'Demokrasi kavga dövüş gelir'

Şener Şen, artık kimsenin başkasının düşüncesine saygı göstermediğini vurgulayarak "Herkes kendi düşüncesine uygun laf bekliyor. İnsanlık geriye gitmez, ileriye gider. Kavga-dövüş edilerek demokrasi gelir" dedi. Şen, "Gezici çocuklar ilk günler çok saftı, güzeldi. Çocuklar bize çok ayrı mesaj verdiler. Bilmediğimiz bir çağın habercileri onlar" diye konuştu.

29 Kasım 2014 Cumartesi, 21:14
Abone Ol google-news

Oyunculuğa tiyatroyla başlayan Şener Şen her kadar ilk zamanlar sinemayı ciddiye almasa da sinema onu hep ciddiye aldı...

Şener Şen deyince uyanık, kurnaz, üçkâğıtçı, sahtekâr, dolandırıcı, hinoğluhin rolleri geliyor ilk olarak akla. Çünkü o rollerle fark edildi, akla kazındı. Babası Ali Şen de sinemada kurnaz, ikiyüzlü taşra ağasını oynardı sıklıkla, “Babasını da sevmezdik zaten!”...

Şener Şen, “Tosun Paşa”, “Banker Bilo”, “Süt Kardeşler”, “Davaro” filmlerinde Kemal Sunal ile İlyas Salman’ın karşısındaki adam oldu ve zıddı oynayarak sinema yolculuğunda zirveye çıkmaya başladı. Sunal ile Salman saf, iyi; o ise hep aldatan, arkadan vuran adam oldu. Buna karşın karakterleri beyazperdede hep sevildi.

Olgunluk döneminde ise “İkinci Bahar” televizyon dizisi ve “Eşkıya”, “Gönül Yarası”, “Av Mevsimi” filmlerinde çok yönlü ustalığını ortaya koydu.

Yıllardır basına konuşmayan Şener Şen’le sinemamızın 100. yılını bahane edip buluştuk. Onun çok “cool” bir neşesi, keyfi var. Aslında, “Benim söyleyeceklerim çok değerlidir, kıymetini bilin” derdinde değil. Cümle cümle anlatmak ve anlaşılmak yerine onu beyazperdeye bakarak görmemizi istiyor.

Sohbet boyunca bir yandan sakin sakin espriler yaptı bir yandan da kendi sorularını araya sıkıştırarak o bizimle söyleşi yaptı. Tabii ki size bizim söyleşiyi sunuyoruz!

 

‘Diziye hayır’

- Sinemaya küçük rollerle “sallana sallana!” başladınız, sonra da oyunculuk anlamında doruğa ulaştınız. Bundan sonra ne bekliyorsunuz sinemadan ve hayattan?

Bundan sonra yaşlanınca herkesin başına gelenler benim de başıma gelecek. Seni görünce “Aa! Abdullah merhaba” diyeceğim, karıştıracağım mesela. Sinemaya doymadım. Gücümün yettiği kadar sinema yapacağım. Her zaman bu enerji olmayacak elbette. Hedefim halen güzel filmlerde oynamak, derdim iyi film iyi rol ve iyi oyunculuk. Dizi sektöründe iyi proje olsa bile “Hayır” diyorum, çünkü 120 dakikalık o acayip kaosun içine girmek istemem.

- Hababam Sınıfı’ndaki “Badi Ekrem” rolü parlattı sizi diyebilir miyiz?

Evet. Hepimiz hayatımızda öyle kişilere rastlamışızdır. Palavra atan, gösterişli ama içi boş, aslında hiçbir şey yok. Tribünlere oynayan ama gerçekte bir şey olmayan... Bugün de öyle kişiler çok.

- Daha çok uyanık ve kurnaz rollerde izledik sizi. Gerçek hayatınızda ne kadar uyanıksınız?

Kendi malzememde kullanabileceğim, becerebileceğim rolleri oynuyorum. Kendi hayatımda keşke o karakterler gibi yırtık olsam. O kadar değilim, kapalı ve daha içe dönüğüm. Çok ortalarda gözükmem... O rollerdeki gibi fırıldak adam olsaydım bugün çok daha rahat olurdum. Tam sistemin adamı olup her gün kanaldan kanala koşardım. Bulunduğum durumun yüz katı daha rahat olurdum. Benim yapım farklı, öyle değilim ama o rolleri oynamayı seviyorum. O karakterler hiçbir fırsatı kaçırmazlar, çeşme akarken küp dolar. Benim gibi 5 yıl proje yapmadan oturmazlar. Ben iyi senaryo uğruna bekliyorum.

- İyi senaryo kriteriniz nedir?

Bunun formülü yok. Hissediyorum ve filmin bitmiş halini görebiliyorum. Seyirciyle empati kurabiliyorum, seyirci bunu sever mi sevmez mi diye.

- “Muhsin Bey” filmi gösterime girdiğinde salonda sadece 5 kişi izlemiş. Seyirci anlamında hayal kırıklığına uğrayan filmlerden oyunculuğunuz nasıl etkileniyor?

