Ekonominin kaderi Fed'e teslim edildi

Aylardır piyasaların gündemini meşgul eden ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımı gerçekleşti. Türkiye, 10 yıllık “faizsiz” sürecin avantajlarını kullanamadı. Hükümetin baskısı altındaki Merkez Bankası faizi artırmamakta ısrar ederse ekonomi zora girecek. Uzmanlara göre kur artışı iflasları getirebilir.

16 Aralık 2015 Çarşamba, 23:56
Abone Ol google-news



Aylardır piyasaların gündemini meşgul eden ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımı sonunda gerçekleşti. Fed Açık Piyasa Komitesi (FOMC) oybirliği ile faizi 25 baz puan artırma kararı aldı.

Fed, 10 yıl sonra faizi artırdı

30 Haziran 2006’dan bu yana faizleri artırmayan Fed, yedi yıldır gösterge faizi olan federal fonlama faizini yüzde 0-0.25 aralığında tutuyordu. Böylece faiz 0.50’ye çıkmış oldu. Fed kararları piyasalarda geçici bahar yarattı. ABD borsaları yükselirken, dolar endeksi ilk tepki olarak 97.7’ye inse de kısa süre sonra tekrar 98.4 seviyelerine çıktı. Dolar/TL de 2.92’lere indikten sonra 2.94 seviyelerine geri döndü. Piyasa analistlerine göre dolardaki güçlenme devam edecek.

 

Altı kez güvercin

Doların ilk etapta düşüşünde Fed Başkanı Janet Yellen’in açıklamaları etkili oldu. FOMC şartların ‘sadece kademeli’ faiz artışına uygun olduğunu belirtti. Yellen de toplantı sonrası düzenlediği basın toplantısında 6 kez “Faizler kademeli artacak” ifadesini kullandı.

İlk faiz artırımının abartılmaması gerektiğine dikkat çeken Yellen “Bu faiz artışından sonra da para politikası genişleyici tutumunu sürdürecek. Yalnızca kademeli bir biçimde zaman içinde artış gösterecektir. FOMC de eşit aralıklı artırımlar yapmayabilir. Faizler 2016 için 1.5 ve 2017 için 2.5 olarak belirtilmekte. 2018 sonunda 3.25 olabilir ve normal seviyelere yaklaşabilir” dedi. Yellen’in konuşmasında dikkat çeken diğer noktalar ise şöyle:

- Küresel ekonomiden kaynaklı riskler devam ediyor, ancak ABD ekonomisi güçleniyor.

- Fed kararları enflasyon, büyüme ve işsizlik verilerine bağlı.

- İşgücü piyasası çok fazla gelişme gösterdi. Enflasyonun hedefin gerisinde kalması enerji fiyatlarındaki keskin düşüşü yansıtıyor. Bu etki geçici olacak.

- Finansal koşullardaki gelişmeleri yakından takip edeceğiz.

ABD verileri kritik

Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nden Doç. Dr. Ümit Akçay Fed kararlarının etkilerini Cumhuriyet için değerlendirdi. Fed’in beklentilere uygun davranarak “güvercin” bir strateji izleyeceğini ilan ettiğine dikkat çeken Akçay, şunları söyledi:

“Büyük ihtimalle 2016 içinde kademeli ve çok yüksek olmayan faiz artışı gelecek. Bunun iki boyutu var. İlki ABD’deki etkileri. Zira geçen hafta gölge bankacılık alanında üç önemli finansal kurumun art arda batmış olması, faiz artışının 2007’deki gelişmelerin tekrarlanabileceği ve önümüzde 2008 çöküşü gibi yeni bir krizin olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Dolayısıyla 2016 için faiz artışının sürüp sürmeyeceği ABD ekonomisinde gelişmelere bağlı.

 

Top artık TCMB’de

İkinci boyut da faiz artışının dünyanın geri kalanına etkisinin ne olacağı. Burada da özellikle aralarında yükselen piyasalar olarak kodlanan ülkelerin nasıl etkileneceği önemli. Kısa dönemde faiz artışının çok sınırlı olması ani şok etkisinin büyük olmamasını beraberinde getirecektir. Zira 2013’ten itibaren faizlerin artacağı beklentisiyle büyük fonların bir kısmı zaten yükselen piyasalardan çıkmaya başlamıştı.

