Lozan Konferansı 1. dönem çalışmalarına katılan TBMM temsilcileri:
Oturanlar (soldan sağa): Reşit Saffet Atabinen, Zülfü Tigrel, Dr. Rıza Nur, İsmet İnönü, Zekai Apaydın, Veli Saltık, Muhtar Çilli, Münir Ertegün.
Ayaktakiler 1. sıra (soldan sağa): Atıf Esenbel, Yahya Kemal Beyatlı, Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Şeref Özkan, Tahir Taner, Tevfik Bıyıklıoğlu, Seniyettin Başak, Zühtü İnhan, Hikmet Bayur, Fuat Ağralı, Hüseyin Pektaş.
Ayaktakiler 2. sıra (soldan sağa): Cevat Açıkalın, Sabri Artuç, Mehmet Ali Balin, Şevket Doğruker, Süleyman Saip Kıran, Celal Hazım Arar.
- Ege’deki “şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da” mı verdik? (İddia sahibi: Recep Tayyip Erdoğan, 29 Eylül 2016)
Ege’de, Batı Ege adaları adıyla anılan Yunanistan kıta ülkesine yakın Eğriboz, Kuzey Sporatlar ve Kiköad takımadaları Yunanistan’ın 1830’da bağımsızlığını kazanması sırasında Yunanistan’a bırakılmıştır.
Girit Adası’nın 1898’de Osmanlı İmparatorluğu’ndan fiilen ayrılmasından sonra Girit halkı adanın Yunanistan’a bağlandığını bildirmiştir.
1911-1912 yıllarında Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya, Oniki Adalar denilen güney-doğu Ege adalarını işgal etmiştir. İtalya, 18 Ekim 1912 Uşi Barış Antlaşması (madde 2) Trablusgarp ve Bingazi’nin kendisine bırakılması karşılığı bu adaları terk etmeyi kabul etmiş olmasına rağmen, bu adaları elinde tutmayı Lozan Konferansı’na kadar sürdürmüştür.
Bu arada, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında Yunanistan da, Taşoz, Midilli, Sakız, Psara, Nikarya, Limni, Semadirek, Gökçeada ve öteki doğu Ege adalarını işgal etmiştir. Londra’da 16 Aralık 1912’de toplanan ve Osmanlı İmparatorluğu ile Balkan devletlerinin de katıldığı bir konferans sonunda 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu Girit’in geleceğini Balkan devletlerinin kararına ve öteki Ege adalarının geleceğini de Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’dan oluşan altı büyük devlete bırakmayı kabul etmiştir. (mad.4-5)
Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te imzalanan Atina Antlaşması, tarafların, Ege adalarına ilişkin hükümler dahil, Londra Antlaşması hükümlerini kabul ettiğini bildirmektedir. (mad.15)
Kendilerine bu yetki tanınan altı büyük devlet; Gökçeada ve Bozcaada dışındaki doğu Ege adalarını Yunanistan’ın “kesin zilyetliğine” (possession definitive) bırakma kararı almıştır. Altı büyük devlet, 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914’te Osmanlı İmparatorluğu’na gönderdiği kararında, bu adaların bahri ve askeri amaçla kullanılamayacağını bildirmiştir. Asıl metinde kullanılan Fransızca “possession”un Türkçe karşılığı “zilyetlik”tir.
Anılan adalar böylece 1912 ve 1914 yıllarında zaten kaybedilmişti.
TOPRAK KAYBININ SORUMLUSU
- “Biz daha Cumhuriyetin kuruluşunun biraz öncesinde yaklaşık 3 milyon kilometrekarelik topraklara sahiptik. Lozan’da işte o 3 milyon kilometrekareden bir yerler yine tırtıklandı, maalesef 780 bin kilometrekareye” mi kaldık? (İddia sahibi: Recep Tayyip Erdoğan, 22 Kasım 2016)
Böyle bir açıklama, haklı ve insaflı bir açıklama olmaz. Lozan Antlaşması’na götüren yolda en son gelinen nokta Osmanlı İmparatorluğu’nun imzaladığı Sevr Antlaşması’dır ve Türkiye’nin sahip olması öngörülen ülkenin yüzölçümü de 780 bin kilometrekarenin de çok altındadır. Dolayısıyla, Cumhuriyetin kuruluşundan önce 3 milyon kilometrekareye varan ülke genişliği Lozan ile kaybedilmemiştir. Osmanlı Devleti bunu zaten kaybetmişti.
Lozan Konferansı’nda Büyük Millet Meclisi hükümetinin Baş Temsilcisi İsmet İnönü’nün de belirttiği gibi, “Lozan Muahedesi, imparatorluğun tasfiye edildiği muahededir. Birinci Cihan Harbi’ni, beraber muharebe ettiğimiz müttefiklerle, kaybettik. Yenilgi kesin idi ve galipler sulh masalarına tam hâkimiyetle oturdular.”
