Filipinler'de 40 yıl sonra silahlara veda

Haşim Selamet 1985’te barış yolunun silahlı mücadeleyle açılabileceğini ama silahlara vedayla bitirilebileceğini söylemişti. Söyledikleri gerçek oldu.

23 Temmuz 2015 Perşembe, 00:19
Abone Ol google-news

17 Haziran’da haberler, Güneydoğu Asya’da yıllarımı geçirdiğim bir coğrafyada tanık olduğum kanlı bir savaşın sona erişini müjdeliyordu. Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nden (MİKC) çoğu 50 yaşın üzerinde 145 savaşçının kayıt altına alınarak sembolik silah bırakması; 40 yıl süren 120 bin kişinin hayatına mal olan bu savaşa noktayı koymuş oldu. 27 Mart 2014’te hükümetle MİKC arasında imzalanan Bangsamoro Barış Anlaşması’nın kalıcı barışı tesis etmesi planlanıyor. Anlaşmaya göre, Müslüman olan Bangsamoro halkı geniş bir özerkliğe sahip olacak.

 

Kahramandan diktatöre

1985’te ülkenin tek adamı Ferdinand Marcos’a karşı başlayan ayaklanmaları izlemek üzere Filipinler’deydim. II. Dünya Savaşı’nda Japonlar’a karşı verilen özgürlük savaşında bir ulusal kahramanken, önce tek adam, ardından kanlı bir diktatöre dönüşen Marcos ve hanedanının çöküşüne ve ülkeden kaçışına tanık oldum. İspanyol sömürgeciliğiyle başlayan, ardından Amerikan ve Japon istilalarıyla savaşların ve felaketlerin eksilmediği bir coğrafyaya dönüşen Filipinler’de tıpkı kendi coğrafyama benzer konular vardı. 16. Yüzyılda, Macellan’ın Filipinler’in Cebu Adası’nda, Müslüman savaşçı Lapu Lapu tarafından öldürülmesinden bu yana, bölgede savaş hiç eksik olmadı. Giderek yayılan Hıristiyanlık, azınlıkta kalan Müslümanlar’a artan baskı çatışmaları körükledi ve yüzyıllar sürecek bir savaşın tohumlarını attı. Marcos döneminde baskı, özellikle Müslümanlar’ın yaşadığı bölgelerde yoksulluk, açlık ve hatta soykırımlara dönüştü.

Marcos’a karşı Nur Misuari’nin öncülüğünde 1972’de kurulan MİKC’nin başlattığı silahlı hareket, 1976’da Libya Trablus’ta İslam Konferansı’nda yapılan bir anlaşmayla Marcos’un bölgedeki Müslümanlar’a özerklik vermesiyle sonlanmış gibiydi. Ne var ki, bunun bir aldatmaca olduğu kısa sürede anlaşıldı. Marcos yönetiminin ve paramiliter güçlerin Müslümanlar’a karşı katliamları devam etti.

 

Abdülhamit yardımı

Nur Misuari ülkeyi terk etti ve ikinci adam Haşim Selamet, Moro İslami Kurtuluş Cephesi adında yeni bir örgüt kurdu. MİKC, Müslümanlar’ın yoğun olduğu adalarda Filipin devletine karşı açık silahlı bir savaşa başladı. Bu savaşın yoğun olduğu 85-86’larda bölgeye gitmiş ve Haşim Selamet’le tanışmıştım. Bölgeye defalarca yaptığım yolculukların sonucunda, beni eğitim kamplarına da aldılar. Haşim Selamet’in bana ve Türklere sempati duyma sebebinin, 1900 yıllarının başında Sultan Abdülhamit’in kendilerine yardım göndermesi olduğunu da yine kendisinden öğrenmiştim. Silahlı hareket arada ateşkeslerle durakladı.

 

IŞİD benzerliği

Provokasyonlar ateşkeslere son verdi. Hareketin içinden çıkan Abdürrajik Ebu Bekir Janjalani, Ebu Sayyaf örgütünü kurdu. Tıpkı bugün İŞİD’in yapmış olduğu kafa kesmeleri bölgede misyonerlere karşı yapmaya başladılar. Ebu Sayyaf örgütü, Müslüman hareketini birden bire radikalleştirip, bölgedeki Hıristiyanlara karşı, dünya kamuoyunun da dikkatini çeken ve İslami terör olarak adlandırılan bir hale sokmuştu. Bütün bunlara rağmen Haşim Selamet, bölgede Müslümanların özerkliği için bir yandan silahlı gücünü korumaya devam ederken, diğer yandan arabulucu ülkelerle barış sürecini sürdürmeye çalışmıştı. Kendisiyle görüşmemde barış yolunun silahlı mücadeleyle açılabileceğini, ancak silahlara vedayla bitirilebileceğini ve silahların bırakılacağı günü beklediğini söylemişti. Barışı göremedi ama onun söyledikleri bugün gerçek oldu.

Geçtiğimiz günlerde ülkemizden Filipinler’e giden bir grup barış aktivistinin çektirdiği hatıra fotoğraflarında, aylarca kaldığım Bangsamoro ormanlarından tanıdık yüzleri de aradım. O dönemde, özgürlük için savaştan başka yol göremeyenler, sembolik olarak eskimiş silahlarını teslim ederken, gençlerin gözlerinde barışın sağlayacağı yeni yaşamın özlemi fark ediliyordu.