Greenpeace: Koronavirüs salgını gıdamızı vurmasın

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı “Türkiye’nin Salgın Kapsamında Gıda Güvenliği” başlıklı rapora göre salgının devam etmesi durumunda aralarında Türkiye’nin komşularının da bulunduğu 34 ülke ciddi boyutta gıda krizleri yaşayabilir.

12 Haziran 2020 Cuma, 09:42
Abone Ol google-news

Türkiye yıllık 44 Milyar ABD Doları üretimle halihazırda dünyada en çok tarımsal üretim yapan ilk 10 -11 ülke içinde yer alsa da Türkiye tarımı da birçok ülke gibi böylesi büyük bir kriz karşısında kırılgan bir yapıya sahip. Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı “Türkiye’nin Salgın Kapsamında Gıda Güvenliği” başlıklı rapora göre salgının devam etmesi durumunda karşı karşıya kalınabilecek gıda riskleri şöyle;

Salgın sırasında dolarda görülen artış nedeniyle soya ithalatçısı Türkiye’de, soya fiyatlarında %26’lık bir fiyat artışı olası görülüyor. 

Marmara, özellikle de 370 bin ton ve %19’luk pay ile Tekirdağ, Türkiye’de ayçiçeği üretiminin en çok yapıldığı bölge. Covid-19’un en çok etkilediği bölgenin İstanbul ve çevresi olması nedeniyle ayçiçeği veriminin etkileneceği tahmin ediliyor. 

 Dolarda ve fiyatlarda yaşanan artış nedeniyle Nisan 2019’da küresel pazarda 413 ABD Doları olan 1 ton pirincin Türkiye’deki fiyatı 2378 TL iken, Mart 2020’de fiyatının 494 ABD Dolarına yükselmesi ile Türkiye’deki fiyatı da 3245 TL’ye yükseldi, başka bir deyişle %36’lık bir artış yaşandı. 

Salgın nedeniyle bahar aylarında tarımsal işgücünün yeterince olmaması 2020 sonbaharı ve 2021 için sorunlara yol açabilir.

Salgının uzaması ve ikinci dalganın yaşanması durumunda yeni bir karantina gündeme gelirse, üretimin yoğun olduğu bölgelerden üretimin düşük olduğu bölgelere gıda ulaştırılmasında yaşanabilecek sorunlar bazı bölgelerin temel gıda ihtiyaçlarında sıkıntı yaratabilir. Özellikle Doğu Anadolu sonrasında İç Anadolu bu riskin yüksek olabileceği yerlerdir.  

Tarım çoğu meslek gibi evden çalışmayla yönetilemeyecek bir faaliyet olduğundan özellikle Türkiye’de tarımında 65 yaş üstü kesimin yüksek oranda olduğu çiftçilerin (çiftçi yaş ortalaması 56) ve mevsimlik işçilerin bahar aylarında tarlaya gidememesi, bu aylarda ekilmesi gereken sebze ve meyvelerin üretiminde sıkıntı yaratabilir. 

Doların yükselişi ile tarım-kimyasalları ve yakıt girdisi artacağından küçük ölçekte yılda tek ürün alabilen çiftçiler maliyetler yüzünden arazi işlemeyi bırakabilir. Bu terk ediş nedeniyle üretimin azalması sonucu ihtiyacın dış kaynaklardan karşılanması gerekebilir.

Gürcistan’dan gelecek mevsimlik işçiler, sınırların kapalı olması nedeniyle gelemedi, bu durum çay üretiminde de bir baskı oluşturdu. 

TÜM BU RİSKLER BERTARAF ETMEK MÜMKÜN

Greenpeace Akdeniz, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bir çağrıda bulunarak hızla bir “Kriz Dönemlerinde Tarım&Gıda” planı hazırlayarak, uygulamaya koyması çağrısında bulunuyor. Türkiye’nin kendine yeterli üretimi sağlayabilmesi için öncelikle atılması gereken adımlar şöyle;

İthal edilen ürünlerin yerel koşullarda üretiminin planlanması, 

Gençlerin tarıma özendirilmesi, 

Verimli arazilerin tarıma (geri)kazandırılması (özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin kendilerine yetebilecek üretimi yapabilmeleri açısından buralarda arazi geri kazanımı çok önemli), 

Her üretim bölgesinin yerel nüfusun gıda ihtiyacını karşılayacak arazi planları oluşturulması (ürün çeşitliliğinin bölgesel iklim ve arazi koşulları ile yerel kaynaklar gözetilerek planlanması),

Mevsimlik işçilerin şartlarının salgın koşulları gözetilerek düzenlenmesi, 

Biyoçeşitliliğin korunması için gerekli tampon bölgelerin oluşturulması, 

Küçük üreticilerin üretime devam edebilmesi için gerekli koşulların sağlanması, üretici pazarlarının yaygınlaştırılması, 

Zengin protein muhtevası sebebiyle baklagil üretiminin öncelenmesi, 

Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait toplam 35 adet Devlet Üretme Çiftlikleri’nde salgın zamanlarında gerekli olacak stratejik gıda ürünlerinin öncelikli olarak yetiştirilmesi...

COVİD-19 SALGINININ GIDA GÜVENLİĞİ ÜZERİNDE YIKICI ETKİYE SAHİP

91 ülkenin gıda ve sağlık ürünleri ihracatını durdurması ithalat bağımlı ülkelerin gıda güvenliği için tehdit oluşturabilir. Özellikle büyük tahıl ihracatçıları olan Kazakistan, Ukrayna, ABD ve Rusya’nın, 2007-2008 gıda krizi sırasındaki ihracat kısıtlamasını tekrarlamaları öngörüsü Covid-19 salgınının gıda güvenliği üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip olabileceği korkusunu doğurmaktadır. 

ABD Tarım Bakanlığı’nın “Dünya Tarımsal Üretimi” - Nisan 2020 raporunda Türkiye’nin 2019/2020 buğday veriminin 2017’de elde edilen 21 milyon tondan 18 milyon tona ineceği, ekilen alanın ise 7,8 milyon hektardan 7,2 milyon hektara düşeceği rapor edilmektedir.

Tarımsal istihdam açısından bakıldığında Türkiye’de 2008-2018 aralığında kayıtlı 1.127.000 çiftçi sayısı 2018’de 697.000’e düşerek %38 düzeyinde azalma göstermiştir. 

Sıcaklığın 2.0°C artışı ile Türkiye’nin kendine yeterli düzeyde üretemediği mısır veriminin %9 azalacağı öngörülmektedir. Yağışın azalmasının kışlık buğday üretiminde %11’lere değin azalmalara yol açabileceği bilinmektedir. 

2050’de küresel gıda ihtiyacının genelde %60 artacağı öngörülmektedir.  

2050 yılına kadar dünya nüfusunun yarısından fazlasının diğer ülkelerden gelen gıdalara güvenmesi beklenmektedir. 

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de tarım alanlarında 30 yılda %18’lik bir azalma yaşanmıştır. Bunun en çarpıcı örneği İstanbul’un yerleşiminde görülmektedir. Şile’de 2020 ile 2020 yılları arası uydu verileri incelendiğinde betonlaşmanın verdiği zarar çok açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte betonlaşan alan büyüklüğü 259 hektardır. 

Temel gıdalar dikkate alındığında Türkiye’nin günümüzde net ithalatçı konumunda olma (burada ihracat/ithalat dengesi değil almak zorunda olduğu temel gıda ürünleri dikkate alınmaktadır) nedeni kolza, soya, kuru fasulye, nohut, mercimek, mısır ve arpa bitkilerindeki üretim yetersizliğidir.