Hangi halk, hangi haber, hangi özgürlük

Siyasal iktidar, medya dünyasında bir operasyona girişmiş, ekonomik güç kullanımı ile bu operasyon tamamlanmıştır. Bugün Cumhuriyet gazetesi özelinde BİK tarafından yağdırılan cezalar da aynı stratejinin bir başka ürünüdür. Şimdi BİK, bu gücü basın özgürlüğünün yok edilmesine yönelik bir silah olarak kullanmaktadır. Elinde tuttuğu ilan gücünü, eşit dağıtarak demokrasiye ve o arada da basın özgürlüğüne katkı vermek yerine tam tersine bir yaklaşımla hareket ederek, muhalif medyadan alıp, kendi medyasına vermektedir.

01 Temmuz 2020 Çarşamba, 02:00
Abone Ol google-news

MEHMET DURAKOĞLU

İSTANBUL BAROSU BAŞKANI

Basın İlan Kurumu (BİK) tarafından Cumhuriyet gazetesine verilen cezalar ve bu cezaların “yükselen” tonu, giderek bir “husumete” dönüşmüştür. Oysa bu kurumsallığın anayasa düzeni içindeki yapısı, “eşitlikçi” olmasını öngörmektedir. Hatta Anayasa Mahkemesi, bu eşitlikçiliğin basın özgürlüğüne yönelmesi gerektiğine işaret etmiştir. Daha açık deyişle, bu çerçevedeki demokratik yaklaşım, BİK’in özgürlüklerin en geniş kullanım biçiminin iteneği olmasına dair beklentidir. Kurucu tasarım BİK’in işlevini, basın özgürlüğünün sağlanması ile birleştirmiştir. Kamunun katkısını, halkın haber alma özgürlüğüne özgülemiştir.

Bu temel değerlendirme ışığında yaşananları gözlemlemek zorundayız. Ancak demokratik yaklaşımdan söz ederken hukuksal irdeleme yeterli olmuyor. Gazeteye gönderilen yazıda, savunma isterken “iddianame” formatını bile aşan bir “özel vurgu”nun tercih edilmiş olması, “ihsas-ı rey” içeren dil seçimi dahi, belirgin bir önyargının göstergesidir. Bu nedenle kamu gücünün, basın özgürlüğü temelinde, onu destekleyen bir anlayışla şekillenmesi gerekirken bu gücün baskı vasıtası haline gelmiş olmasının koşullarını değerlendirmek daha bir öne çıkmaktadır.

Yargılamalar ve gözaltılar gözdağına dönüştü

Siyasal iktidarın, özgürlükler dünyamıza ilişkin bir değişim sürecini programladığını ve bu tasarımını da uzun bir süreçten bu yana gerçekleştirmeye koyulduğunu görmek gerekmektedir. Bu bağlamda basın özgürlüğü önemli bir dersin okumasıdır. Gazete ve gazetecilere yönelik olarak açılan davaların başlangıç noktasına geri dönüldüğünde, yargılamalar devam ederken meydana gelen değişiklikleri gözlemek gerekir. Bu sürecin başlamasından sonra merkez medyada çok önemli değişikliklerin olduğu, gazetelerin el değiştirdiği, köşe yazarlarının bir tehdit ya da baskı altında olmasa bile -içerideki arkadaşlarını gördükten sonra- kendi dünyalarında bir otokontrol geliştirdikleri, bilinen isimlerin işsiz kaldıkları, gazetelere seçenek mecralar oluştuğunu görmek olasıdır. Yargının, siyasal stratejilerin taktik alanına dönüşmesi, giderek yargılamaların da, gözaltıların da gözdağına dönüşmesi sonucunu doğurmuştur. OHAL sürecinin, sadece FETÖ mücadelesi değil, muhalefete yönelik bir zaman dilimine denk düşmüş olması, aynı süreçte basın habitatının bozulmasına neden olmuştur. OHAL düzenlemelerini takiben bunların pek çoğunun yasalaşmış olması, bozulan habitatın da somut nedenidir. Bütün bu tasarım, aynı zaman diliminde başka alanlarda da geliştirilen taktik mücadelelerle, özünde ifade özgürlüğünü hedeflemektedir. Bu erek, ifade özgürlüğünün türevi konumundaki basın özgürlüğüne atfedilen önemin bir parçası olarak gazetelere ve gazetecilere düşen paydır. Kısacası siyasal iktidar, medya dünyasında bir operasyona girişmiş, ekonomik güç kullanımı ile bu operasyon tamamlanmıştır.

Muhaliften alıp kendi medyasına veriyor 

Bugün Cumhuriyet gazetesi özelinde BİK tarafından yağdırılan cezalar da aynı stratejinin bir başka ürünüdür. Eşitlikçi anlayışla davranış belirlemesi beklenen kamu gücünün, “özgürlük” kavramını tırnak içine almasından sonra göstereceği özen, başka bir yönelim gereksindirmiştir. Şimdi BİK, bu gücü basın özgürlüğünün yok edilmesine yönelik bir silah olarak kullanmaktadır. Elinde tuttuğu ilan gücünü, eşit dağıtarak demokrasiye ve o arada da basın özgürlüğüne katkı vermek yerine tam tersine bir yaklaşımla hareket ederek, muhalif medyadan alıp kendi medyasına vermektedir. Aslına bakarsanız, yukarıdan bu yana anlatmaya çalıştığım stratejinin “doğal” uzantısı da budur. İktidarın ve onun elindeki kamunun gücü ile devletten beslenen basın yaratılmıştır. Halkın haber alma özgürlüğüne yüklenen anlam, hangi halk, hangi haber, hangi özgürlük sorularını da birlikte getirmektedir. 

Sorun, temeli itibarıyla basın özgürlüğü, eleştiri hakkı, halkın haber alma hakkı gibi evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı değerlerle ilgilidir. 

Basın tarihinin özel dönemleri, bu ve benzeri örnekleri yaşamış olduğu için onu aşabilecek yetenekleri kazanmıştır. Bu türden uygulamaların geleceğe taşınabilmesi olası değildir.