Sümeyye Boyacı ülkemize yine başarıyla döndü

Sümeyye eğer kollarını “bahane edip” 2008’in sıcak bir yaz günü yüzmeyle tanışmasa yüzme dünyası Sümeyye Boyacı’yı, “kolları olmayan şampiyon yüzücü” diye tanımayacaktı.

03 Mayıs 2021 Pazartesi, 10:00
Abone Ol google-news

“Eğer, balıklar kolları olmadan yüzebiliyorsa...” diye düşünmüş henüz 5 yaşındayken Sümeyye Boyacı.. Ve o günlerde biraz meraktan atmış kendini havuza; iyi ki de atmış...

Eğer doğuştan olmayan kollarını “bahane edip” 2008’in sıcak bir yaz günü yüzmeyle tanışmasa yüzme dünyası Sümeyye Boyacı’yı, “kolları olmayan şampiyon yüzücü” diye tanımayacaktı.

Gerçi azimli bir insan 18’ine yeni giren Sümeyye. Eğer yüzücü olmasaydı bugün belki karşımıza kolları olmayan dünyaca ünlü bir ressam adayı olarak çıkacaktı.

Ama dedik ya “yazgı” diye; Sümeyye artık, Türkiye’nin Avrupa, dünya ve olimpiyat şampiyonlukları beklediği ilk kadın paralimpik yüzücü...

2018’de Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonası’nda, 50 m sırtüstü S5 kategorisinde altın madalya kazanmış, bir sonraki yıl İngiltere’de düzenlenen Dünya Paralimpik Yüzme Şampiyonası’nda bu kez kıl payı gümüşte kaldı, son olarak da geçen hafta İtalya’da düzenlenen Paralimpik Yüzme Dünya Serilerinde altın madalyayı boynuna taktı, artık o paralimpik yüzmenin Avrupa ve dünyadaki en hızlı kadınlarından. Yeni hedefi ise eğer bir erteleme ya da iptal yaşamazsa Tokyo’daki olimpiyat altını.

EN ÇOK ANNEM HAK EDİYOR

Peki Sümeyye Boyacı kimdir?

5 Şubat 2003’te, annesi Semra Boyacı ile babası İsmail Boyacı’nın ilk çocuğu olarak Eskişehir’de hayata gözlerini açıyor; doğuştan iki kolu olmayan Boyacı, aynı zamanda kalça çıkığı ile tanışıyor. Ailesi ise “O bizim prensesimiz” diyor doğumundan itibaren. Hem anne hem baba o günden sonra hayatlarını Sümeyye’nin eğitimine, toplum içinde ayakları üzerinde duran bir karakter olmasına adıyor. Ki Sümeyye Boyacı, bu adanmışlığın sözcük karşılığının annesi Semra Hanım’la özdeşleştiğini de her fırsatta söylüyor: “Anneminki fedakârlık değil, kelimenin tam anlamıyla adanmışlık. Kendisini benim yanımda durmaya adamış. Doğruyu söylemek gerekirse de kazandığım bütün madalyaları en çok annem hak ediyor.”

Kolları olmadığının farkına varıp hayatı bu bağlamda kabul ettikten sonra ayakları ellerinin yerini alıyor Sümeyye’nin. İlk meşgalesi resim oluyor. Alıyor kalemi ayak parmaklarının arasına başlıyor karalamaya; derken renkli kalemler, boyalar ve Rusya’da sergi açacak kadar çok çiziyor.

5 YAŞINDA BAŞLADI

Ama onun gönlündeki uğraş yüzme... Çocuk aklıyla “Akvaryumda balık” değil ama çok iyi bir yüzücü olmaya adıyor kendini ailesinin desteğiyle. 10-11 yaşına kadar, Eskişehir’deki havuzun iyi yüzen kızıyken kendisine yeni bir ufuk açan antrenörü Mehmet Bayrak ile yolu kesişiyor. 3 senede paralimpik yüzmenin kraliçe adayı oluyor.

Elbette şu 3-5 cümledeki kadar kolay değil bu iş.

Günlük çalışma programını anlatırken yoruluyorsunuz:

“5 yaşındayken hobi amaçlı başlamıştım. 4 yıl düzenli özel derslere devam ettim. Şu anki antrenörüm Mehmet Bayrak’la tanışana kadar engelli bireyler için şampiyonaların düzenlendiğinden bile haberim yoktu. Katıldığım ilk ciddi yarışta Türkiye Şampiyonası’nda dünya barajını geçmem belki de kırılma noktasıydı. Henüz 11 yaşındaydım. İlk deneyimimde bu başarı, milli takım yetkililerinin de dikkatini çekti. Sonra daha ağır çalışmalar başladı. Her gün 8 saat antrenman yapıyorum. Gün doğmadan kalkıp 5.45’te havuza giriyorum. Kesinlikle kolay bir iş değil. Aylarca kamp yapıyoruz. Ailemizden ve evimizden uzakta kalıyoruz. Günlük 9 kilometre yüzdüğüm zamanlar oluyor. Kollarımın olmaması belki de bana pes etmemeyi öğretti. Çünkü pes etmezsek bir yerlere gelebiliriz. Pes ettiğimiz zaman orada kalırız. Spor sayesinde hayatım daha programlı ve planlı. Şimdi misyonum daha da büyük, çünkü önümde Tokyo Olimpiyat ve paralimpik oyunları var.”

O GERÇEK BİR ROL MODEL

Peki, kollarının olmaması onun hayatında bir handikap mı?

Aslında değil: “Eskiden insanlarımız biraz rahatsız edici gözlerle bakıyorlardı, bunu rahatlıkla fark edersiniz. Ama milli sporcu olduğumdan beri, daha doğrusu madalyaları kazandıktan sonra beni gördüklerinde ‘Sümeyye Boyacı burada hemen fotoğraf çektirelim, kutlayalım’ diyorlar. Bu da aslında önemli bir adım. Çünkü insanın, herhangi bir uzvunun eksik olması, bir işi yapamadığı anlamına gelmemeli. Sporun en sevdiğim yanı karşımızdakinin bizi kabullenmesine, onayına ya da beğenisine bağlı olmaması. Çünkü derecelere bakıyorlar günün sonunda. Türkiye Cumhuriyeti tarihimizin ilk kadın Avrupa şampiyonu ve en genç dünya ikincisi olmak da benim için ayrı bir gurur..”

Sümeyye’nin olimpiyat hedefi var; ama uzun vadeli hedefleri daha büyük. Çünkü o şu sıralar hem olimpik bir sporcu hem de spor psikologluğunu hedefleyen bir birey:

“Yüzmedeki hedeflerim belli, onun dışında psikoloji okuyup, yurtdışında da ciddi eğitimler alarak spor psikoloğu olmak istiyorum. Uluslararası kuruluşlarda çalışmak da bir başka hedefim."

Sümeyye’nin resim merakı, şampiyon yüzücü kimliğinin yanı sıra farklı bir yüzü de var. O, ünlü bebek üreticisi Barbie firmasının “rol modeli”.

OYUNCAK BEBEĞİ SATILIYOR

60 yıllık geçmişe sahip dünyaca ünlü Barbie markası, Türk yüzme tarihine adını altın harflerle yazdıran Sümeyye Boyacı’yı rol model alarak oyuncak bebeğini satışa çıkarmıştı geçen yıl. Duyduğunda inanamamış Sümeyye Boyacı bu bebek olayına. Sonra kendisine ilk bebek gönderildiğinde gözleri dolmuş, mağazalarda satılmaya başladığında ise farklı duygular yaşamış, çocukken iyi bir Barbie meraklısı olarak.