Orta ve uzun vadede ise ABD ekonomisindeki gelişmeler kritik rol oynayacak. Eğer ABD ekonomisi istikrarlı büyüme sürecine devam eder ve yeni faiz artışı ihtiyacı oraya çıkarsa, bu yükselen piyasalar açısından farklı bir dönemin başladığı anlamına gelebilir. Bu durumda yükselen piyasalar için borçlanma maliyetinin daha da arttığı ve ekonomik büyümenin tempo kaybetmeye devam ettiği bir dönem başlayabilir.” Türkiye açısından ise TCMB’nin 22 Aralık toplantısının önem kazandığını belirten Akçay sözlerini şöyle sürdürdü: “Merkez Bankası’nın önündeki seçeneklerden ikisi de Türkiye ekonomisi açısından olumlu sonuçlar üretmeyebilir. İlki, TCMB’nin Fed faiz artışına paralel olarak faizi artırması durumunda bunun ekonomik büyümeye olumsuz yansıma ihtimali yüksek.

Sorunlar ağırlaşabilir

İkincisi, TCMB’nin Fed’in faiz artışına rağmen faiz artırımına gitmemesi durumunda da ekonomik sorunlar ağırlaşabilir. Bu seçenekteki sorun kaynağı dövizin değerlenmesi, bu kanal ile enflasyon artışı ve daha kötüsü döviz borçlusu olan firmaların iflas ihtimallerinin artması. Dolayısıyla bu seçenek de büyüme açısından negatif sonuçlar doğurabilir.

Kısacası, Fed faiz artışının aralarında Türkiye’nin de olduğu yükselen piyasalar için en önemli sonucu büyümenin tempo kaybetmeyi sürdürmesi olabilir.”

Vatandaşın cebinin kaderi yurtdışına teslim
 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayek Böke, ABD’de faiz artışının ardından yaptığı açıklamada, AKP’nin Türkiye ekonomisinin kaderini Fed’e teslim ettiğini belirterek acilen reform çağrısı yaptı.
 
CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, Fed faiz artışıyla ilgili gazetemize yaptığı değerlendirmede “AKP, gerekli tedbirleri almayarak vatandaşın cebinin kaderini Amerikan Merkez Bankası’na teslim etti. Risklerden en çok etkilenen ülke olmak türkiye gibi bir ülkenin kaderi olamaz. Türkiye’yi yeni bir kalkınma rotasına sokacak gerçek bir reform paketi oluşturması gerek” dedi.
 
Tedbir alınmadı
 
Sayek Böke şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin esas konuşulması gereken meselesi; neden Fed kararını elimiz yüreğimizde beklemek durumunda kaldığımızdır. Küresel para bolluğu döneminin sonuna gelindiği, denizin bir gün biteceği uzun zamandır bilinmesine rağmen hükümet tedbirleri almaktan kaçındı. Hükümetin yönetme sorunu, politikasızlığı ve kendi siyasi hesaplarını vatandaşın ekonomik çıkarlarının önüne koymasının bedeli Türkiye’nin Fed kararından olumsuz yönde en çok etkilenecek ülke olması biçiminde karşımıza çıkıyor. 
 
Son 13 yıldır ekonomiye yön veren iktidar Türkiye’nin dış kaynak gerekliliğini azaltacak, cari açığın kalıcı olarak düşmesini sağlayacak bir politika çerçevesi ortaya koyamamıştır. Sorunu çözecek adımları atamadığı gibi, kısa vadeli siyasi kaygılarla Merkez Bankası’na doğrudan müdahale etmeye varacak düzeyde ekonomi yönetimini siyasileştirdi. Türkiye dış politikada anlamsız maceralara sokularak yatırımcı bakımından öngörülemez bir ülke haline getirildi. Kısacası iktidarın siyasi öncelikleri, Türkiye’nin ekonomik önceliklerinin önüne konulmuş, keyfi yönetimin faturası da vatandaşa kesildi.” 
 
