Rock müzik arabeskleşiyor

Özlem Tekin 'Bana Bi'şey Olmaz'la sevenleriyle yeniden buluştu. İki yıldır Bodrum'da her şeyden uzakta kendini dinlendirdikten sonra enerjik ve mutlu bir albümle dönmüş. Çünkü o rock müzikte böyle şarkılara ihtiyaç var diyor.

23 Mayıs 2010 Pazar, 15:25
Abone Ol google-news

Kıpır kıpır, oturduğu yerde duramayan tipler vardır ya, İşte Özlem Tekin öyle biri. İçinden neşe ve pozitiflik fışkırıyor sanki. Tabii bu mutluluğa 5 yıl aradan sonra çıkardığı albümün katkısı büyük. “Bana Bi’şey Olmaz” tam bir Özlem Tekin albümü. Enerjik ve mutlu... Zaten o depresif rock şarkılarının arasında böyle neşeli olanlara da ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Kısaca çok yaramış ona İstanbul'u bırakıp Bodrum’a yerleşmek. Dinlenmiş, arınmış ve bomba gibi dönmüş resmen. Gerisi Özlem Tekin’den...

- Albüm nasıl bu kadar mutlu ve enerjik oldu? Siz de mutlu bir döneminizde misiniz?

- Kesinlikle. Aslında beş yıldır hiçbir şey yapmıyor değilim. İki dizide oynadım ve bir yıl boyunca tiyatroyla turneye çıktım. Kral TV’de de üç buçuk saatlik canlı yayın bir televizyon programı yaptım. Ayrıca Badem müzik grubuyla düet yapmıştım ve bir yandan onlarla da Özlem Tekin-Badem konserleri verdik. Yani çok yoruldum bu süreçte aslında. Sonra 2008’de evlendim ve buradaki her şeyi bırakıp, evi boşaltıp Bodrum'a taşındık birlikte. Bir daha İstanbul'a gelmemek üzere... Adım da atmadık albüme kadar buraya. Böylece iki yıldır ara vermiş oldum her şeye. İnternet kullanmadım, müzik kanalı da dahil hiçbir şey izlemedim. Tüm medya araçlarından uzak kaldım.

- Yani kendinizi dinlediniz bir süre ve sonra da “Haydi albüm yapalım” mı dediniz?

- Önce bir durdum ve arındım. Bağ bahçe ile uğraştım. Ne müzik, ne film, ne internet... İlişkimiz, evliliğimiz de çok güzel gidiyor tabii. Kalabalıktan uzakta, baş başaydık hep. Dolayısıyla çok mutlu bir bakış açısı ve sağlık geldi üzerime. Bodrum’un temiz havası yaradı yani. Bu arınmışlıkla albüm yapalım dedim. En sevdiğim, 80’lerin heyecanını birlikte yaşadığım, rock şarkılarını birlikte dinlediğim arkadaşlarımla albüm yapmaya karar verdik. Can Şengün, Murat Çeken ve Tahsin Endersoy gibi. Bir de Ozan Doğulu var tabii. Herkes sözünü, müziğini, elindekini koydu ve böylece albüm çıktı ortaya.

- Albüm çok enerjik ve mutlu...

- Evet, çok ihtiyaç vardı böyle bir albüme. İnsanlara iyi gelsin istedim çünkü rock müzik gittikçe arabeskleşiyor, şarkılar gittikçe daha ağlatır oluyor. Bu müzik türü tam bizim gençliğimizdeki rock müzik gibi. Bon Jovi, Guns N Roses’ın müziğinin modern hali, sanki 80’lerin rock müziği gibi. İçleri açılsın insanların. Yoksa bu rock’çı çocuklar kendilerini öldürecek. Doğum günü partisi yapsalar çalacak şarkı yok. Hep birlikte oturup üzülecekler. Bu albümle eğlenebilirler.

- Albümde aşk şarkıları da var. Özel hayatınızda mutlu olmanızın katkısı var mı?

- Evet, kadın ile erkek kavga etmiyor artık şarkılarımda. Hatta ilişkinin, paylaşmanın güzelliğinden bahsediyorum. Bu arada dünya da berbat bir durumda. Küresel ısınma var. Ekonomik kriz bütün ülkelerde kendini gösteriyor. Hükümetlerden kimse memnun değil. Herkes şikâyet ediyor. Her gün işten atılma korkusu... Kısaca herkes depresif. Bu albüm bu anlamda mutluluk verici, yani ilaç gibi. Güleryüzlü, enerjik ve dinamik...

- Sizle konuşup da oyunculuğunuzdan bahsetmemek olmaz...

- İyi ki başlamışım değil mi? Oyunculuğu çok seviyorum. Rolü çok sevdiyeseniz -ki ben sevmediğim hiçbir rolü oynamadım şimdiye kadar- harika bir şey oyunculuk. Sonuçta ben oyunculuk yapmaya mecbur değilim. Zevk için yapıyorum, o nedenle sadece çok istediğim rolleri canlandırıyorum. Çok rol de seçiyorum ama. Aslında haftada bir kargocu çocuk “Abla senaryon geldi yine” diye getiriyor. Bazısı okuduğumda hiçbir şey hissettirmiyor. Şu an Kaledeki Yalnızlık isimli bir filmde rol alıyorum mesela. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne yetiştireceğiz filmi. Bunun gibi senaryoları okuduğumda kabul ediyorum. Zaten okurken içimden oynamaya başlıyorum kimi rolü, canlandıracağım karakteri bilmeden. İşte o zaman onu oynamam gerekiyor diye düşünüyorum. Bu yeni filmde de öyle oldu. Film; başarısız, emekliye ayrılmak üzere olan bir kalecinin dramını anlatıyor. Orada Almanyalı bir Türk’ü oynuyorum. Şivesini bayağı çalıştım.

 

Kokoş bir tip değilim

- Hem çok sert, hem de çok mutlu, naif ve pozitifsiniz. Sanki insanın ruhunun her köşesine hitap ediyor gibisiniz. Bu nasıl oluyor?

Çünkü ben hepsini dibine kadar yaşıyorum. Hiçbir duygumu bastırmıyorum, sonuna kadar yaşıyorum. Ama normal hayatta çok yorucu bir tipimdir. Sürekli konuşurum, hiç durmam, bulaşırım. Tanımadıklarımla oturur sohbet ederim, “Adam belki konuşmak istemiyordur” demem. 24 saatte perişan ederim yani ama çok da eğlendiririm. Ama benimle 24 saat geçirdikten sonra bir hafta kafa dinlemek istersin.

- Bir de çok doğalsınız. Olduğu gibi derler ya hani...

Ben çok hareketli bir kadınım. Dağınık bir tipim, hızlı hareket eder, dağınık yürürüm. Öyle süslü olamıyorum, sevmiyorum. Karakterim değişiyor. Zaten topukluyla iki adım atamam, yere kapaklanırım. Hep spor ayakkabı giyerim. Eşofman, t-shirt ile rahat ederim. Kokoş bir tip değilim, hatta pasaklı olabilirim. Çünkü rahatıma çok düşkünüm. Mesela kolumu kaldıramam rahatça diye gömlek bile giymem.