Üç fidanın idam gecesi

Anadolu halk geleneğinde 6 Mayıs hıdrellezdir. Sevenlerin, özlem çekenlerin kavuşma günüdür. 6 Mayıs’ın, Hıdrellez gününün benim için hem kavuşma, hem ayrılık günü olacağını nereden bilebilirdim...

06 Mayıs 2015 Çarşamba, 13:15
Abone Ol google-news

18 yaşındaydım.

Sabaha karşı annemin mutfaktan gelen ağlama sesleriyle uyandım. Perdeyi aralayıp dışarı baktım. Gün ağarmamıştı henüz. Kötü düşler görmüştüm. Hıdrellez sabahı böyle mi uyanacaktım...

Anneme koştum. Babamla birlikte balkona geçmişlerdi. Annem, beni görünce sesini daha da yükseltti. Babam, sessiz ağlıyor, gizlediği gözyaşlarını elinin tersiyle silmeye çalışıyordu.

“Kim ölmüş anne!” diye sordum.

“Astılar kızım; bu gece Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i astılar!..”

O ana dek sessizce ağlamaya çalışan babam, hıçkırıklar içinde arka odaya geçti. Annemin sıcacık kucağında buz gibi oldum birden. Bir acı düğümlendi boğazıma, ağlayamıyordum, konuşamıyordum.

Babam, Altındağ’ın Çalışkanlar Mahallesi’nde muhtardı. Ben uyuduktan sonra polisler gece gelmiş, evimizin kapısını çalmış. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararlarının o gece infaz edileceğini bildirerek, aynı mahallede oturan Mezarlıklar Müdürü Alişan Canpolat ve Ulucanlar Cezaevi’nde idamları infaz eden celladın ev adreslerini almışlar.

“Acıyı bal eyledik” demiş ya şairimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil...

Ben de 6 Mayıs’ın anısını törene dönüştürdüm. Artık gül ağacının dibine dilek kâğıtları bırakmıyorum ama Hıdırellez gecesi, 6 Mayıs’ta evin her yanına mumlar yakıp bırakıyorum Deniz, Yusuf, Hüseyin aşkına...

Canpolat anlatıyor

Sonradan CHP’den milletvekili seçilen eski Mezarlıklar Müdürü Alişan Canpolat ile idamlardan 34 yıl sonra görüştüm. Yıllar olmuş görüşmeyeli... Sağlığı bozulmuş, yaşlanmış, saçlarındaki beyazlar da artmıştı.

Telefonla konuşmuş, randevulaşmıştık. Bana, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam gecesini anlatacaktı. Bu konuda o güne dek birçok kitaplar, şiirler yazılmış, türküler bestelenmiş, filmler çekilmişti. İdamların canlı tanığı Alişan Canpolat, o geceyi ilk kez anlatacaktı. 16. Dönem CHP milletvekili Alişan Canpolat, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra belleğini zorlayıp başladı anlatmaya:

Ankara Belediye Başkan Yardımcımız 5 Mayıs günü akşama doğru aradı:

‘Alişan Bey, sizinle özel bir şey konuşmak istiyorum. Bu konudan kimsenin haberi olmasın; duyulmamasını rica ediyorum. Meclis’te 3 genç hakkında idam kararı verildiğini biliyorsunuz. Bu gece o idam kararları Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edilecek. Cenazeler, sabaha karşı Karşıyaka Mezarlığı’na gelecek. Gece yarısından itibaren makamınızda hazır bulunmanızı ve defin işlemlerine yardımcı olmanızı rica ediyorum.

Zorlukla, ‘Peki’ dedim. Telefonu kapattıktan sonra derin bir acı duydum. Bir baba olarak o acıyı yüreğimde yaşadım. O akşam eve nasıl gittiğimi anımsamıyorum. Hanım, davranışlarımda bir gariplik olduğunu fark etti. Söylememek için uzun süre direndim. Evin içinde üst üste sigara yakıyordum.

Aysel Hanım, ‘Sende bir hal var, ne olduysa söyle!’ diye sıkıştırınca daha fazla dayanamayıp açıkladım. Gece yarısına doğru polisler kapıyı çaldı. ‘İdamlar bu gece infaz edilecek, seni almaya geldik’ dediler. Belediye Başkan Yardımcısının gündüz saatlerinde telefon ettiğini, haberimin olduğunu bilmiyorlardı. Gelip sizin kapınızı çalmışlar, muhtar baban da evi tarif etmiş. Bana gelmeden önce mahallede oturan celladı da alıp cezaevine bırakmışlar. Mezarlıkta çalışan gassal Seyit Çiftçi’ye de gündüzden haber vermiştim, onu da yanımıza alıp Karşıyaka’nın yolunu tuttuk.

Gece yarısıydı. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı şehirden mezarlığa zifiri karanlıklar içinde gittik. Emniyet Müdürü İsmail Hakkı Demirel ve üç-beş polis de bize eşlik etmişti.

Üç oğul, üç baba...

Cenazeler sabaha karşı geldi. İdam edilen üç gencin babası da oradaydı. Deniz, çok uzun olmasına karşın babası Cemil Gezmiş kısa boyluydu. Hüseyin’in babası Hıdır da oradaydı, Yusuf’un babası da gelmişti. O saatte çay demledim ama kimin boğazından geçer...

Deniz’in babası, okumuş, bilgili bir insandı. Diğer babalar da üzülüyordu ama o daha çok çırpınıyordu; en çok onu teselli etmeye çalıştım. Hem mesleki, hem insani görevimi yerine getiriyordum...

Cenazeler gelince bir hareketlenme başladı. Önceden kazılmış boş mezar yerlerine gittik. Emniyet Müdürü Demirel, ‘Alişan Bey, ben mezarların başına gelmeyeyim, siz durumu idare edin’ dedi. Onu odada bırakıp çıktık. Yanımızdaki polisler de, ‘Alişan Bey işini bilir’ diyerek karışmadılar. Ben, Türk askerine, erinden komutanına kadar sempati duyarım. Ancak, defin sırasında o jandarma yüzbaşının davranışlarını aradan bunca yıl geçmesine karşın unutamıyorum...

O gece...