Salgın sonrası dünya-1

Bu dizi gerekliydi, çünkü virüs salgını sonrası, şimdiden çok belli, yeni bir dünya düzeni kurulacak. Bu düzen, toplumların davranışlarından tutun felsefeye, ekonomiden tutun teknolojiye, eğitimden kültüre değin hangi değişimleri beraberinde getirecek? İşte çok yalın bu sorunun yanıtını, Prof. Dr. H. Haluk Erdem’in eşgüdümünü yürüttüğü bir çalışma sonucu, çeşitli üniversitelerimizden, ayrı bilim dallarından akademisyenlerimiz, okurlarımıza, bu diziyle bir yakın gelecek kurgusunun öngörülerini sunacaklar… IŞIK KANSU

27 Nisan 2020 Pazartesi, 06:00
Abone Ol google-news

GELECEKTE ETİK BİLİNÇ GÜÇLENECEK

Prof. Dr. H. Haluk Erdem (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Covid-19 ya da diğer adıyla koronavirüs salgını bugün tüm dünyayı etkisi altına almış durumdadır. Vaka sayılarındaki artışla birlikte gelen ölümler, yaşanan salgının ne zaman sonuçlanabileceğini öngörmemizi o güçleştirir.

Durumun doğal bir sonucu olarak yazılı ve görsel medya tüm yoğunluğuyla sağlığa ve tıbbın ortaya çıkaracağı aşıya odaklanmıştır. Korona sonrası dünyada bizi bekleyenin ne olduğu ya da gelecekte nasıl bir dünya içinde kendimizi bulabileceğimiz üzerine değerlendirmelerin de yapılması önemli görünmektedir.

Bildiğimiz dünyanın artık eski dünya olmayacağı ve yepyeni bir düzenle karşılaşabileceğimiz gerçeği, sorunu felsefi, sosyolojik, teknolojik ve eğitimsel olarak da değerlendirmemiz gerektiğini ortaya çıkarıyor. Hangi düşüncelerin, kavramların günümüzü ve gelecek dünyayı anlamada ön plana çıkacağı, felsefenin, bilimin ve sanatın nasıl bir rol oynayacağı sorularına yanıtlar vermek gerekiyor.

YOZLAŞAN DAYANIŞMA

Gazetelere de yansıyan görüşleriyle bazı filozoflar yaşanan durumun ve sonrasının çözümlemesini yaptılar. Fransız filozof Edgar Morin, koronavirüsün toplumlarda gitgide azalan hatta yozlaşan dayanışmayı güçlendiren bir yaklaşıma neden olabileceğini vurguladı.

Ona göre, gelinen küreselleşme, insandaki dayanışmayı zayıflatmıştır. Gelecekte gıda üretimi, ülkelerin kendilerine yeterli olabilen ve sağlıklı tarıma duyulan gereksinime yönelmelidir. İngiliz düşünür David Harvey, sermaye birikiminin küresel dinamiklerine dikkatimi çekmiş ve mutasyona uğrayan bu tip virüslerin insan hayatını tehdit edici hale gelmesinin insan eylemlerine bağlı olduğunu ileri sürmüştür.

Homo Sapiens ve Homo Deus kitaplarından tanınan Harari, salgının yarattığı kriz durumunun uzun vadede en büyük sorunun gelecekte insanları gözetim altında tutacak bir süreci getireceğini ileri sürmüştür.

İNSAN SORUMLULUĞU

Salgının evlere kapanan insanları farklı yönlerde etkilediği açıktır. Kendini korumak kadar bir başkasının da zarar görmemesi için dışarı çıkmamak insana karşı duyulan bir sorumluluk değerini güçlendirmektedir.

Bu sorumluluk aynı zamanda etik bir eylemdir. Kişinin yalnızca kendini düşünmemesi gerektiğini göstermiştir. İnsanlıkla ilk buluşma bugün evde kalarak başkasının varlığını tanımaktır. İnsana olan saygının gelecekte sürmesinin koşulunun şimdiki eylemlerimizden geçtiği açıktır. Etik bilinci güçlendiren bu tutum, gelecekte insanlıkla dayanışmamızı güçlendirebilir. Ancak evde kalırken işsizlikle, yoksullukla ve belki de açlıkla karşı karşıya kalan insanları unutmamak gerekiyor.

