Libya’da ‘gölge tiyatrosu’...

Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında devrilmesinin ardından kaotik bir süreçten geçen Libya’da, siyasi ve askeri krizde ülkenin doğusunu kontrol eden askeri güçlerin lideri General Halife Hafter’in Trablus’a doğru harekete geçmesiyle yükselen tansiyon düşmüyor.

24 Kasım 2019 Pazar, 02:00
Libya’da ‘gölge tiyatrosu’...
Abone Ol google-news

 Avrupa Birliği’nde (AB) görev yapan, Cenova ve Trento üniversitelerinde ders veren Prof. Dr. Carlo Degli Abbati, Libya’daki iç aktörlerin yanı sıra dış aktörlerin sahaya dahil olduğuna dikkat çekiyor. Abbati, Libya, Afganistan ve AB-Türkiye ilişkileri konularında  sorularımızı yanıtladı.

Libya’daki kaos ve Türkiye’nin izlediği politika ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Muammer Kaddafi’nin, (eski Başbakan Nicolas) Sarkozy liderliğindeki Fransa öncülüğünde İngiltere ve ABD tarafından “petrol ile alakalı” nedenlerle devrilmesinin ardından kimse Kaddafi sonrası Libya’yı düşünmedi. Bu konuda hiçbir şey yapılmadı. Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Rusya... (Rusya Dışişleri Bakanı Sergey) Lavrov’un dediği gibi ortada olan bir “gölge tiyatrosu”. Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Uzlaşı Hükümeti, Batı tarafından kabul gördü, Türkiye ve Katar’ın da desteğini aldı. Ancak Hafter buna karşı çıktı. Mısır, BAE ve Suudi Arabistan tarafından mali ve askeri olarak desteklenen Hafter, Akdeniz’de bir donanma üssü isteyen Rusya tarafından da destek gördü. Fransa ise muğlak bir rol oynuyor, BM’nin istikrar siyasetini desteklese de her ihtimale karşı Hafter ile bir iletişim kuruyor. 

Hafter’in amacının Sarraj’ın uzlaşı hükümetini devirmek olduğuna şüphe yok. En azından sahada bir ilerleme kaydettikten sonra konferans masasına oturmak istiyor. Esas aptalca olan, Trump yönetiminin ülke için bu hassas dönemde Libya’dan asker çekmesi. Eğer Libya’daki belirsizlik sürerse IŞİD’in de ilerlemesi kolaylaşabilir. Hafter’in askeri hamlelerine karşı çıkan Türkiye, İtalya gibi kimi Avrupa ülkeleri ile aynı çizgide. 

ABD-Afganistan ilişkileri?

ABD Başkanı’nın seçimlerden önce “askerleri geri getirmeyi” istediğinden şüphe yok. Şangay İşbirliği Örgütü’nün taraflarının Afganistan yoluyla IŞİD’in yayılmasından endişelendiğine de... 2014’te NATO’nun savaş misyonunun Afganistan’dan çekilmesiyle Afgan güvenlik güçlerinin kayıpları büyük artış gösterdi. ABD’nin amacının daha önce de olduğu gibi IŞİD’in Afganistan’daki varlığını engellemek olduğunu düşünüyorum. Rusya, Çin, İran için de ölümcül düşman IŞİD, Taliban değil. IŞİD ile mücadele sürerken Taliban’a gerekli dikkat verilmedi, bu da istediklerini yapmalarına zemin hazırladı.

‘AVRUPA ÇOĞU ZAMAN İKİ YÜZLÜ’

Türkiye’nin Batı bloku ile ilişkilerini, bu çerçevede Rusya ile işbirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye’nin Avrupa’daki geleceği hakkında ABD liderliğindeki NATO ülkelerinin misilleme etkisinin daha az olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin AB’ye katılması konusunda Avrupa’nın tavrı çoğu zaman iki yüzlü. Bir zamanlar bu sebeplerden birisi Alman ekonomisinin bir katılım neticesinde özellikle iş piyasası için aşırı göç korkusuydu. Daha sonra üye ülkeler arasındaki fikir ayrılıkları, dini farklılıklar oldu. Avrupa ülkelerinin liberal demokrasilerin kültürel İslam ülkelerinde sorunsuz işleyebileceğini kabul etmemesi de bir problem. Benim fikrime göre bir uzlaşma yolu bulunmalı. Türkiye’nin tam üyeliğinin önündeki engelleri dikkate alarak imtiyazlı ortaklık vermek uzun yıllar aday olarak bekletilmesinden daha verimli olacaktır. Bu Türkiye’nin demokratik ve kültürel değerlerini tanırken hem Türkiye’nin Avrupa için hem de Avrupa’nın Türkiye için bir şeyler yapmasının yolu olabilir. 

ADALET KONUSU İHMAL EDİLDİ

Avrupa’da artan popülizm, aşırı sağ dalgasını neye bağlıyorsunuz?


PROF. ABBATİ- AB’nin en büyük sorunlarından biri toplumsal adalet. Sosyal adalet ihmal edildiği için demokratik dengeler altüst oldu. Yükselen aşırı sağcı ve milliyetçi akımlar AB’nin entegrasyon sürecine de zarar veriyor. Aşırı sağın oylarında bir artış oldu. Ancak bu durum ise farklı ülkelerdeki sağ cephelerin yaklaşım farkı nedeniyle yeni politikaların ele alınmasını zorlaştırabilir. Avrupa’ya kısmen şüpheli yaklaşsa da alternatifi olmadığı için AB yanlısı kalan partilerin sağ cepheye, yanıt vereceğini düşünüyorum. Yeşiller Partisi de dengeyi oluşturmak açısından kritik bir role sahip. Bu nedenle durumun çok da umutsuz olmadığı görüşündeyim. AB’nin yüzleştiği en büyük zorluklardan biri olan göç konusu. AB’nin yaş ortalaması her geçen gün daha da artıyor. Bu nedenle sorunlu ülkelerden gelen genç göçmenler yarar sağlayabilir. Herkese açık göçmen politikası da, Orban’ın (Macaristan Başbakanı) yürüttüğü gibi göçmen karşıtı politikalar da yanlış.