‘Kim iktidarsa o sevilir’

Konya Muhacir Pazarı’nda konuştuğumuz kahveci Cemil, “Buralarda Türkiye genelinde hangi parti iktidardaysa hep o parti sevilir” diye anlatıyor, çevresindeki durumu.

18 Mayıs 2018 Cuma, 20:57
Abone Ol google-news

(Fotoğraflar: Kurtuluş Arı)

Konya’da, şehrin en eski mahallelerinden birinde Muhacir Pazarı’nın ara sokaklarında bir kahvedeyiz. Zamanında Balkan göçmenlerin yerleştiği o yüzden Muhacir, halk deyişiyle Maacır Pazarı olarak anılan bu mahalle pek tekin bir yer değil. Hani turistlere “Oraya gitmeseniz iyi olur” denilen bölgelerden. Ama iyi bir gezgin olmanın ilk şartı, gitme denilen yere gitmektir. Konya’ya gelip tarihi eserleri gezer, Mevlana’yı ziyaret eder ve Muhacir Pazarı’nın artık eskisi kadar olmasa da farklı havasını görmeden dönerseniz şehri anlamış olamazsınız. Sabahın erken saatleri... İnşaatçılar Kahvesi’nde oturmuş çay içiyoruz. Başını dışarıdan cama dayamış ufak tefek bir adam da gülerek bizi seyrediyor. O sırada kahve sahibi Cemal Çınardağlı giriyor içeriye... “Korkmayın diyor, Yaşar o. Ama Cansu dedirtir kendisine...”

'Kahve değil kıraathane'

Bu mahalleden aklımıza kazınan ilk hikâye, Yaşar’ın hikâyesi. Yaşar sabahları mahalledeki birahaneleri temizliyor, karşılığında geceden kalan yarım içkileri içiyor. Bir de dansöz kıyafetleri giyip dans etmeyi seviyor. İki tane cinayet işlemiş. Bir rivayete göre ona sarkıntılık yapan iki kişiyi, bir başka rivayete göre onunla dalga geçen iki kişiyi öldürmüş. Cezai ehliyeti olmadığı için hapis yatmamış. Artık kimse onunla dalaşmıyor. O da güler yüzüyle sokaklarda kendi bildiğince yaşıyor. Muhacir Pazarı, içinde birahaneler olan bir mahalle. Çalgıcıların, hırsızların, yoksulların, işsizlerin yaşadığı bir mahalle. Bir de son yıllarda Suriyelilerin yerleştiği bir mahalle. Kahveci Cemal 61 yaşında, 40 yıldır bu mahallede kahve işletiyor. İşe askıcılıkla başlamış. Yani küçük bir çocukken kahvelerde çıraklık yapar, askılı tepsiyle çay dağıtırmış.

Liseden sonra üniversiteye gidemeyince, bir memuriyet işine de giremeyince o da kahvelerde çalışmaya başlamış. Çok geçmeden de kendi kahvesini açmış. Ama artık işyerine kahve denmesini istemiyor. Belediye ile bir proje başlatmışlar, Konya’daki kahveleri kıraathaneye çevirme kampanyası yapmışlar. Masalar, sandalyeler yenilenmiş. Duvarlar boyanmış. Pencere çerçeveleri değiştirilmiş. Bir köşeye de küçük bir kütüphane yapılmış. İçi dini eserlerle dolu kütüphanenin. “Okuyorlar mı?” diyorum. Okuyorlarmış. Hatta tiyatro gösterileri bile yapılıyormuş artık kahvede. Bazen de dini sohbetler yapmaya geliyormuş hocalar. Kahveci Cemal müşterilerin neredeyse bütün gününü geçirdiği bu mekânın kimliğini değiştirme konusunda çok hevesli. “Kimler gelir sizin kahveye” diye soruyorum. “Her kesimden gelen olur” diyor “İşsiz gelir, iş arayan gelir, gariban gelir, memur gelir, emekli gelir. Bizim kahvelerimiz medeniyet okuludur. Hiçbir yerde konuşmadıklarını burada konuşur insanlar. Burada hükümeti kurar burada hükümeti yıkarlar!” Yıkarlar mı sahi?

Yok aslında bu şehirde kimsenin hükümeti yıkası yok. Ak Parti Konya’da çok güçlü. Yıkmaya niyetli olan varsa da öyle kolay kolay açık edemez kendini. Ama yine de soruyorum: “Nasıl oluyor siyasi tartışmalar kahvede?” “Çok güzel olur” diyor Kahveci Cemal, “Kırıcı olmadan, medeniyet çerçevesinde, şakalar yapılarak...” “Siz de girer misiniz o tartışmalara?” “Yok” diyor gülerek “Ben kızıştırırım, fitne sokarım araya.” Kahve her sabah namaz vakti açılıyor. Gece yarısına kadar da açık kalıyor. Sabah daha tenha, zaman ilerledikçe dolmaya başlıyor. Kâğıt oynayanlar, okey oynayanlar, tek başına uzaklara bakıp saatlerce çay üzerine çay yudumlayanlar, kafa kafaya verip fısır fısır bir şeyler konuşanlar, kafası öne düşüp düşüp uyuklayan yaşlılar, hızla içeri girip girip çıkan bıçkın delikanlılar ve etrafta hep gülerek dolaşan ufak tefek Yaşar. Konya’da Muhacir Pazarı’nda bir kahvede sıradan bir gün. Televizyon açık. Çay ocağı hararetli. Dışarıda hayat hareketli. Kahveci Cemal’in dedeleri de Selanik muhaciri. Ama o Konya’da doğmuş. Bu mahallede büyümüş. Şimdilerde başka bir yerde oturuyorsa da hayatı çocukluğunun geçtiği bu sokaklarda devam ediyor.

