İmparatorluk kurduran kadın

Ursula K. Le Guin'in Lavinia'da anlattığı hikâye, Vergilius'un 'Aeneas' adlı şiirine dayanıyor. Virgilius şiirde, Aeneas'ın yaşamı üzerinden Roma İmparatorluğu'nun kuruluş hikâyesini anlatıyor. Şair, Lavinia'ya, isminden, nasıl göründüğünden başka hiçbir özellik vermiyor.

14 Ocak 2010 Perşembe, 07:57
Abone Ol google-news

Şairi onu, bir kralın kızı olarak atıyor kendi kurduğu dünyanın içine. Babası Latinus, Latium'un kralı. Kral Lavinia'yı, küçük yaşta ölen erkek çocukları, tahtının vârisleri Latinus ve Laurens'in yerine koyar. Babası onunla baş başa kaldığı zamanlarda tahtın vârisiymiş gibi davranır kendisine. Tahta çıkması imkânsız olsa da, siyasi konulara kayıtsız kalmaması gerektiğini düşünür. Lavinia'nın annesi Amata ise ona, babasının tam aksi şekilde davranır. Amata, erkek çocuklarının ölümünden sonra deliliğin sınırında kalan bir kadındır. Bu yüzden sağlıklı düşünüp karar veremiyordur. Küçük kız hakkında tüm kararları kendi almak istese de onu kendi çocuğu gibi göremez. Lavinia, hiçbir zaman erkek çocuklarının yerini tutamaz annesinin. Ursula K. Le Guin, Amata'nın Lavinia'ya davranışları üzerinden, o dönemde kadınların toplumdaki değerini- değersizliğini göstermeye çalışıyor. Romanda, kadının o dönemki durumunu sergileyen birçok sahneyle karşılaşılıyor.

Annesinin Lavinia'ya karşı pek değişmeyen bu tutumu, onu babasına daha yakın bir kız haline getirir. Vaktinin çoğunu babasıyla ya da evlerinde kadınlar kısmının günlük işlerine ve dini törenlere yardım ederek geçirir. Babasının yanında evin yardımcı kadınlarından bazılarıyla da dostluklar kurar Lavinia; fakat bu dostluklar içinde en göze çarpanı, sığırtmaçları Tyrrhus'un kızı Silvia ile olandır. Silvia ve evcilleştirdikleri geyikleri Cervulus'la oyunları ve arkadaşlıkları Lavinia'nın yaşamının önemli parçalarındandır. Lavinia için yaşam böyle sürüp giderken, kapısında onu isteyen birçok erkek de birikir: Sabinli Clausus, Tyrrhus'un oğlu Almo, Ufens, Aventinus ve Rutulialı Turnus; fakat Lavinia, çoğu kral ve zengin olan bu erkeklerin hiçbirini kendine eş olarak istemiyordur. Annesinin, kuzeni Turnus'la evlenmesi için yaptığı baskılara karşın, babasının kendisine verdiği destekle Lavinia eşini kendi bulacak ve buna da kutsal Albunea Ormanı'ndaki ilahlar karar verecektir. Yazar, eşini seçmede Lavinia'ya sergilettiği bu kararlı duruşla, o dönemin toplumunda pek de söz hakkı olmayan kadınlara, Lavinia üzerinden bir 'ses' veriyor adeta.
 

Ölüme yakın, pişman bir şair

Lavinia, evdeki kadınlardan biriyle Albunea'ya, evleneceği erkeği ilahlara danışmak için gider. İlahların hoşuna gidecek güzel kokulu otları etrafa serer ve hava kararınca kutsal yerde uyumak için bir koyun postunun üstüne yatar. Tam gözlerini kapayacağı sırada karşısında bir karaltının durduğunu fark eder. Korkmaz; aksine, o karaltıya 'Hoş geldiniz' der ve sesi nağmeli çıkan bu karaltıyla konuşmaya başlar. Karaltı ona, 'tayf' olduğunu söyler. Yani, bedenen orada değil, Yunanistan'dan İtalya'ya gitmekte olan bir geminin güvertesinde olduğunu ve oraya bile varmadan ölebileceğini, hasta olduğunu ekler. Kızın kendisine 'şair' demesini ister ve konuşmaları ilerledikçe o garip karaltı kendi yarattığı dünyanın, şiirinin içinde olduğunu anlar. Lavinia'nın yaratıcısı, şiirinde unuttuğu 'küçük kızını' bulmuştur; fakat ölmek üzeredir.

Şair, Lavinia ile konuştukça, onun aslında çok güçlü biri olduğunu fark eder. Şiirini yazarken bunu anlayamadığı için de çok pişman olur. On kat büyümüştür şairin gözünde küçük kız. Lavinia, şairiyle birbirine yakın zamanlarda, aynı yerde üç defa buluşur ve şairi tüm buluşmalarda bu pişmanlığını ifade etmeye çalışır. Şiirini değiştirmeyi düşünür; hatta vasiyeti olarak 'şiirinin yakılmasını' söylemeyi bile aklından geçirir. Aslında Le Guin, Lavinia gibi güçlü, şairine yapıtını yaktırtmayı düşündürtecek kadar sağlam bir karakter yaratarak, erkek egemen toplumda kadının yerini sorgulatmayı sağlar. O zamanın arka planda kalan kadınlarının yanına, böylesine sağlam bir karakter koyarak, bu türden kadınların da var olabileceğini ispatlamaya çalışır.

