Eşsiz ve yaşsız bir kadındı

Benzersiz enerjisiyle değdiği tüm oyun ve hayatlara güzellik katan, tiyatromuzun yaşsız kadını Tomris İncer (67), aramızdan ayrıldı. Yaşamını tiyatroya adayan ‘Tomi’yi bir daha izleyemeyecek olmanın hüznü, içimizi yakıyor.

07 Ekim 2015 Çarşamba, 20:15
Abone Ol google-news



Birkaç ay evvel Tomris İncer’e kanser teşhisi konduğu haberini aldığımızda, korkuya kapılmıştık. Onu bir daha izleyemeyecek olma ihtimalinin korkusuna... Radyoterapinin ardından kemoterapiye başlamış, İzmir’de ailesinin yanında

geçirdiği tüm bu süreçte dostları, sevenleri merakta kalmasınlar diye bir video paylaşmış, her zaman yürekleri ısıtan o harika gülüşüyle,“Mutluyum. Umutluyum. Siz de umutlu olun” demişti. İnanmıştık biz de. Ne de olsa güzel insanlara bir şey olmazdı, olmamalıydı.

Dün geldi haberi. Onu tanıyan, bilen, izleyen herkes Tomris İncer’in vefatını duyduğunda, bir süre donakalmış olmalı. Zira, onu hiçbir şeye yenilmezmiş gibi gösteren kuvvetli bir yaşam enerjisi vardı İncer’in. Bir söyleşimizde kendi ağzıyla söylemişti: “Eşimi kaybettim, oyun oynadım, acımı unuttum. Ne kadar sağaltıcı bir şey demek ki tiyatro. Üzüntünüzü, hatta fiziksel, rahatsızlığınızı dahi unutturur size. Gribi, hapşırığı, öksürüğü bile yener. Gücünüzün farkına varırsınız. Bana tiyatro bunu öğretti. Hiçbir şey korkutmaz şimdi beni. Çünkü bir insan olarak her şeyin üstesinden gelebilecek gücüm olduğunu biliyorum.”

Her şeye bodrumda başladı

Tomris İncer, 16 Mart 1948 Bulgaristan doğumlu. Oyunculuğa, Çetin Köroğlu’nun 1962’de perdelerini açan Ankara’nın ilk özel tiyatrosu ‘Meydan Sahnesi’nde başladı. Yenişehir’deki bir bodrum katında, yönetmen ve oyuncu Çetin Köroğlu’nun çabalarıyla ayakta kalan sahne, Ankara’daki Devlet Tiyatrosu tekeline bir karşı çıkış olarak göstermişti kendini. Tomris İncer, söyleşimiz sırasında Meydan Sahnesi’ndeki ilk oyunculuk yıllarını şöyle anlatmıştı: “Özel tiyatroları seviyorum. Çünkü oyuncu gişeden tuvalete, kostümden dekora kadar her şeyle ilgilenir. Ben elimde kâğıt kalem dekor çizdiğimi, evden dikiş makinesi getirip sabaha kadar kavuklar diktiğimi bilirim.

Tomris İncer, 1974 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları kadrosuna girdi. Melih Cevdet Anday’ın ‘Mikado’nun Çöpleri’, Shakespeare’in ‘III. Richard’, Orhan Kemal’in ‘Eskici Dükkânı’, İtalo Calvino’nun ‘İkiye Bölünen Vikont’ oyunlarında ve daha birçoklarında şahane oyunculuklar sergiledi... Yıllar geçip de 65’inedayandığında, yani 2012’nin mayıs ayının sonunda, yıllarını verdiği İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan yaş haddinden emekli edilecekti. Tiyatrocuların istekleri dışında emekli edilmelerini yadırgıyor, bir yandan “Emeklilik fikri çok hüzün vericiymiş. İçime taş gibi oturdu hüznü. Şimdi bununla baş etme dönemine giriyorum.

Duygularımı özgür bıraktım. Ne yapacağımı bilmiyorum” diyor, öte yandan emekliliği bir “mezuniyet projesi” olarak adlandırıyor, “bitirmek değil, rüştünü ispatlamak gibi” görüyordu. Yine de samimiyetle itiraf ediyordu, “Şimdi heyecanımın daha çok arttığını görüyorum. Bilgi arttıkça, endişe ve korku da azalacağı yerde artıyormuş. Ben bu rolü elimin tersiyle oynarım diyemiyorsun. Korkularımız daha büyük. Çünkü birçok şey yaşadık.”

O sahneye, sahne ona âşıktı

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda en son Özen Yula’nın ‘Dünyanın Ortasında Bir Yer’i ve Choderlos De Laclos’un ‘Tehlikeli İlişkiler’ adlı oyunlarında rol aldı Tomris İncer. Ardından, İstanbul’daki tiyatro ortamında yeni bir hareket başlatan ve yeni sahneleme ile oyunculuk teknikleri arayışında olup, kendi metinlerini üretmeye gayret eden alternatif tiyatro mekânlarından Kumbaracı50 ailesine katıldı. Altıdan Sonra Tiyatro’nun çoğu yapımını yazan iyi oyun yazarı Yiğit Sertdemir imzalı ‘Gerçek Hayattan Alınmıştır’da, Sertdemir’le aynı sahneyi paylaştı. Hem naif hem de canhıraş bir ana oğul çatışmasını anlatan oyunda, ne zaman onu sahnede görsek olduğu gibi, yine gözlerimizi alamamıştık Tomris İncer’den. Ardından yine Yiğit Sertdemir’in yazıp yönettiği ‘Öldün Duydun mu?’da Ayşenil Şamlıoğlu ve Sertdemir’le birlikte oynadı.

Son olarak da Altıdan Sonra Tiyatro ile Pangar’ın ortak yapımı ‘Kral (Soytarım) Lear’da. Girdiği her roldeki performansıyla hem yaşına, hem ödenekli tiyatrodan kalma oyunculuk alışkanlıklarına, hem de “çok titiz ve heyecanlılar” dediği genç oyuncuların enerjisine meydan okudu. O ne zaman sahneye çıksa, biz gözlerimizi kırpmaktan dahi korktuk. O sahneye, sahne ona âşıktı. Biz de ona tutkunduk. Şimdi yokluğundan daha da acı olan, onu bir daha izleyemeyecek olduğumuz gerçeği... O yüzden, Tomris Hanım’ın, nâmı diğer Tomi’nin, deyişiyle ona “buseler” gönderirken,taş gibi bir hüznün oturduğu içimize en iyi gelecek şey, onu cennetin ışıkları arasından gülümser ve oyunlar oynamaya devam ederken hayal etmek...