Film sonra çok patladı. O dönem video kasetler vardı. Videoda o kadar ünlü oldu ki o videocular kaset kiralamayı yetiştiremiyorlardı. İyi bir şey yaptığımıza inanıyoruz. Mesela “Züğürt Ağa” o sene Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk üç film arasına bile giremedi, ama “Züğürt Ağa” önemli bir film. Yıllar geçti. O dönemden kalan nadir filmlerden şimdi. Önemli olan zamanın süzgecinden geçmek, kim kalıyor kim gidiyor o zaman belli oluyor. Sinema çok farklı düşünür, çok katmanlı bir şey. Bir kişinin gayretiyle olacak şey değil, pek çok şeyin bir araya gelmesiyle oluyor. Bunun matematik formülü yok. Hollywood bile çuvallıyor bazen.

- Fabrika işçiliğinden pazarcılığa, işportacılıktan öğretmenliğe sonra da oyunculuk...

Programsız yaşamanın sorunları. Üst tabaka, çocuğunun kariyerini yapıyor, koleje gönderiyor. Biz mahalledeki en yakın okula gittik. Geçim derdi her zaman vardı. Bu şartlarda olunca her işe atlıyorsun. Şimdiki gençler iş bulamıyor. Ee orada yazıyor “Bulaşıkçı aranıyor” diye, “Ne, bulaşıkçı mı” diyor. Başla belki oranın sahibi olursun. Para her türlü değerin önüne geçti. Herkes maşa başı, çok maaş, az emek istiyor. Çünkü herkes kendini çok değerli zannediyor.

 

‘Serinkanlı düşünüyorum’

- Bizi sürekli olarak değersiz kılmaya çalışan yaşam koşulları içinde değil miyiz zaten? Buna rağmen değerli hissetmeye çalışmak çok kıymetli bence...

Değerli hissedin de, ölçü diye bir şey var. Enerjinizi işe harcayın. Fark edilin. İşini iyi yapan bir gün mutlaka karşılığını alır. Garsonluk mesela, bir garson için mekâna bile gidilir çünkü o garson oldu diye üzülmüyordur ve işini seviyordur. Transfer olan garsonlar biliyorum. Artık kolaycılık öğretiliyor. Kolay yoldan para kazanayım. Bütün sır bu.

- Sanat ve sanatçılar ciddi bir iktidar baskısı altında. Bu ülke gündeminde siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Sanattan başladık şimdi parti kurmaya kadar gideceğiz sanırım! Artık kimse başkasının düşüncesine saygı göstermiyor. Herkes kendi düşüncesine uygun laf bekliyor. Bu çalkantıları doğal görüyorum ve bu bizi iyiye götürecek. İnsanlık geriye gitmez, ileriye gider. Kavga-dövüş edilerek demokrasi gelir. Artık gündeme daha serinkanlı bakıyorum. Güzel bir gelecek olacağına inanıyorum.

- Peki sizin zaman zaman “tükenmişlik sendromu” yaşadığınız oluyor mu?

Tükenmişlik, zamanı iyi kullanamamaktan kaynaklanıyordur. Bana uymayan yapımcılarla, anlaşamadığım kişilerle aynı ortamda bulunmadım o yüzden sinema yolculuğum hep iyi geçti.

 

'Bilmediğimiz çağın habercileri'

Türkiye’de kendim yürütmediğim hiçbir hareketin içinde olmam, ben organize edersem, başını ben çekersem olur! Gezici çocuklar ilk günler çok saftı, güzeldi. Sonra ajanlar, provokatörler cirit attı. Oradaki enerjiyi kullanmak istediler. Gezi’deki çocuklar bize çok ayrı mesaj verdiler. Çocuklarda “Bu taraftan mısın, yoksa o taraftan mısın” diye bir ayrım yok. Hümanistler. Bilmediğimiz bir çağın habercileri onlar. Bana karışma, beni dizayn etme, benim ne yapacağıma sen karar verme, dediler. Benim de keskin çizgilerim yok çünkü sanatçıyım, insanlığın ilerlemesi yararına her şeye açığım. Antenlerim, duyargalarım açık.

 

'Sevgimiz de yok edici'

Nefretimiz de sevgimiz de yok edici. Nefret edince yok olsun istiyoruz, sevince de ne yapsa hoşgörüyoruz. Denge önemli. İlişkilerde bir tarafın şuursuzca kendini kurban etmesini kabul edemiyorum. Bu hastalıklı bir durum. Çatışma hayatın içinde, ikili ilişkilerde de çatışma olur. Bu durum bir tarafın var olması diğer tarafın yok olması anlamına gelmez. Böyle beraberlik olmaz. Kendimi çok kaybettiğim aşklarım oldu. Hayat zamanla, yaşanılarak öğreniliyor. Objektif düşünebilmek çok önemli. Bir olaya dışardan bakabilmeye başlıyorsan yavaş yavaş bir şeyleri çözmeye başlıyorsun demektir.

 

Yavuz Turgul'la devam

Yavuz Turgul’la ikililiğimi bazen kırmaya çalışıyorum ama yine Turgul çok iyi senaryolar, projeler getiriyor önüme. Onun alternatifi çıkmıyor, çıksa kabul ederim. Beş senedir film yapmıyorum. Turgul yeni senaryolar üzerine çalışıyor, bakalım yeni projeler olabilir.

(Fotoğraf: VEDAT ARIK)