‘Suriyelileri severiz’

Onun gibi birçok kişi daha iyi semtlere taşınarak burayı terk edince, geriden kalan evlere hep Suriyeliler yerleşmiş. “Halkın tepkisi var mı Suriyelilere” diye soruyorum. “Yok” diyor “Bizim mahallede herkes sever onları. Zor durumda olanlara yardım edilir. Konya’nın başka yerlerinde olabilir ama bizde olmaz düşmanlık” diyor. Her sabah işe gelirken ceplerini nasıl gofret ve çikolatalarla doldurduğunu, onu görünce “Dede geldi” diye sevinen Suriyeli çocuklara onları hediye ettiğini anlatıyor. Bazen iki tarafın da gençlerinin taşkınlık yaptığı oluyormuş ama Cemal “Bizim dedelerimiz de savaş yaşadı, göç yaşadı, onların acılarını hissediyoruz. Asla onlara düşmanlık besleyemeyiz. Aksine maddi manevi sahip çıkarız hepsine” diyor. Peki, eskiden nasıldı buralar; sağ sol çatışmaları olur muydu? “Olmazmış. Sakin mahalleymiş, siyasete pek karışmazmış. Peki, kime oy çıkar buralardan? “Burada Türkiye genelinde hangi parti iktidardaysa hep o parti sevilirdi. Kıbrıs Savaşı sırasında bütün evlerde Karaoğlan posteri vardı. Özal dönemi ona oy verdiler hep. Şimdi de halkımız Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ı seviyor.” Bir tek HDP’ye geçit yok mahallede. “Ona asla oy çıkmaz buradan” diyor Kahveci Cemal. CHP’ye de pek sıcak bakan yokmuş. Biraz MHP belki... O kadar. “Birbirine kenetlenmiş fakir bir halk yaşar burada” diyor “Ve kendisine sahip çıkana oy verir.” Kendini anlatabilen, halka kendini ispatlayan politikacının her zaman güçlü olduğunu düşünüyor Kahveci Cemal. O yüzden Muharrem İnce’ye pek şans vermiyor. “Nasıl anlatacak kendini?” diyor, “Ne yaparak etkileyecek halkı? Karşısında kendisini ispatlamış bir güç varken, ne şansı olabilir?” Ama yine de dinlemek gerektiğini düşünüyor herkesi. Bakacak. Kim onu ikna ederse ona oy verecek. “Demokrasi de bu demek değil mi?” Meral Akşener’i de siyasetin içinden gelen güçlü bir karakter olarak görüyor. Ama “Cumhurbaşkanlığı başka bir iş, ağır iş” diyor.

‘İnsanımız müsrif’

Peki, memnun mu ülkenin gidişatından? Memnun. Eskiden hiçbir şey bulunamayan dönemlerden bahsediyor. Yağ kuyrukları, benzin kuyrukları, televizyonsuz evler, telefonsuz evler... “Ama şimdi öyle mi?” diyor. “Her şey elimizin altında. Küçük çocuklarda bile telefon var. Evlerde birkaç televizyon. Marketlerde ne ararsan var.” “Peki, alım gücü?” Onun hükümet politikalarıyla ilgisi olmadığını düşünüyor. “İnsanımız müsrif” diyor. Tükettiğinden fazlasında gözü.” “Mazot fiyatlarından yakınıyor çiftçi” diyor “Neden her köyde herkesin traktörü var? İki üç traktör olsa, dönüşümlü kullansalar olmaz mı? Bir sezon çalışıyor o alet, sonra boşu boşuna yatıyor.” “Peki, bizim evlerimizdeki, telefonlar, televizyonlar, buzdolabımızdaki fazla peynirler, etler, kapımızın önündeki arabalar onlar da israf değil mi?” diyorum. “Öyle tabii” diyor “Onlar da israf”. Vicdanlı insanlar aslında solcudurlar demek istiyorum Kahveci Cemal’e. Kendilerini sağcı sandıkları zaman kafaları karışır. Ama demiyorum. Çanakkale’ye gittiği zaman yaşadığı duygusallığı anlatışını izliyorum. Bir şehit mezarı görmüş Çanakkale’de. Mezar taşında “Ercişli Mehmet Çavuş” yazıyormuş. “Ta Van’dan gelip savaşmış bir Kürt çocuğu bu memleket için” diye gözyaşı dökmüş. “Bu memleket bizim, hepimizin” diyor, “Bırakalım Amerikalı mı gelsin, Fransız’a mı verelim güzelim memleketi. Biz Türk Kürt hep aynı ataların çocuklarıyız. Ama o dış güçler yok mu dış güçler...” Dış güçler var tabii. Ama sorun onlarda değil. Bizim iç güçsüzlüğümüzde demek istiyorum. Onu da söylemiyorum. Onun yerine birer çay söylüyoruz. Yanına da ünlü Konya simitlerinden alıyor Kahveci Cemal. Camdan dışarı sokağa bakıyoruz. Suriyeli kadınlar geçiyorlar eteklerinde çocuklarla. Köşe başında sokağa sandalye atmış delikanlılar onlara bakıyorlar. Yaşar yanında üç beş bira şişesi, diplerinde kalanları içiyor. Burası Muhacir Pazarı. Hayat burada göründüğünden daha sert. Ama pek çok şey gibi kimse bunu da birbirine söylemiyor.

<haber-yatay:975481,976327,977211,978044>