Şair, Lavinia'nın dünyasının yaratıcısıdır ve orada olacakları da en iyi o biliyordur. Lavinia'nın şairiyle buluşmalarının önemli yanlarından biri de, bu sayede gelecekten haber almasıdır. Şair bunu istemeyerek yapar çoğu zaman, bazen de ağzından kaçırır; fakat Lavinia gelecekte olacakların bir kısmını öğrenir konuşulanların sonunda. Şair ona kocasının ne Turnus ne Almo ne de Clausus olacağını söyler ve kendisi için çıkacak bir savaştan söz eder. Şair savaşın, bir çocuğun bir geyiği vurmasıyla başlayacağını ve bu savaşta ilk ölenin Almo, ikincisinin ise Galaesus olacağını ekler. Lavinia bu konuşmalardan kocasının bir yabancı olacağını ve onunla mutlu bir şekilde sadece üç bahar geçirebileceklerini öğrenir. Bir çocuğu olacağını ve yaptığı evlilikten başka evlilik yapmayacağını da biliyordur artık. Küçük kız şairiyle konuşmak için sonra tekrar oraya gitse de, şairin kendisine görünmemesinden onun ölmüş olduğunu anlar. Geleceğin yükü Lavinia'nın omuzlarındadır artık ve büyük bir sıkıntıyla olacakları beklemeye başlar.
 

Ve savaş kapıdadır...

Şairin bahsettiği savaş, krallığın gündemine Latinus'un bir kehanetiyle oturur. Lavinia'nın babasına yardım ettiği bir ayin sırasında saçlarının tutuşması ve söndürüldüğünde küçük kızın saçlarının tek teline bile zarar gelmemiş olması, olayı görenler tarafından işaret olarak algılanır ve Latinus bu olayı tek kelimeyle yorumlar: Savaş... Romanda bu aşamadan sonra her şey şairin dediği gibi gelişir ve Lavinia da sessiz bir şekilde savaşın bitmesini, kocasını bekler.

Troyalı Aeneas'ın oğlu Ascanius, Silvia'nın geyiği Cervulus'u bir av sırasında öldürür. Aslında ne Aeneas'ın ne de Ascanius'un amaçları kötüdür. Aeneas Latium'a kendi kehanetinin peşinden gelmiştir. O, bu topraklarda bir kadını eş edinecek ve onun adına şehir kuracaktır. Onun kehaneti budur. Ascanius ise sadece karnını doyurmak için geyiği vurmuştur; fakat her savaşın bir nedeni olmalıdır ve bu savaş zavallı Clausus'un vurulmasıyla başlar. Bu olayın intikamını almak için harekete geçen Silvia'nın abisi Almo, tıpkı şairin dediği gibi, bu savaşta ilk ölen insan olur ve ardından Galaesus ölür. Şairin büyük savaşın sebebi olarak saydığı olaylar gerçekleşmiştir ve artık başlamasına engel olacak hiçbir şey kalmamıştır. Bir tarafta Amata'nın kuzeni Turnus, diğer tarafta da Aeneas vardır. Savaş, yapıtta büyük bir 'canlılıkla' anlatılıyor. Savaş sahnelerinde kılıç sesleri işitiliyor, tunç kalkanların desenleri görülebiliyor. Le Guin ayrıca savaşın 'kalleş' yönünü de gösteriyor. Ganimet için işlenen 'cinayetler' açıkça sergileniyor romanda. Savaşın namert yüzünü Turnus temsil ediyor; Aeneas ise mertçe savaşan taraftadır. Savaş her iki tarafın kayıplarıyla sürerken, Aeneas'ın teklifi üzerine, iki kralın ölümüne dövüşüyle son bulur. Aeneas, Turnus'u bu mücadelede öldürür.

Savaşın bitmesinin ardından Aeneas, Lavinia ile evlenir. Aeneas, Latium'a çok yakın bir tepeye, kehanetin söylediği gibi, Lavinium şehrini kurdurur. Her şey şairin dediği gibi olur savaş boyunca. 'Acaba şairin kocası hakkında diğer söyledikleri de gerçekleşecek midir?' Artık bu soru Lavinia'nın kafasını kurcalamaya başlamıştır. Yoksa şair 'ölecek' diyerek, krallığının bitmesinden mi bahsediyordu diye iyimser düşünmeye de çalışır; fakat bunu gösterecek zamandan başka hiçbir şey yoktur artık önünde. Bu düşüncelerle mutlu bir yaşam sürerken çocuğu Silvius'u getirir dünyaya. Şehirleri Lavinium da gelişmiştir artık ve halkı mutludur. Ölüm Aeneas'ı işte bu mutlu yaşamın ortasında bulur. Şairin dediği gibi üç bahar geçmiştir ve Aeneas hayvanlarını çalan hırsızlardan affettiği birinin ihanetiyle tanışır ölümle.

Aeneas'ın ölümünden sonra Lavinium'un başına, eski karısından olan çocuğu Ascanius geçer ve ülkeyi savaşlara sürükler. Bundan herkes rahatsızdır; fakat Ascanius'un eleştiri kaldırmayan karakteri yüzünden kimse sesini çıkaramaz. Ayrıca, kardeşi Silvius'u da annesinden eğitim bahanesiyle koparmaya çalışır; fakat Lavinia buna izin vermez. Silvius ona kocasının emanetidir; her ihtiyacıyla kendi ilgilenmek istiyordur. Bu yüzden çocuğunu alır ve ormanda bir kulübede saklanırlar. Albuena'ya yakın bu yerde ilahlar, Lavinia'ya, oğlunun büyük bir kral olacağını müjdeler ve Silvius'u orada büyütmesini isterler. O da tahta oturduğu zaman babası gibi şehir kuracak, hanedan sahibi olacaktır. Kurduğu şehir Roma, hanedanlığı da Roma İmparatorluğu olacaktır.

Lavinia/ Ursula K. Le Guin/ Çeviren: Gürol Koca/ Metis Yayınları/ 288 s.