Bu yüzden uluslararası etkide bir insanlık dayanışmasını gündeme getirmek gerekiyor. Kendimize yeterli olmaya çalışmak, aynı zamanda tüketici olmaktan bizi uzaklaştırabilir. Her şeyin hazır sunulduğu bir hayatta güçlenen yalnızca, etkisini artıran kapitalizm olmuştur. Vurgulamak gerekirse, salgın sürecinde ilk değer, başkasına karşı sorumlu olduğumuz ve olabildiğince kendimize yetebilmektir.

Geleceğin dünyasında etik bilincin güçleneceği olasıdır. Yalnızca kendi başımıza yaşamadığımız bir dünyayla karşılaşacağız. Bu bakımdan evde kalma sürecini nasıl geçirdiğimizin önemi büyüktür. Hangi ortak değerler etrafında birleşeceğimiz vurgusu güçlendirilmelidir. Salgın öncesi nasıl bir hayat yaşıyorsak aynı şekilde öyle bir hayat yaşanamayacağı beraberinde bir değişimi getirecektir.

Ancak olumlu yönde insanda bu değişimin olması için, edindiği tüm bilgi, inanç, kültür ve değer birikimini zenginleştirmesi önemlidir. Çatışmaların azalıp uzlaşının artacağı yönünde bir yaklaşım içerisindeyim. Felsefe ve bilgelik tarihinin insanlığa sunduğu kazanımlara önyargılı yaklaşımlar daha ılımlı hale gelecektir.

İNSANIN KENDİ GERÇEKLİĞİ

Gelecekte nasıl bir dünyanın bizi beklediği sorusuna ilk yanıt, insanın kendi gerçekliğinin farkına varmasıdır. İnsan olarak var olan potansiyelimizi geliştirmek yönünde atılan her adım, sonrasında ortaya çıkacak şiddeti engelleyebilir. Yalnızca toplumsal bir varlık olmadığımız her şeyden önce değerlere sahip kişi olduğumuz gerçeğiyle daha fazla karşılaşacağız. Sadece bizden istenen görevleri yapmadığımız, aynı zamanda kendimizi geliştirebildiğimiz çok yönümüz olduğu açık hale gelecektir. Dünyayı insan, eylemleriyle kurar, bütün eylemler de öncelikle zihinde başlar. Zihinlerin değişmesi olasılığı ortaya çıkmıştır. Değişim, daha umutlu olabileceğimiz bir dünyayı kurmada gereklidir.

KÜRESELLEŞMENİN GÜÇLENMESİ

Felsefenin günümüzde ve gelecekte rol oynayacağı etki, insana eleştirel bakış, bilginin önemi, özgürlük bilinci, bize özgü yeteneklerin daha fazla geliştirilmesi, doğaya olan yaklaşım, insan haklarında ilerleme başta olmak üzere pek çok alanda kendisini gösterecektir. Söz konusu etkinin artışı çok uzun zamanda gerçekleşmeyecek bütün değişimlerin nedeni ve nereye gittiğini anlamamızı sağlayacaktır. Güçlenen akıl yönümüz, kendi özerk yapımız için önemlidir; aksi takdirde totaliter yapılar, küreselleşmenin güçlenmesiyle birlikte belirli ülkelerin egemenliğinde dünya kaçınılmaz olacaktır.

- Tekno-burjuva ve yıkıcı teknoloji ile emeği yok edilen işlevsizlerin yer değiştirme ihtimali, tarım veya sanayi toplumlarındaki sermaye sahibi ve emekçinin yer değiştirme ihtimaline göre çok daha yüksek olacak.

- Sosyalleşmenin fiziksel boyutu devre dışı kalacak. Anne-babalar, çocuklarına insanlarla fiziksel temaslarını azaltmalarını, izole bir hayat yaşamalarını öğütleyecekler.

- Dünyayı insan, eylemleriyle kurar, bütün eylemler de öncelikle zihinde başlar. Zihinlerin değişmesi olasılığı ortaya çıkmıştır. Değişim, daha umutlu olabileceğimiz bir dünyayı kurmada gereklidir.