Şeffaf politika şart
 
Sayek Böke şöyle devam etti: “İhtiyacımız olan; güven veren, Türkiye’nin rekabet potansiyelini harekete geçirecek reformları yapmaktan siyasi kaygılarla tereddüt etmeyen, demokrasi, hukuk devleti, saydamlık ve özgürlüklerin ekonomik kalkınmanın ayrılmaz parçası olduğunu idrak etmiş bir siyasi irade. Fed kararı sonrası, hükümetin kısa vadede derhal Merkez Bankası bağımsızlığını tahkim edecek adımlar atması, tasarruf düzeyini arttırıcı politikalar ortaya koyması, mali politikaları şeffaflaştırarak kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlaması ve hepsinden önemlisi Türkiye’yi yeni bir kalkınma rotasına sokacak gerçek bir reform paketi oluşturması gerekiyor. Bu atılacak adımlar ekonominin ihtiyacı olan reformların da önemli ilk adımları olacak.
Ancak maalesef zamanında gerekli önlemleri almamış olan, reform paketi adı altında harcama temelli eylem planlarını sunmanın ötesine geçmeyen bir hükümet ile karşı karşıyayız. Böyle bir hükümet ne Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan yapısal reformu gerçekleştirebilir ne de piyasaya güven verebilir. Bunun faturasını da ne yazık ki halkımız ödeyecek.”
 
Vatandaşın cebinin kaderi yurtdışına teslim
 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayek Böke, ABD’de faiz artışının ardından yaptığı açıklamada, AKP’nin Türkiye ekonomisinin kaderini Fed’e teslim ettiğini belirterek acilen reform çağrısı yaptı.
 
CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, Fed faiz artışıyla ilgili gazetemize yaptığı değerlendirmede “AKP, gerekli tedbirleri almayarak vatandaşın cebinin kaderini Amerikan Merkez Bankası’na teslim etti. Risklerden en çok etkilenen ülke olmak türkiye gibi bir ülkenin kaderi olamaz. Türkiye’yi yeni bir kalkınma rotasına sokacak gerçek bir reform paketi oluşturması gerek” dedi.
 
Tedbir alınmadı
 
Sayek Böke şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin esas konuşulması gereken meselesi; neden Fed kararını elimiz yüreğimizde beklemek durumunda kaldığımızdır. Küresel para bolluğu döneminin sonuna gelindiği, denizin bir gün biteceği uzun zamandır bilinmesine rağmen hükümet tedbirleri almaktan kaçındı. Hükümetin yönetme sorunu, politikasızlığı ve kendi siyasi hesaplarını vatandaşın ekonomik çıkarlarının önüne koymasının bedeli Türkiye’nin Fed kararından olumsuz yönde en çok etkilenecek ülke olması biçiminde karşımıza çıkıyor. 
 
Son 13 yıldır ekonomiye yön veren iktidar Türkiye’nin dış kaynak gerekliliğini azaltacak, cari açığın kalıcı olarak düşmesini sağlayacak bir politika çerçevesi ortaya koyamamıştır. Sorunu çözecek adımları atamadığı gibi, kısa vadeli siyasi kaygılarla Merkez Bankası’na doğrudan müdahale etmeye varacak düzeyde ekonomi yönetimini siyasileştirdi. Türkiye dış politikada anlamsız maceralara sokularak yatırımcı bakımından öngörülemez bir ülke haline getirildi. Kısacası iktidarın siyasi öncelikleri, Türkiye’nin ekonomik önceliklerinin önüne konulmuş, keyfi yönetimin faturası da vatandaşa kesildi.” 
 
Şeffaf politika şart
 
Sayek Böke şöyle devam etti: “İhtiyacımız olan; güven veren, Türkiye’nin rekabet potansiyelini harekete geçirecek reformları yapmaktan siyasi kaygılarla tereddüt etmeyen, demokrasi, hukuk devleti, saydamlık ve özgürlüklerin ekonomik kalkınmanın ayrılmaz parçası olduğunu idrak etmiş bir siyasi irade. Fed kararı sonrası, hükümetin kısa vadede derhal Merkez Bankası bağımsızlığını tahkim edecek adımlar atması, tasarruf düzeyini arttırıcı politikalar ortaya koyması, mali politikaları şeffaflaştırarak kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlaması ve hepsinden önemlisi Türkiye’yi yeni bir kalkınma rotasına sokacak gerçek bir reform paketi oluşturması gerekiyor. Bu atılacak adımlar ekonominin ihtiyacı olan reformların da önemli ilk adımları olacak.
Ancak maalesef zamanında gerekli önlemleri almamış olan, reform paketi adı altında harcama temelli eylem planlarını sunmanın ötesine geçmeyen bir hükümet ile karşı karşıyayız. Böyle bir hükümet ne Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan yapısal reformu gerçekleştirebilir ne de piyasaya güven verebilir. Bunun faturasını da ne yazık ki halkımız ödeyecek.”