Matias Faldbakken’den ‘Garson’

Matias Faldbakken’in görsel sanatçılık geçmişinden aldığı ilhamla her bölümü yapboz parçası gibi cümle cümle inşa ediyor. Bir bütünü tamamlayan kısa kısa sahneler içeren dinamik bir üslupla anlatımı dirileştirerek...

31 Mayıs 2020 Pazar, 18:39
Abone Ol google-news

NE ALIRDINIZ?

Kuruluşu 1800’lere dayanan The Hills restoranının önündesiniz. Domuzun domuz, hınzırın da hınzır olduğu zamanların mirasını yaşatan, Avrupa’nın görkemli günlerini hatırlatan bir mekân burası.

Kapı açılıyor. Şef garson size 12 numaralı masayı gösteriyor. Masaya geçiyorsunuz. “Ne alırdınız?” diye soruyor ilgili garson. Şefin spesiyalini öneriyor: Nordmarka ormanından getirilen yeşilliklerle servis edilen bir pisibalığı…

İlginizi çekmediğini fark edince, “üzüm çekirdeği yağıyla tartarı da denemenizi öneririm, yanında güzel bir Burgonya.”.

Siz halen kararsızlık içinde menüye göz gezdirirken Porto şarabıyla birlikte kızarmış kaz ciğerini methediyor. Kararsızlığınızı gören garsonun son denemesiydi bu.

“Yok,” diyorsunuz, “ben şöyle güzel bir kitap istiyorum. Ne yazdığını bilen bir yazarın kaleminden çıkan, dozunda betimlemelerle metni zenginleştiren, iç ses ve diyaloglarıyla ahenkli, her şeyin belli bir amaçla metinde yer aldığı, bittiğinde ‘iyi ki okudum’ diyebileceğim bir kitap.”

HER ŞEY İYİ BİR KİTAP İÇİN

Tekdüze anlatılardan sıkıldığınızı anlatıyor ve size nitelikli bir okuma deneyimi sunacak bir eser istiyorsunuz.

“Hay hay!” diyor ve kendi etrafında arkasına dönerek mutfağa doğru uzaklaşıyor. Geçerken barmene bir şeyler söyledikten sonra mutfağın kapısından bir hışımla içeri giriyor. Ardından salınıyor çift taraflı kapı. Sağ sol, sol sağ. Sarkaç duruyor.

Şimdi mutfakta sizin için hummalı bir çalışma başlıyor. Bu restoranda herkes vazifesinin ayırdında, iyi bir kitap okumanız için herkes canla başla çalışıyor.

Kafanızı bu yana çevirip masalara göz gezdiriyorsunuz. Bu masada ilişkisi kötüye giden bir çift, şu masada bir evlilik yıldönümü, o masada iş konuşan kodamanlar; yani her şey olması gerektiği gibi.

Kitabınız tam zamanında geliyor. Fonda Bach’ın Kahve Kantat’ı, “afiyetle” okuyorsunuz. Matias Faldbakken’in Garson isimli eserini okuyorsunuz.

BEKLENMEDİK BİLEŞİMLER!

Norveççede “garson” kelimesinin kökünün, Almanca ‘kellner’ kelimesinden türediğini, onun da ‘Kiler Uzmanı’ anlamına gelen Latince ‘Cellarius’ köküne dayandığını bilmeseniz de olur. Ancak kendine ait bir dili ve kuralları olan restoranların, nevi şahsına münhasır hizmet neferleri olarak tanımlayabileceğimiz garsonların, bu tanımlardan çok daha fazlası olduğunu bilmenizde fayda var.

Sözgelimi anlatıcımız da tam teşekküllü bir garson; müzikten resime, insan ilişkilerinden toplumsal dinamiklere kadar birçok şeyden anlıyor. The Hills de bu birikime yaraşır, sofistike bir mekân zaten:

"Biz burada en üstün, en kaliteli şeylerden beklenmedik bileşimler oluşturmayı amaçlıyoruz" (s. 186) Anlatıcımız her şeyi duyan, gören restoranda alınan her bir nefesten sorumlu ve her şeyin farkında bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Şunu da belirtmek gerekir; Entelijansiya veya yeme içme adabına yönelik bir övgü kitabı değil Faldbakken’in eseri. Ne anlatıldığından ziyade nasıl anlattığının önemini gösteren bir eser.

ŞAŞALI BİR GEÇMİŞE AĞIT

Çehov’un bir yazarda aradığı temel nitelik olan gözlem yeteneği, bu metinde çok güçlü bir şekilde okura yansıyor. Metne uygun atmosfer yaratmak için kullandığı, gözleme dayanan detaycı ögeler, anlatıcının iç ses ve diyaloglarıyla fevkalade bir harmoni oluşturuyor. Sonuçta keskin bir zekâ parıltısı göreceğiniz o "hınzır" üslubuna eşlik ediyorsunuz. Zamanın akışına yönelik de bir derdi olmayan yazar, tek mekân ve zamanda sizi o havaya sokuyor ve yitip giden şaşalı günleri yaşatıyor.

Faldbakken’in görsel sanatçılık geçmişinden aldığı ilhamla her bölümü yapboz parçası gibi cümle cümle inşa ettiğini görüyoruz. Bir bütünü tamamlayan kısa kısa sahneler içeren dinamik bir üslupla anlatımı dirileştiriyor, okuru uyanık tutuyor.

Yer yer deneme türünün teamülerine uyacak şekilde felsefik ve hatta sosyo ekonomik çıkarımlarla karşılaşıyoruz. Bir bölümde teknoloji ve eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki etkisini alttan alta eleştirirken diğer(ler)inde sosyal medya bağımlılığını ele alıp hicvedebiliyor. Tabii kurgunun işi bu değil diyebilirsiniz ama her şeyi dozuyla yapmak, metne nitelik kazandırıyor.

Garson / Matias Faldbakken / Çeviren: Mehmet Emin Baş / Timaş Yayınları / 237 s.