- “Lozan’daki konferans Osmanlı topraklarının bölüşülmesi için toplandı ve Osmanlı topraklarının beşte dördünün tapusu orada el değiştirdi. Mesela, madde 17 Mısır ve Sudan’ı verir İngilizlere, madde 20 Kıbrıs’ı” diyene yanıtınız ne olur? (İddia sahibi: Yeni Şafak gazetesi yazarı Mustafa Armağan, 2 Ekim 2016)
Lozan Konferansı’nın amacının, Osmanlı İmparatorluğu’nu bölmek olduğu zaten yukarıda bildirdiğimiz gibi bütün dünyanın ve İsmet İnönü’nün de paylaştığı bir görüştür. Bu çerçevede Mısır, Sudan ve Kıbrıs Osmanlı’dan İngilizlere gitmiştir. Ancak, bu ülkeler Lozan’dan önce fiilen elden çıkmıştı. Osmanlı’nın Ağustos 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na girmesi ile ve hatta 1914 tarihinden daha önce anılan ülkelere İngiliz yönetimi fiilen yerleşmiştir. Nitekim, Türkiye’nin Lozan Barış Antlaşması’nın 17. maddesi uyarınca Mısır ve Sudan’dan vazgeçmesi hükmü anılan vazgeçme eyleminin “5 Kasım 1914 tarihinden başlayarak yürürlüğe” gireceğini bildirmek suretiyle anılan ülkeler Osmanlı zamanında fiilen İngilizlere terk edilmiştir.
Kıbrıs’a gelince, daha 1878’de Kıbrıs’ın yönetimi Osmanlı İmparatorluğu’nca İngiltere’ye devredilmiş olup Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesi ile İngiltere 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı İngiltere’ye katmıştır. Dolayısıyla, Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ın elden çıkışı fiilen Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşmiştir.
GİZLİSİ, SAKLISI OLMAYAN ANTLAŞMA
- Lozan Anlaşması ile “Türk milletine 100 yıllık bir müddet” mi verilmiştir? (İddia sahibi: AKP’li eski Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, 6 Mart 2019)
Lozan Antlaşması’nın barış antlaşması gibi ana metinlerinde süreyle ilgili hiçbir hüküm yer almamaktadır. Konferans tutanaklarında da, Lozan Antlaşması’nın geneli için bu yönde hiçbir bilgi yoktur.
Lozan Antlaşması’nın tek nüsha aslı Fransızca olarak Fransa Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde saklanmakta ve taraf devletlere depoziter Fransa tarafından bir resmi örneği verilmektedir. Bu çerçevede yüz yıllık bir süre öngören herhangi bir hüküm yoktur. Zaten, Lozan Antlaşması’nın yapıldığı dönemde Wilson İlkeleri ile “gizli diplomasinin” terk edilmesi ilkesi kabul edilerek (madde 1) Batılı devletlerin gizli antlaşma yapmasına dönemin anlayışı uygun düşmemektedir.
Bununla birlikte, Lozan Antlaşması’nın parçalarını oluşturan bazı antlaşma ve belgeler için belirli süreler öngörülmüştür. İsmet İnönü, Seha L Meray’ın Lozan Barış Konferansı çevirisine verdiği Önsöz’de “İlk ticaret muahedesi, beş sene için Lozan’da kararlaştırıldı. Adli idare beyannamesi, ... beş seneye bağlandı. Sağlık işleri beyannamesi için de böyle yapıldı” diye yazmaktadır.
İnönü, bu yaklaşımın gerekçesi olarak, Türkiye’nin gerçekleştirme niyetinde olduğu reformları gerçekleştiremeyeceği ve Batılı devletlerin “Konferansta kaybettiklerini yeniden elde etme fırsatını” kazanacakları düşüncesi olduğunu bildirmektedir.
Sonunda, Batılı devletlerin bu beklentisi boşa çıkmış ve İnönü’nün belirttiği antlaşma ve belgelerle ilgili hiçbir sorun yaşanmadığı gibi, Türkiye süresiz yapılan Lozan Antlaşması’nın bazı hükümlerini değiştirme başarısını da göstermiştir. Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin 1936 Monreux Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmesi ve Lozan Barış Antlaşması’nda belirlenen Suriye sınırında Hatay’ın 1939’da Türkiye’ye bağlanması bu başarılardan iki tanesidir. Lozan gerçekten büyük bir başarıdır.
Kelen ve Derso’nun çizgileriyle Lozan Konferansı’na katılan delegelerin sınırlarla ilgili tartışmaları.