşmasında sadece bir kez adı geçen ‘özgürlük’, bir cümlede iki kez geçince bile insana umut oluyor.

Türkiye önemli bir eşikte. Erken seçim kararı alınmazsa 2 yıl sonra sandık başına gideceğiz... Uzmanlara göre, iktidar kaybediyor, kaybettikçe daha da otoriterleşmesi bekleniyor. Üstelik geçmişe öykünüyor, bu da hayal ettiğimiz hayatlar adına bizi umutsuzluğa sürüklüyor.

Salgın tüm hayatı alt üst etti. Mağduriyetin adresi değişmiyor, yine işçi, yine emekçi...

Peki gelecek bize ne söylüyor?

Azgın kapitalizmin çukurunda debelenmeye devam edip, el birliğiyle dünyanın ve tabii kendi sonumuzu mu getireceğiz, yoksa eşitlik, adalete mi sarılacağız? Kimilerinin dediği gibi ‘sosyalizm devri mi başlıyor?’

Tam da bu konuda okuma yaparken, elime Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş’ın kaleme aldığı Yaşamak İçin Sosyalizm kitabı geçti...

Baş’ın kitabı dört bölümden oluşuyor: “Yaşadığımız Çağ”, “Gereksinim Olarak Sosyalizm”, “Bugünü Kazanmak” ve “Hep Birlikte”... Kitabın sonunda ise “Kişisel Öyküm” başlığıyla, Erkan Baş'ın özellikle siyaset, kültür ve bilimle tanışma sürecini anlattığı bir söyleşi yer alıyor.

AYIP SAYILIRDI!

Erkan Baş, kapitalizmle sıkı bir hesaplaşmaya girdiği eserde, iddiasını basitçe ortaya koyuyor:

“Emperyalist-kapitalist sistemin özü, temeli, varlık sebebi değişmemiş, aynı şekilde devam etmektedir. Hatta yaşadığımız yenilikleri, ilerlemeleri, Marksizmin bir kez daha haklı çıkmasının kanıtı olarak görüyorum. Tarih ve insanlık ilerliyor. Bu ilerleme durdurulamıyor. Fakat kapitalizm ne yapıyor? Bu ilerlemeyi kontrol altına alabilmeye, maddi kazanca dönüştürebilmeye odaklanıyor. (...) İnsanlığın ortak bilgi birikiminin ürünü olan ve emekçiler tarafından yaratılan bu yeniliklerden, onları üretenler, yani gerçek sahipleri yararlanamıyor...”

Nasıl itiraz edilebilir ki bu sözlere?

Bundan 50-60 yıl öncesini hatırlatıyor Erkan Baş. Sağlık hizmetinin alınıp, satılır bir meta olarak görülmesi konuşulacak, akla gelecek bir şey değildi notunu düşüyor. Paralı eğitim, paralı sağlığın nasıl da ayıplandığını söylüyor.

TİP Başkanı, bugün yaşanan tüm sorunları bir bir anlatırken içimizi karartmıyor, tam tersine umutvar konuşuyor. Ütopyanın, hayallerin hâlâ uğruna mücadele edecek kadar yakında durduğunun altını çiziyor.

Okumuyorlar mı sahiden? Dikkat çeken bölümlerden birindeyse Baş, bugün işçilerin ve gençlerin okumadığına yönelik yaygın eleştiriye üzerinde düşünülmesi gereken bir soruyla cevap veriyor: “Ya biz onların okuyabileceği bir şey yazamıyorsak”...

Açıkçası kendi adıma gençlerin okumadığını düşünenlerden değilim. İlgi alanları değişik olabilir ama en azından yayınevleri üst üste bu kadar klasiği basıyorsa yeni birileri de bu kitapları okuyordur diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.

Baş’ın Almanya’da başlayan ve kendisini Meclis’e taşıyan kişisel devrimci hikayesinin de yer aldığı kitabı okurken, süslü kelimelerde boğulmuyorsunuz. Siz Gezi Parkı’nda bir bankta, Boğaziçi Üniversitesi’nin bahçesinde, evinizin balkonunda, kot taşladığınız tezgahın arkasında otururken, komşunuzla hayat pahalılığından konuşurken biri gelmiş de size daha iyi yaşamanın şifrelerini veriyor gibi hissediyorsunuz.

“Tarihte olmuştu, yine olabilir” dedirten, sadece bir kesime değil her kesime sözü, eleştirisi, tavsiyesi olan bir kitap.

REFAHTA EŞİTLENMEK

Baş, 1960’lı yıllardaki muazzam işçi partisi günlerine nostaljik bir yaklaşımdan çok, bugün ve yarını konuşmayı tercih ediyor.

Salgının ilk günlerinde TBMM toplantısında patronları kurtarma çabasını görünce, herkese ‘evde kalın’, işçilere ‘işe gelin’ çağrısı yapılınca Erkan Baş, “virüs zengin fakir ayırmıyor ama siz ayırıyorsunuz. Sınıf bağışıklığı yaratmaya çalışıyorsunuz” demişti. “Yaşamak için sosyalizm” sözünün buradan çıktığını biliyorum.

Yıllardır Türkiye’de konuştuğumuz ekolojik tehlike, sömürü, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konularda çıkış yollarını tartışan kitap, yoksullukta eşitlenmeyi değil, refahta eşitlenmeyi de anlatıyor.

Kapitalizmin ‘sosyal devlet’ söylemlerini hatırlatıyor. Sadece 50-60 yıllık bir sosyalizm deneyimi bile eksiklerine rağmen dünyaya bir şey öğrettiyse yeni ve yeniden sosyalizm fikrinin dünyayı nasıl değiştirebileceğinin ayrıntılarını veriyor.

Kitapta altı çizilerek okunması gereken bölümlerden birinde şöyle diyor Baş: “Bugüne kadar siyasi tarih defterine yazılanlar ve oradaki sosyalizm sayfaları insanlığın ortak hafızasında bir yer edinmiş durumda. Bununla barışık mı olacağımız yoksa hep yeni sayfalar mı arayacağımız sorusu sosyalistler arasında yıllar boyu tartışıldı. Aynı şekilde sürekli tüketmeyi pompalayan kapitalizm koşullarında sosyalizm de eskiyenler, atılacaklar sepetine atılmak isteniyor...”

Hayal satan kapitalizmin yenildiğini, son 20 yılda çöktüğünü düşünüyor, o yenilen kapitalizmin sosyalizmi de tarihin çöplüğüne atmaya çalıştığını ama zamanın ruhunun buna uygun olmadığını iddia ediyor.

Yaşamak İçin Sosyalizm, Meclis’te grubu olmadığı için söyleyecekleri 2-3 dakikayla sınırlı olan Erkan Baş’ın uzun uzun derdini anlatması olarak da okunabilir.