- Her şeyin hazır sunulduğu bir hayatta güçlenen, yalnızca etkisini artıran kapitalizm olmuştur. Vurgulamak gerekirse salgın sürecinde ilk değer, başkasına karşı sorumlu olduğumuz ve olabildiğince kendimize yetebilmektir.

TEKNO-BURJUVA DÖNEMİ KAPIDA

Prof. Selçuk Özdemir (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Tarihin akışı ne zaman değişir? Kimileri kısa yoldan teknolojinin gelişmesine bağlar bu değişimi, kimileri iletişim teknolojilerinin gelişimine, kimileri ise büyük felaketlere ve olaylara. Bu görüşler doğru ama eksiktir.

Tarih boyunca toplumsal büyük dönüşümler, ancak teknolojik değişimlerin veya büyük felaketlerin “emeği” dönüştürmesi halinde ortaya çıkmıştır. Bir teknolojik gelişme oldu veya bir felaket oldu diye dünya veya toplumlar otomatik olarak değişmez.

Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinen salgın hastalıklar, tarih öncesinde, antik dünyada ve sonrasında birçok göçe ve toplumsal dönüşümlere neden olmuştur.

MAGNA CARTA’DAN...

Özellikle, bugün insan hakları ile ilgili tüm hukuksal metinlerin temelini oluşturan 1215 tarihli Magna Carta’nın ortaya çıkmasının nedenlerinden birisi, İngiltere’de bir salgın hastalıkta yüz binlerce köylünün hayatını kaybetmesiyle “sermayenin sahibi” feodaller çalıştıracak “emeğin sahibi” insan bulmakta zorluk çekmeye başlayınca, bunların diğer derebeylerinin köylülerini daha fazla ücret ödeyerek transfer etmeye başlamalarıdır.

Teknoloji alanından da örnek vermek gerekirse, buhar makinesi icat edildiği için sanayi devrimi olmadı! Buhar makinesi, madencilik başta olmak üzere; kara ve deniz ulaşımı, tekstil gibi birçok alanda o güne kadar daha fazla sayıda insanın emeği ile yürütülen sektörleri, daha az sayıda insan ile kat be kat fazla hizmet ve mal üretebilir hale dönüştürdüğü için insanlık tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin yolunu açmıştır.

Ateşin kontrollü kullanılmasının keşfinden tekerleğin keşfine, bitki özünden iplik yapılmasından mesajın kodlanabileceğinin anlaşıldığı dumanla ve tamtamla haberleşmeye, örnek sayımızı artırabiliriz, ama şu anda konumuz bilim ve inovasyon tarihinden ziyade yakın geleceğimiz.

Mevcut küresel koronavirüs salgını kısa vadede hayatta kalma içgüdümüzü tetiklerken, tarihteki deneyimlerden dersler çıkaran düşünürler ise yavaş yavaş bu küresel karantina sonrasındaki toplumsal dönüşümün nasıl olacağına kafa yormaya başladılar.

KLASİK EMEK

Korona salgınının, şu anda 16 yaş altındaki gençlerimizde, çocuklarımızda ve önümüzdeki iki yıl boyunca dünyaya gözlerini açacak nesillerde hayatları boyunca taşıyacakları ve kendi çocuklarına da aktaracakları köklü bir alışkanlığa neden olma ihtimali çok yüksek: Sosyal mesafe! 2020 itibarıyla, tüm ülkelerde anne-babaların uzun bir süre çocuklarına, tanıdıkları olsa bile, insanlarla fiziksel temaslarını azaltmalarını, mecbur kalmadıkça kalabalıkların olduğu yerlerden uzak durmalarını ve mümkün olduğunca izole bir hayat yaşamalarını öğütleyecekleri kesin. Bu sürecin sonunda, eğer tersine çevrilemezse, sosyalleşmenin fiziksel boyutu devre dışı kalacak gibi görünüyor.

