Sadık Usta’dan ‘Dünyayı Değiştiren Düşünürler’

Sadık Usta, kapsamlı çalışması Dünyayı Değiştiren Düşünürler’in 5. cildinde uygarlıkların nasıl ve hangi koşullarda yükseldiklerini; çöktüklerinde arkalarında neden kültürel çölleşme ve barbarlaşmış toplumlar bıraktıklarını tartışıyor.

19 Ocak 2020 Pazar, 16:13
Abone Ol google-news

- Benim bildiğim serinkanlı bir insansın, insanı çıldırtacak böyle bir nankör işe neden giriştin?

Uzun yıllardır ütopya ve felsefe alanına kafa yorarım. Ülkemizde felsefe ve uygarlık tarihine meraklı ve bu alanda derinleşmek isteyen çok sayıda insanın olduğunu fakat bunların ihtiyacını karşılayacak derli toplu ve ağdalı bir dille yazılmamış bir çalışmanın bulunmadığını gördüm. Böylesi bir çalışmada hem düşünürlerin temel eserlerinden bölümler hem de bu metinlerin anlaşılmasını kolaylaştıran özgün sunuşlar da olmalıydı. Bu sunuşlar hem düşünürlerin yaşadıkları çağın toplumsal ilişkilerini, kültürel ve düşünsel iklimini yansıtmalı hem de düşünürlerin yaşamlarından ve tezlerinden bahsetmeliydi. Başka kitaplarda olduğu gibi felsefeyi Yunan felsefesiyle başlatmadım. Çünkü kanımca felsefe Yunanla başlamadı.


Hint ve Çin’de başlayan felsefe


- Nasıl yani?

Felsefe Hint ve Çin felsefesiyle başladı. Hint ve Çin uygarlığına ilişkin bulgular, arkeolojik buluntular, yazılı malzemeler 20. yüzyılın 30’lu yıllarında bulundu. 1900’ün başlarına kadar Sümerler bilinmiyordu. Sümerlerin kil tabletleri 19. yy. sonlarında bulundu. İlk kez de 1940’lı yıllarda çevrildi.Sümerlerin önemi, tabletlerin çözülmesiyle anlaşıldı. Sümerler beş bin yıl önce muazzam bir gelişme kaydetmişler. Bu yüzden tarih yeniden yazıldı. Aynı durum Hint ve Çin uygarlığı için de söz konusudur. Birinci ciltte Hint ve Çin uygarlığına geniş bir yer ayrıldı. Sonra felsefenin ne olduğunu, bilim ve kültürün hangi koşullarda ortaya çıktığını; felsefenin insan hayatına ne gibi katkıda bulunabileceğini açıklamaya çalıştım.

- Biliyorum. Bu beş cilt benim başvuru ve danışma kaynağım oldu. Ortaçağ ile Aydınlanma ilişkisi tam olarak kavranmış değil. Ortaçağ’ın Aydınlanma’da bir payı var mı?

Aydınlanmacılar eski feodal despotik rejimlere karşı mücadele ederken geçmiş dönemin karanlık ve bağnazlık dönemi olduğunu ileri sürmüşlerdi. Yeni dönem de aydınlık ve mutluluk çağı olacaktı. Fransız Devrimi insanlığa “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” vaat etmişti. Ancak devrimden on yıl sonra bunun hiç de böyle olmadığı ortaya çıktı. Ortaçağ, yoğun felsefi ve bilimsel tartışmaların yapıldığı dönemdir. Avrupalı entelektüeller Arap-İslam düşünürlerinden çok etkileniyorlar. 13. yüzyılın başından itibaren Avrupa’nın bütün üniversitelerinde er-Razi, Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd’ün okutulduğunu görüyoruz. Müslüman aydınlar da Yunan ve Hint biliminden, felsefesinden çok şey öğrendiler. Sonra onların metinlerini özümseyerek yeni sentezler geliştirdiler.


İslam’ın katkısı


- İslam uygarlığı ile felsefesinin genel teknoloji ve çağdaşlaşmaya katkısı oldu mu? Katkı varsa, bence, bu ölmüş bir katkı. Bu nedenle Müslümanlar nal topluyor.

