'Gâvur Mahallesi'ne ne kadar 'yerli'siniz?

Yusuf Kenan Beysülen’in önceki akşam İstanbul galası yapılan belgeselinde Diyarbakır’daki “Gâvur Mahallesi”nden yola çıkan bir gencin öyküsü anlatılıyor.

27 Nisan 2015 Pazartesi, 09:47
Abone Ol google-news

Örse konulan kızgın demir... Demire inen çekiç darbeleri... Ne şekil verilirse verilsin özünü koruyan demir, haydi diyelim, suya verilince oluşan çelik! Anadolu’nun “gâvurları” gibi.

TDK’ye göre “gâvur”; dinsiz kişi, devamında, Müslüman olmayan... “Gâvur” olarak doğanlara sorulmamış belli ki: Ne yersin, ne içersin? Aynı pınardan su içilse bile hâlâ mı “gâvur”?

Diyarbakır’daki “Gâvur Mahallesi”nden yola çıkan bir gencin öyküsü önceki akşam perdeye yansıdı. 15 yaşında anadilini öğrenmek için yola çıkan Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan’ın öyküsü. Margosyan ailesinin büyük bölümü 1915’te meçhule gitmiş, küçük bir bölümü geride kalmış. Margosyan bugün 77 yaşında, 15 yaşına kadar demirci çıraklığı yapmış, örse çekiç sallamış. Yusuf Kenan Beysülen’in belgeselinde, koptuğu Diyarbakır’a tekrar dönüyor, geride bıraktığı mahallesini dolaşıyor, artık yerinde yeller esen çokkültürlülüğü anlatıyor.

 

Boğazda düğümler

Komşularını sayıyor; kimisi Yahudi, kimisi Ermeni, kimisi Süryani... Artık orada yoklar. Belgesel “Allah kimsenin yuvasını yıkmasın” diye başlıyor; “yitenlere” ithaf edilmiş. Film izleniyor, bitiyor; sonuna doğru boğazlarda düğümlenenler çıkarılmaya çalışılıyor, öksürükler artıyor. Öksürüklerle hangi hikâyenin acısı çıkıyor bilmiyorum. Hangi düğümler... İzleyenlerin birçoğu Ermeni; yazarın, yönetmenin yanı sıra, Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, Nazlı İnönü ile Gülbenkian Vakfı yöneticileri de izleyenler arasında.

Beysülen, belgeselin ilk gösterimini geçen yıl Diyarbakır’da yapmayı planladıklarını, fakat kentteki 6-8 Ekim olayları yüzünden ertelendiğini belirtiyor. Yönetmen, İstanbul Film Festivali’nde de sansüre karşı durup belgeseli yarışmadan ve festivalden ekip olarak çektikleri için ilk gösterimin geçen 24 Nisan’da Diyarbakır’da yapıldığını “galasının da” bu gösterimle Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapıldığını söylüyor. Belgesel Kadıköy, Ankara, Çanakkale, Diyarbakır gibi yerlerde de gösterilecek.

Margosyan’la belgeseli izleyen Hayri İnönü, “Yazık, tüm bu olayların olması yazık” diyor. “100 yıllık acının bir şekilde dinmesini dilerim. O mahallelerde hiç kimse kalmamış. Zaten Anadolu’da bildiğim kadarıyla çok az Ermeni aile var. Ne yazık ki devlet idaresi bunu bu hale getirmiş. Bunun geri dönüşü de yok. Kendi evlerine geri getiremezsiniz.”

Beysülen, Margosyan’ın travmayı yaşayan kuşağın günümüze köprüsü olduğunu söylüyor. “Margosyan o çokkültürlü ortamın son unsuru. Benim kuşağım o kültürü bir daha göremeyecek. Çokkültürlülük gibi bir olanağımız artık yok. Fakat Margosyan çokkültürlülüğü hem kitaplarıyla hem de bu filmle belgeledi.”

 

Sürgüne devam

Margosyan “Bugün belki 1915’teki gibi olaylar yaşamıyoruz. Ama sürgün halen devam ediyor. Belki fiziki değil ama kültürel anlamda yapılıyor. Güncel yaşantımızda da bunu defaatle yaşıyoruz” diyor. 1942’deki “Varlık Vergisi”yle talep edilen vergiyi ödeyemeyen gayri müslimlerin Erzurum Aşkale’ye sürülüp orada öldüklerini, kendisinin de yaşadığı “6-7 Eylül olayları”nda evlerinin, işyerlerinin yağmalandığını, kiliselerinin yakıldığını belirten Margosyan “Bu da tehcirin değişik bir versiyonuydu. Yani her on senede bir kurcalarsanız aynı zihniyet devam edip gidiyor” diyor.

Belgesel, gazetemize bakan Ermeni mezarlığına yapılan ziyaretle son buluyor. Demek hikâyeler bitmemiş, önümüzde devam ediyor.

Mahallenin ismi mi? Margosyan yazdığı kitapla mahallenin ismini “mühürledi”, hâlâ aynı. Belki de gidip görmek lâzım.

 

'Bu da Thomas'ın evi'

Belgeseli izleyenler arasında belgeselde evinin önünden geçilen Kalaycı Tomas’ın akrabaları da vardı. Julia Ayseli duygularını “Kitabı okumuştum ama belgeselin nasıl olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Babamın doğup büyüdüğü toprakları göreceğim için heyecanlıydım. Belgesel başladığında babam yanımda duygulanmaya başladı. Doğduğu, büyüdüğü, okula gittiği topraklardan kopup geldikten sonra bir daha hiç gitmemiş Diyarbakır’a. Belgeseli seyrettikçe çocukluğuna dair anıları canlandı. İzledikçe bize de anlatmaya başladı: ‘Biz de bunları yapıyorduk...’ Belgeselde bir sokaktan geçerken Margosyan, ‘Burası da Kalaycı Tomas’ın evi’ dedi. Kalaycı Tomas, benim babamın dedesiydi” diye aktardı.