EKONOMİNİN GÜNDEMİNDE

İnsanların fiziksel temasının minimuma indirgenmesi, koronadan bağımsız aslında yaklaşık 10 yıldır ekonomi dünyasının gündeminde. Sanayi 4.0, hizmet ve mal üretiminin olabildiğince insansızlaştırılarak tarih boyunca insan emeğiyle yapılan işlerin otonom makineler tarafından yapılmasının kapılarını açtı. Almanya ve Japonya başta olmak üzere çeşitli gelişmiş ülkeler Sanayi 4.0’ın hayata geçmesi için yoğun çaba harcamaktadır.

YAPAY ZEKÂ

İnsanların kadim ihtiyaçlarını “klasik emekten” arındırılmış olarak veya bunları minimuma indirgeyerek karşılayacak insansız karanlık fabrikalardan, mikro fabrikalara (3D-4D yazıcılar), otonom kara ve hava ulaşım araçlarına, kendi kendine öğrenebilen ve öğrendiğini diğer makinelere öğretebilen yapay zekâya sahip cihazlara çok farklı teknolojiler “Tekno-burjuvalar” tarafından geliştirilmektedir. Bir anlamda Platon’un Devlet’indeki ifadeyle birbirlerinin emeklerinden faydalanmak üzere bir araya gelerek toplumu oluşturan bireylerin, birbirlerinin fiziksel emeklerine ihtiyaç duymayacakları için bir araya gelmelerine de gerek kalmayacakları bir sosyal yapıya doğru ilerliyoruz. Kısaca, Karl Marx’ın tanımlamasıyla Sanayi 1.0 ile emeğine yabancılaşan insan, Sanayi 4.0 ile emeğiyle vedalaşmak üzeredir.

İŞSİZ DEĞİL, İŞLEVSİZ

Tarım toplumlarındaki derebeylerinden veya sanayi devriminin burjuvalarından bağımsız olarak tekno-burjuvaların bütün sermayeleri internete bağlı bir bilgisayar, kodlama gibi makinelere emir verme becerileri, yaratıcı zekâ ve sabır gibi duygusal becerileri ve temel/sosyal bilimler alanlarındaki bilgileridir.

Hemen yandaki dairede kendi odasında bilgisayarına kapanmış, asosyal olarak tanımladığınız komşunun oğlu bir teknoburjuva adayıyken bizzat onun geliştirdiği “yıkıcı” bir teknoloji yüzünden Prof. Dr. Kemal İnan Hoca’nın ifadesiyle “işsiz” değil “işlevsiz” kalmaya aday kişi de siz olabilirsiniz. İşin ilginç tarafı, bundan sonra teknoburjuva ve yıkıcı teknoloji ile emeği yok edilen işlevsizlerin yer değiştirme ihtimali, tarım veya sanayi toplumlarındaki sermaye sahibi ve emekçinin yer değiştirme ihtimaline göre çok daha yüksek olacaktır.

Toplumların yeni nesillerine sundukları eğitimin kalitesi ve “dönemin üretim araçlarına” göre güncelliği o toplumların diğer toplumlarla girdiği her türlü yarıştaki en belirleyici faktör olacaktır.

RAF ÖMRÜ DOLMUŞ

Okulu, öğretmeni, bilgiyi, öğrenme ortamlarını, ölçme-değerlendirmeyi kutsallaştırmadan gerekli evrimsel ve devrimsel değişimleri eğitim üzerinde zamanında gerçekleştirebilen, Hasan Âli Yücel’in tanımlamasıyla çocukları “karatahta fiziğinden, tebeşir kimyasından” kurtarıp öğrenmeyi uygulamalı hale getiren bugünün geri kalmış veya gelişmekte olan toplumları yakın geleceğin gelişmiş toplumları olmaya bundan sonra çok daha yakın olacaklardır. Önceden belirlenmiş ve sabit bilginin öğretmenler tarafından planlı bir şekilde öğrenciye aktarıldığı, öğrencinin de aktarılan bu sabit bilgiyi ne kadar çok tekrarlarsa o kadar çok başarılı olduğu, raf ömrünü doldurmuş klasik okullara dijital araçları göstermelik yerleştirerek kendimizi kandırmadan gerekli dönüşümü yapmak bugünün eğitim camiasının ve siyasilerin en büyük sorumluluğudur.