Feminizme ince eleştiri!

“The Queen’s Gambit” (Satranç Kraliçesi), ABD’de bir numara, Türkiye’de üçüncü sırada. Gençlerin de ilgisini çekti, herkesin sevdiği bir mini dizi oldu.

19 Aralık 2020 Cumartesi, 02:00
Feminizme ince eleştiri!
Abone Ol google-news

Pandemi günlerine damgasını vuran ve daha da konuşulacağını düşündüğüm mini dizi “The Queen’s Gambit”, günümüz feminist savruluşa ince bir selam gönderiyor. 

37 yıl önce, yani 1983’te Walter Tevis’in aynı adlı romanından 2020 yılında uyarlanan ABD yapımı mini dizinin yaratım sürecini (yönetmen ve senaryo) Scott Frank ve Allan Scott üstlenmiş. Danışmanlarından ilki, önce oyuncu olarak teklif geldiği halde sadece danışman olmayı kabul eden Garry Kasparov diğeri ise Bruce Pandolfini. Satranç oynanan sahnelerdeki hamlelerin hepsi önceden onlar tarafından hazırlanıyor. Ayrıca bütün aktörlere yardım ediyorlar. Dizinin ilginç yanlarından biri de set boyunca her biri satranç oynuyor.

Anya Taylor’ın canlandırdığı Beth karakterinde, kocaman gözlerin masumluğu ile hiçbir şey söylemeden bağıran iddialı vücut dilinde harmanlanan, sadelik ve ışık arasındaki kontrast ustalıkla betimlenmiş. Dizinin diğer başrollerinde Joy Bill Camp ve Marielle Heller bulunuyor.

9 yaşındaki Beth’in yetimhaneye gelmesiyle başlayan öykü, bir satranç dehasının ışığı ile öksüz ve yetim bir kadının dramı arasında şekilleniyor.

SATRANÇ ÇALIŞMASI...

Dizinin bölümleri, satranç çalışmasının ders başlıklarıyla isimlendirilmiş.

1.  Açılışlar. (ağzında gümüş kaşıkla doğmak ya da dişinle, tırnağınla kazımak) 2. Değişimler. (kariyer planınız sürecinde, hayatın kendi planında yoğrulmak) 3. Duble Piyonlar. (bağımlılıklarla, zayıflıklarımız) 4. Oyun Ortası. (olgunlaşma) 5. Çatal. (kariyerin getirileri) 6. Erteleme Maçı/Ajurne. (geçmişinizle yüzleşmeden, kendinizi gerçekleştiremezsiniz!) 7. Oyun Sonu. (kutsal olan sonuç değil, yolun kendisidir)

1950’ler ile 70’ler arasını dönemin kült arabaları, kültürü ve Beth’in muhteşem kıyafetleri ile 2020 yılında anlatan “The Queen’s Gambit”, “keşke o dönemlerde yaşasaydım” dedirtiyor.

Günümüzün bazı feminist karakterlerinin bile sosyal medyada filtrasyondan geçerek -dijital estetik- 15-20 yaş genç görüntüsü ile kendini var etmesine “The Queen’s Gambit”, “Kadın, sadece güzellik değildir!” yanıtını veriyor.

Beth’in, (süt beyaz) modellik yapan arkadaşına imrenmesi üzerine aldığı, “Sen de en az benim kadar güzel bir kadınsın, ayrıca sistemin bir kadından beklediği güzellik dışında bir artın var, zekân” sözü günümüzün savrulan kadın hareketlerine pusula niteliğinde.

Stefan Zweig’in 1942’de kaleme aldığı kült kitabı, “Chess Story”nin yetimhanede zor şartlarda büyüyen, “olumsuz” erkek karakterini, “The Queen’s Gambit”te, “olumlu” bir kadın üzerinden anlatması dizinin en büyük artısı.

Niye mi?

Çünkü dünyada satranç turnuvaları, kadınlar ve erkekler diye ayrı ayrı yapılır. Bu durumun tek istisnası Çin ve Hindistan’dır. Diğer ülkelerin kadın sporcuları, erkek turnuvalarına katılma girişiminde bile bulunmazlar.

Bununla birlikte gerçek hayatta, 15 yaşında en genç büyük usta (International Grand Master) unvanını alan Macar Judit Polgar’dır. Polgar, tarihin en güçlü kadın satranççısı olmasına rağmen, ortak turnuvanın dünya şampiyonu olamamıştır.

Feminist hareketin görmezden geldiği bu duruma “The Queen’s Gambit”, incelikli bir selam gönderiyor.