İslamın 8-13. yüzyıllar arasında uygarlaştırıcı rolüyle, bugünkü siyasal İslam’ın bağnaz ve gerici işlevi birbirine karıştırılıyor. O gün İslam, dünyada uygarlaştırıcı bir işlev görüyordu. Fransız tarihçi M. Lombart şöyle der: “Avrupa’da Rönesans ve aydınlanmanın ilk başladığı yerler, Müslümanların fethettikleri ve uzun süre hükmettikleri yerlerdir. Çünkü uygarlık götürmüşlerdir. Fethedemedikleri yerlerse ya hiç gelişmemiştir ya da çok sonraları gelişmiştir.” İspanya ve Portekiz denizciliği Araplardan öğrenmiştir. Gemilerin rüzgâra karşı hareket etmesini sağlayan yelken sistemi Arapların buluşudur. Bugün birçok denizcilik terimi Arapçadır. 13. yüzyıldan sonra dünya farmakoloji, gökbilim, tıp, optik, kimya, matematik, cebir, metalürji gibi bir dizi bilimsel alanda Müslümanların tez ve buluşlarıyla tanışmıştır. Bu bilgiler Kudüs, Sicilya ve Endülüs üzerinden Avrupa’ya aktarılmıştır.

Peki bugün Müslümanlar neden nal topluyor? 5. ciltte uygarlıkların nasıl ve hangi koşullarda yükseldiklerini; çöktüklerindeyse arkalarında neden kültürel çölleşme ve barbarlaşmış toplumlar bıraktıklarını etraflıca tartıştım. Yükselen uygarlıklar insanlığın yarattığı enerji ve birikimin tamamını somurarak palazlanır. Sonuç: Eski uygarlıkların boy verdiği toplumların canı çekilir ve o bölge maddi ve kültürel anlamda zifiri bir karanlığa gömülür. Bu durum Sümer-Mısır, Yunan-Roma uygarlıkları yıkılırken de görülmüştür.

8 -14. yüzyıllar arasında İslam ülkeleri dünyanın en gelişmiş bölgeleriydi. Bilimsel buluşlarıyla, kentleriyle, kütüphaneleriyle, felsefesiyle, seçkin düşünürleriyle, ticari faaliyetiyle, devlet ve siyasi kurumlarıyla ve askeri başarılarıyla hep öndelerdi. Bağdat, Endülüs ve Kahire kütüphanelerinde toplam 1 milyondan fazla kitap bulunurken, Avrupa’nın tamamında birkaç bin kitap bulunuyordu.


Aydınlanma kararır mı?


- Okura ben senin kadar güvenmem! Ele aldığın adamlar Aydınlanma’da rol aldılar. Aydınlanma sürüyor mu, kararma tehlikesi var mı?

Bu beş ciltte incelediğim düşünürler, uygarlık tarihinin büyük aydınlanmacılarıdır. 3. cilt tamamen Avrupa Aydınlanmasını ele alır. Avrupa’nın aydınlanmacı birikimi biliniyor fakat İslam coğrafyasınınki çok bilinmiyor. Müslüman düşünürler, evren modeli, din-felsefe sorunu, madde ve hareket konusu, bilgi,akıl-vahiy tartışmasına ilişkin dikkate değer özgün tezler geliştirmişlerdir. Felsefeyi yeniden gündeme sokmuşlardır. Er-Razi, Farabi, İbn Sina ve İbnRüşd tam 400 yıl boyunca Avrupalı aydınların idolleri olmuştur. Kitapta bunların bulgularını ve kanıtlarını ortaya koydum. Tabii ki İslam felsefesinin Batı’ya katkılarını da…

Aydınlanmanın kararma tehlikesi var mı? Kısaca söyleyeyim, var. Voltaire’in bir betimlemesi var. Akıl ve kızı bilgelik, Aydınlanma döneminde ortaya çıkıp her yeri akıl ve bilgelikle donatırken, karanlık dönemlerde inlerine saklanırlarmış. Bu yüzden hep vurgularım: Aydınlanma, anti-virüs programı gibidir. Sürekli yeni koşullarda güncellenmelidir, yoksa virüs saldırısına uğrayarak felç olur. Her kuşak, kendi etkinliği içinde yeniden aydınlanmalıdır aksi taktirde modern veya eski hurafelerin etkisi altına girer ki bunun sonucu barbarlaşmaktır. Şu anda bütün dünya böyle bir süreçten geçmektedir.

- İslam ülkelerinde önümüzdeki yıllarda bir laik reform mümkün mü? Türkiye, AKP’nin “Karşı Devrimi”ne karşı durabilecek mi?

Kanımca önümüzdeki yıllarda bir reform mümkündür fakat bu, dinler değişeceği için değil toplumsal hareketler onu buna zorlayacağı için olacaktır. Kanımca dinler tarihte hiçbir zaman yok olmayacaktır. Çünkü insan beyni metafiziğe meyillidir. İnsanoğlu bir işe akıl erdiremediğinde hemen anında ilahi bir güce sığınma eğilimi göstermektedir. Yani insanlık gelecekte dinlerle iç içe olacaktır. Bu yüzden batıl inançla ve hurafelerle sürekli mücadele edilmelidir. Bu da belli bir donanımla olur.


Dünyayı Değiştiren Düşünürler V / Sadık Usta / Kafka Yayınları / 486 s.